Yazar: Naim Güney

Vona’lı Havva Hanife Hanımın Oğlu

Vona’lı Havva Hanife Hanımın Oğlu

KÖŞE YAZARLARI, Naim Güney
Havva Hanife, 1900 yılında Ordu ilinin eskiden "Vona" denilen Perşembe ilçesine bağlı Annaç köyünde doğmuştu.. Vona diğer adı Perşembe, iki burun arasında, eşsiz güzellikte bir koydur.. Havva Hanife Hanımın ailesi yoksul bir aileydi.. Baba eve bir de kuma getiriyor. Anne köyüne gidiyor.. Hanife de Ordu'da, Liman Reisi Deniz Binbaşısı Salim Bey'e evlatlık veriliyor. Salim Bey ve karısı Süreyya Hanım onu bağırlarına basıyorlar.. Süreyya Hanım, iyi yürekli, duygulu, gencecik bir İstanbul hanımefendisi.. Salim Binbaşı, birkaç yere daha tayini çıktıktan sonra, İstanbul'da Heybeliada Bahriye Mektebi müdürü oluyor.. Havva Hanife de (ona bir de "İkbal" adını vermişler) onlarla birlikte.. "Aziz Efendi" de Heybeliada Bahriye Mektebi'nde önce bahçıvan, sonra iaşe memuru olarak çalışıyordu. ...
Eski Manifatura ve Tuhafiyeciler de Yok

Eski Manifatura ve Tuhafiyeciler de Yok

EDİTORDEN, KÖŞE YAZARLARI, Naim Güney
Eski manifaturacı ve tuhafiye mağazalarında hoş kokulu, rengarenk, kumaş topları, patiskalar, makaralar, dantel ve tığ el işleri, Amerikan bezleri, örtülükler, kefenlik ve hamam takımları, terzi malzemeleri, çoraplar, iç takımlar, lastik ve ipler ne ararsanız her şeyi bulmak mümkün olurdu. Analarımız, kadınlarımız, rengârenk desenli basmaları, ipek kumaşları terekten indirtip elleriyle, bakıp, titizlikle uzun uzun incelerlerdi. Eteklik elbiselik, divan örtüsü, çarşaflık, döşek ve yorgan yüzü ile perdelik için sıkı sıkı pazarlık edip, sonunda karar verilip, kumaşlar seçilirdi. Sabırla malını satmayı başaran tezgâhtar sonunda, koca makası "bismillah" diye eline alıp, diğer bir eline de aldığı tahta çubuk metre ile kumaşı ölçer, sonra kumaşı "cart" diye keserdi.Hesaplar peşinden yapılınca,...
Eskiden Plaj Yerine “Deniz Hamamları” Vardı

Eskiden Plaj Yerine “Deniz Hamamları” Vardı

KÖŞE YAZARLARI, Naim Güney
Osmanlı döneminde denize girmek ve güneşlenmek için “Deniz Hamamı” adı verilen özel banyo yerleri yapılmıştı. Plajlarda kimseye görünmeden denize girmek isteyen kadınlar için Osmanlı döneminde uygulanmış ve herkesin denizden istifade etmesini sağlamıştı. Osmanlı döneminde açıkta denize girilmezdi. Günümüzde olduğu gibi plajlar da yoktu. Ancak insanlar denize girmek istiyorlardı. Osmanlı halkı güneş banyosu ve yüzmeden yeterince yararlanamıyordu. Deniz hamamı adı verilen kapalı ve dışarıdan görülemeyen özel banyo yerleri Osmanlı dönemindeki bu ihtiyaca ve o dönem ki İslami anlayışa uygun olarak ortaya çıktı. Halkın deniz ihtiyacının karşılanması için deniz üzerinde dört tarafı kapalı, ortası havuz şeklinde üstü açık kulübe gibi binalar yapılmıştı. Bunlara deniz hamamı veya derya hamamı ...
Boztepe’de Kar Kuyular

Boztepe’de Kar Kuyular

KÖŞE YAZARLARI, Naim Güney
Bugün olduğu gibi yazın sıcak günlerinde olmazsa olmazlar arasında “Dondurmalar” vazgeçilmez ürünlerdi. Dondurmalar her dönemde talep görüyordu. Çok eski yıllarda, Ordu merkezinde birçok noktada bu dondurmacılık işini yapan unutulmaz insanlar vardı. Yaptığımız araştırmalar sonunda şu kanaate vardık. Ordu’da, bu dondurmayı ilk yapanı kimdir, nasıl olmuştur, bunu tam ve kesin olarak bulmak ve bilmek mümkün değildir. Ama yaşı 85-90 civarında konuştuğumuz Ordulular, ağız birliği etmişçesine unutamadıkları dondurmacılardan bazı isimler olarak “Dursun Sağesen’i,Tahir Tören’i, Kumcu Ali’yi, Harun Ustayı, Acemoğlu Hacı Ustayı, Perşembe Efirli’den Mehmet Karadeniz ile Münir Yılmaz ve Şener Denizci kardeşleri” söylüyorlardı. Ama bunlardan Dursun Sağesen’i dondurmacılık mesleğinin yanında farklı...
Karadeniz’in Ünlü Yük Kayıkları Mavna ve Çapar’ları Bilir misiniz?

