Devenin Büyüklüğü

17 mins read
Devenin Büyüklüğü

Devenin Büyüklüğü

Devenin Büyüklüğü

 

Bir varmış bir yokmuş. Günün birinde bir tilki bir köyden kaçmış ve başka köylere gitmek istiyormuş. Çölde kendisi de aynı yoldan giden bir kurdu görmüş. Birbirlerine yaklaşmışlar, selamlaşıp yoldaş olmuşlar ve kendi durumlarından sohbete koyulmuşlar. Kurdun o köyün çoban köpeklerinden, insanların koyunlarını yemeye bırakmadıkları için şikayetçi olduğu, kendisinin de o köyden uzaklaşıp daha uzak yerlere gitmek istediği anlaşılmış.

Birkaç fersah ilerlediklerinde çölde başıboş gezen bir deveyi görmüşler. Deveye yaklaşarak ona şöyle demişler: “Sen evcil bir hayvansın ve insanlar sana bedava yiyecek veriyorlar, bir başına ve başıboş bir halde çölde ne yapıyorsun?”

Deve şöyle demiş: “Öncelikle kimse kimseye bedava yemek vermez. Eğer insanlar cömert olsalardı ilkönce kendi hemcinslerine verirlerdi ve dünyada bu kadar aç insan olmazdı. Gördüğünüz şu kuru otu bana vermeleri benim tüyüm, sütüm, etim ve yük taşımam içindir. Sizler de eğer çalışmayı ve yük taşımayı kabul ederseniz ölmeyecek kadar yiyeceği size de verirler. Ardından  benim evcil olduğum doğrudur fakat evcil insanla haşır neşir olduğum sürece evcilim, ben de insafsızlık ve zorbalıkla karşılaştığımda vahşileşiyorum. Deve kinini duymadınız mı? Bu bana zulmettikleri zamana aittir. Elbette insanların insaflı olduklarını gördüğüm zaman ben de sakin, sabırlı ve uysal bir hayvanım, eğer bir fare bile dizginimi çekse nereye isterseniz beraberinde giderim, gece gündüz çalışırım, açlık ve susuzluk çekerim, susuz ve otsuz çölleri aşarım, yük taşırım, diken yerim fakat sesim soluğum çıkmaz. Fakat şu anda çölde avare dolaşmamın sebebi benim sahibimin insafının olmayışıdır, o bana fazla yük yüklüyordu, beni dövüyordu ve hiçbir zaman da bana dinlenme fırsatı vermiyordu. Ben de vahşileştim ve çöle revan oldum. Çalışmanın da bir ölçüsü var, ölçüsünü aşınca ben deveyim ve herkesten daha büyüğüm, neden daha küçük olanların kahrını çekeyim ki? ”

Kurt şöyle demiş: “Bu söz pek doğru olmadı, belki senden daha küçük birisi çıkar ama aklı ve şuuru daha fazla olabilir ya da senin bilmediğin işleri bilebilir, o zaman iri beden ne işe yarar?”

Deve şöyle demiş. “İri beden ağır yük taşımak içindir, zorbaca söz duymak için değil.”

Tilki şöyle demiş: “deve haklı. Şimdi bu sözleri bir kenara bırakın ve gelin nereye gideceğimize ve ne yapacağımıza bakalım. Malum olduğu üzere hiçbirimizin yanında yiyecek bir şey yok, akşam ve öğle yemeğimizi nereden temin edeceğimize bakmalıyız.”

Kurt şöyle cevap verdi. “Bunu düşünme, rızık Allah’tandır, nereden olsa bir şey bulunur.” Tilki şöyle demiş: “güzel. Şimdi yalnız kalmamaya ve bir köye varıncaya kadar bu yolculukta birbirimizle arkadaş olmaya karar verelim.”

Deve gülmüş ve şöyle demiş: “Köy, köy! Ben sürekli köy, şehir ve bu gibi şeyleri düşünen hayvanlardan çok rahatsız oluyorum. Köyde bana sadece hamallık var, size de sadece sıpa ve dayak. Sahrada ve çölde Allah’ın her bir nimeti var, köylüler ise ekmeklerini, sularını, elbiselerini ve her şeylerini sahradan, çölden, dağdan ve ormandan elde ederler; köyde hiçbir şey yoktur,  her ne varsa sahrada, çölde, dağda ve ormanda var, Allah’ın arzında var. Siz de horoz yakalamak düşüncesinde olmasaydınız, koyun öldürüp yemek düşüncesinde olmasaydınız, benim gibi otçul olsaydınız rahat olurdunuz. Öyleyse benim bir köyle işim yok ama peki, şimdi yol arkadaşıyız ve birbirimizden bir kötülük görmediğimiz sürece birlikte gideceğiz.”

