“Kanadı Kırık Arı”

11 mins read
"Kanadı Kırık Arı"

“Kanadı Kırık Arı”

"Kanadı Kırık Arı"

Sayın Ayşe Gürsoy Kaplan’ın usta işi yazıları için verdiği emeğe çok teşekkür ediyorum. Halit Gürsoy’un karındaşı Ayşe Gürsoy Kaplan’ın çok sevdiği amcası Abdülkadir Gürsoy ile çocuklukta geçen bir anısını o içten ve duygu dolu kaleminden yazdığı şekilde hep birlikte okuyalım. 

“… Dün gece rüyamda beni sokan arıyı gördüm. Soktuğu günün acısını hissettim. Ellerimin şiştiğini ,koşarak eve gidip kardeşime beni arı soktu sakın anneme söyleme ,o korkar diye yalvarışımı ,cesur yüz ifadesine ,sevgi dolu mıknatıs gibi bakışlarını da ekleyerek ,gözlerimin içine attığını gördüm .

En yakın arkadaşım ,karındaşım eline aldığı bıçakla arının iğnesini yerinden çıkarırken ,sık dişini sakın ağlama diye tembihlediğinde çoktan acım geçmişti bile .

Çocukluğumuz büyük bahçenin içinde yer alan bir evde geçti .Bahçeye baktığım da yeşilin her tonunu ,pembe kırmızı ve beyaz renkli çiçeklerin oluşturduğu büyük buketi görürdüm .Her çeşit meyve ağaçları evin bütünlüğünü korurdu. .Özellikle dut ağacının dalları ,yediğimiz bir dilim tereyağlı ballı ekmeğin mutfak masası olurdu .İncir ağacının dalları yanaklarımızı gıdıklar ,erik ağacı bize serin dururdu .

Her gün okuldan sonra en az üç saat bahçelerde ,sokaklarda oyunlar oynardık .Tabiatı ve hayatı yaşayarak öğrenirdik.

Bizim bahçe komşumuz amcamlardı .Rahmetli amcam babamdan iki yaş küçük ,daha uzun boyluydu. Ona asla yetişemezdik. Hayvanları çok severdi. Avcılığı , arıcılığı ve şifalı parmaklar ile herkes tarafından tanınan şefkatli bir kişiydi .

Büyük bahçesinin bir köşesinde avcı kulübesi vardı. Duvarlarında bağıran bir avcının çerçevelenmiş karikatürü, çerçevesinin içinde sararmış Karadeniz bölgesi avlanma haritası asılı dururdu .Taş tezgahında çeşitli ebatlar da kutular ,cımbızlar, aletler ve tam tezgahın üzerinde ki rafta yaldızları silinmiş bir dizi eski deri ciltli kitapları hep bize bakar dururdu.

Bahçede oynadığımız bir gün ,kulübenin kapısının kilitli olduğunu fark ettik .Koşarak burnumuzu cama dayadığımızda amcam parmaklarını ustaca kullanarak kanadı kırık bir arıyı cımbızla tutmuş ,uhu ile yapıştırıyordu. Biz kendi kendimize gülerken içerideki amcam ,sarf ettiği çabayı suratında başarı olarak sallandırıyordu .Elinde tuttuğu arının kanadını yapıştırmış ,çiçeklerden yaptığı yastığa yatırmıştı.

Nasılda arıyı yapıştırıyor ,olur mu acaba derken, arkamızdan koşarak gelen kuzenimiz “neler oluyor orada?” Diye sorduğunda ellerimiz dudaklarımızda “sus” işareti yaparak içerideki olayı izlemesini istedik . Ahh ! babamın işleri diye söylenirken amcam başını cama doğru çevirdiğinde sinirlendiğini gizleyerek bizi gördü ve kapıyı açtı .“Hadi hadi içeri girin kanadı kırık kraliçe arıya geçmiş olsun deyin” Biz üçümüz birden aynı anda kapıdan girmeye çalışırken ,sıkışıp kalmıştık .

Amcamın adı Abdülkadir olmasına rağmen ,ona Abdu Çavuş diye seslenirlerdi. Askerliğini çavuş olarak yapmış ,adı böylece değişmişti ..Saçları hep ışık saçardı ,yakışıklıydı ..Kullandığı Akyok diye bir saç losyonu sayesinde saçları hiç beyazlamadı .

Kocaman ellerini havada bulut gibi sallayarak bakın !Bu arının bulunduğu kovan ,belki de bu yıl en verimli kovan olacak .Onu mor beyaza boyayıp ,üzerine bayrak asıp en ön sıraya alacağım .Diğer kovanlar bu ödülden mahrum kalacak dediğinde avuçlarımız kızarıncaya kadar onu alkışladık. Ama uhu ile yapışmış kanadı kırık arı bize çok komik geliyordu ,aklımıza geldikçe gülüyorduk.

Sonra hızlı bir dönüş yaparak küçük bir kavanozun içindeki balığı gösterdi .Solungaçlarından kan ile karışık bal damlıyordu. ”Yavru tekir balığı “dedi. Hep beraber baş salladık .”Az önce bakkal İhsan Amcanız getirdi “Oltaya takılmış ,solungacı yırtılmış ,onu da bal ile sıvadım .”İyi olacak mı?” sorumuza “çoktan kurtuldu” yüzüyor bile diye cevap verdi .Bakışlarını kısarak “Üzüldünüz mü yoksa” dediğinde sevincimizi saklamadan tekrar tekrar alkışladık .

Bahçede ki kümes hayvanları da arıların saldırısına uğrar ,bizim gibi oraları buraları şişmiş dolaşırlardı. Amcam hayvanları çok sevmesine rağmen bazen onlara ceza verir ama arıları hep kutsal sayardı .Nasıl çiçek çiçek dolaşıp büyük ustalıkla o petekleri yapıp bal ile doldurmalarına bu Tanrının mucizesi dedi.. Balın faydalarını ve kendi yaptığı karışımları hastalanan tüm mahalle halkına dağıtır,” doktor olmalıymışım der hayıflanırdı” Onlarca insanın hayatını kurtarmıştı .Hastalanan komşular doktordan önce amcama uğrarlardı .Yapamadığı bir tedavi olursa ,doktora kendi götürüp hastalığı anlatırdı .

Kafamı kaldırıp amcama baktım .”Keşke sizin gibi bende büyüdüğümde şifacı olabilsem “ dedim .Elimi sıkıca tuttuğunda bana doğru akan enerjisini hissettim .Sonra bakışlarımı kaçırdım .Tekrar çenemi tutarak yüzümü kendine çevirdi . İleride deneyeceğine söz ver bana dedi. 

Bu yaz onun mezarını ziyarete gittiğimde ,ayak ucuna oturup aramızda geçen konuşmaları düşünürken ,gözlerime inanamadım . Mezar taşının başında isminin tam altında kanadı kırık uçamayan bir arı yapışmış kalmıştı . Alıp beni çocukluğuma götüren arı , uzun bir zamandır, amcamın onu yapıştırmasını bekliyordu belli ki..

Birden verdiğim söz geldi aklıma ,ben de yapabilir miyim derken onları bıraktım baş başa. Amcam ve kanadı kırık arısıyla…

 

Naim Güney

Ordu yerel tarih araştırmacısı. Gazeteci, yazar.

"Tarih" geçmişle gelecek arasında köprü kurmaya imkan tanır ve dün ne olduğumuz, gelecekte ne olabileceğimize dair bize fikirler verir"

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.