Karadeniz’in Ünlü Yük Kayıkları Mavna ve Çapar’ları Bilir misiniz?

KÖŞE YAZARLARI, EDİTORDEN, Naim Güney
Geçtiğimiz yüzyılın ortalarına kadar, Karadeniz birçok yerine henüz karayolları ulaşmamıştı. Olanlar ise yolcu taşımacılığı için pek pratik ve konforlu sayılamazdı. Bu yüzden, yolcu ve yük taşımacılığı yaygın olarak vapurlar ile gerçekleştiriliyordu. İzmir-Hopa seferini yapan bu vapurlar önemli limanlara uğrar, yük ve yolcularını doldurup boşaltırlardı. Ordu gibi çoğu kentin ise henüz bu büyük gemilerin yanaşabileceği iskeleleri yoktu. Gemiler şehrin iskelesine yakın bir yerde demirler, yolcu ve yükler daha küçük teknelere aktarılarak taşınırdı. Deniz kenarına kurulu fındık gibi sanayi işletmeleri için de benzer bir durum geçerli idi. Hammadde veya bitmiş ürünler küçük teknelere yüklenerek açıkta bekleyen büyük yük gemilerine taşınırdı. O yıllara kadar Karadeniz'in çoğu limanı için ge...
Çocukluğumuzun Berberleri

Çocukluğumuzun Berberleri

Naim Güney, EDİTORDEN, KÖŞE YAZARLARI
  Bundan elli altmış sene önce bizde, hemen her çocuk gibi tıraş olmayı pek sevmezdik. Berberlerin dükkânına girince limonlu kolonya kokusu alır, sanki tuhaf bir duyguyla çocukluk heyecanı yaşardık. Çünkü eski yıllarda, çarşı-pazarları, cami avlularını ve zaman zaman mahalle aralarını dört dönen berberler ayrıca bir doktor edasıyla diş çekerler, sünnetçilik ve hacamatçılık yaparlardı. Berberlerin o meşhur makaslarının sesi, şık şık şık diye kanarya gibi şakırdar, hiç susmazdı. Berber koltuktaki müşteri ile o arada futbol maçlarından, spor totodan ya da günlük siyasetten konuşurdu. O yıllarda elbette televizyon yoktu, terekteki lambalı radyo açılır, yurttan sesler ve ajans dinlenirdi. O yıllarda da çocuklar yine tıraş olmayı pek sevmez, nazlanır, ağlar veya kaçmak isterdi. Tıraş o...
Ordu’da Yaz Gelince Yıldızlar Altında Filmler Seyrederdik

Ordu’da Yaz Gelince Yıldızlar Altında Filmler Seyrederdik

KÖŞE YAZARLARI, EDİTORDEN, Kültür-Sanat, Naim Güney
Yaz mevsimi geldiğinde bizim gibi eski kuşak sinemaseverlerin nostaljisi depreşir Ordu’daki yazlık sinemaları hatırlarız. Televizyonun olmadığı o zamanlar hakikaten kışlık ve yazlık sinemalar, Ordu’nun tek eğlencesi idi. Günümüzün lüks sinemalarında teknik iyi, görüntüler pırıl pırıl, koltuklar gayet rahattır ama gelgelelim film seyri hiçbir zaman aynı tadı vermiyor, bir şeyler eksik gibi kalıyor. Filmler mi daha güzeldi, yoksa yaşlılığın bir cilvesi mi bilemiyorum. Yazlık sinemalar her akşam dolar, taşardı, arada gelen konserler de çok rağbet görürdü. Konserler, konferanslar ve kongreler, düğünler, yazın buralarda yapılırdı. Sinemada şehrin hep tanıdıkları bir arada olurdu. Eski filmler siyah beyazdı ama bizim dünyamız renkliydi. Rahmetli Muammer Çakmak ve Hasan Çebi'nin (Dursunoğlu) ...
Optimized with PageSpeed Ninja