Uzun bir mesafeyi yürüdükten ve her bir konudan konuştuktan sonra  bir tepenin yanındaki bir pınara ulaşmışlar; çok susamış olduklarından su içmeye gitmişler. Pınarın yanına varır varmaz kurt orada bulunan düz bir kayanın üzerinde bir tane kuru ekmek görmüş ve sevinçten “İşte! Rızık Allah’tan demedim mi? işte bu su işte bu da ekmek. “tilki ile deve de varmışlar ve görmüşler ki evet bir yolcu orada konaklamış ve kırık bir tabak ile bir miktar saman ve kül ve bunun gibi şeylere ilave olarak bir tane de ekmek bırakmış.

Deve şöyle demiş: “Güzel, burada bir ekmek var ve biz üç kişiyiz. Her ne kadar az ise de yarına dek birisinin açlıktan telef olmaması için yeterlidir.”

Kurt şöyle söylemiş: “Bu ekmek benim hakkım çünkü herkesten daha önce onu gödüm.” Tilki de demiş ki. “Hayır, bu olmadı ” aç gözlülük doğru değil, bu ekmeği üçe bölmeliyiz, aslında doğrusunu istersen bu ekmeği ben yemeliyim çünkü deve çölde ot yiyebilir, kurdun da avlanması gerekir, ben hepsinden daha fazla hakkediyorum, fakat mademki birbirimizle arkadaş olduk üçe bölmemiz gerekir.”

Kurt şöyle cevap vermiş. “Devenin ot yemesi gerekir derken doğru söyledin fakat ben hali hazırda deveyi parçalamanın dışında bir av göremiyorum ve bunu da yapmak istemiyorum çünkü onun da bizimle işi var öyleyse kura çekmemiz daha iyi olur ve kime çıkarsa ekmeği tek başına yer böylece hiç olmazsa bir kişi doymuş olur; eskiden de mamur bir köy harap olmuş yüz şehirden iyidir demişlerdir.”

Bu sırada deve öfkelenmiş ve ağzı köpürerek şöyle cevap vermiş: “öncelikle ağzından çıkanı kulağın duysun ve bana küstahlık etme. Çünkü sen sen deve avlamak için çok küçüksün ve eğer yanlış bir düşüncen varsa kafanın tam ortasına bir tekme vururum yer ile yeksan olursun, kulağına bir tokat aşkederim yetmiş takla atar kendini dağın ardında bulursun.  Bu kadar, fakat ben kura çekilmesine de karşıyım çünkü kura kördür ve kura ile hak, hak sahibine ulaşmaz. Sizin maksadınız cibilliyetsizlik ve hile yapmaktır, madem ki böyle ekmek benim hakkımdır çünkü herkesten daha büyüğüm ve büyüklere saygı göstermek vaciptir.”

Devenin sözlerinden korkan kurt da şöyle cevap vermiş: “Pekala, büyüğün olsun, fakat büyüklük  nereden bilinilebilir? Büyüklük akıl iledir. ”

Deve şöyle demiş: “Hayır, büyüklük boy pos iledir. İşin içinde makuliyet söz konusu olmadığında ve adalet olmadığında o zaman büyüklük zorla ve yumrukladır, elbette ben ekmeği yiyeyim diye ısrar etmiyorum fakat baskı altına da girmem.”

Tilki şöyle demiş: “Şimdi tartışmayınız, ben kesinlikle kendi hakkımdan vazgeçiyorum, fakat eğer büyüklük akıllaysa o ben olurum çünkü ben hepinizden akıllıyım. Şimdi de hakkın hak sahibine ulaşması için aklıma bir fikir geldi. Her birimizin kendi macerasını anlatması ve kimin macerası daha güzel ise ekmeği onun yemesi nasıl olur?”

Kurt şöyle demiş: “Hayır, herkesin macerası kendince güzeldir, herkes biraz kendini beğenir ve ben kendi maceramı sizinkinden daha güzel bulabilirim ve siz de onu kabul etmeyebilirsiniz, sonra da beğenmek konusunda ihtilaf çıkar. Devenin dediğini yapmamız daha iyi olur; küçük kim büyük kim belli olsun diye de her birimiz kendi doğum tarihimizi söyleyelim böylece kimin doğum tarihi daha önce ise ve kimin yaşı daha büyükse ekmeği o yesin.”

Tilki “İyi fikir” demiş.

Deve de kabul etmiş ve demiş ki: “Haydi başlayın, önce kim doğum tarihini söyleyecek?”

Hilekarlıkla meşhur olan tilki önce kurdun konuşmasını istemiş. Tilki ne engeli var, kurt ne söylerse kendisi de ondan daha yukarısını söyler  ve deveyi de tatlı dil ile aldatır ve ekmeği bir başına yer diye düşünmüş. Deve kurdun başlamasına rıza göstermiş.

Ardından kurt demiş ki: “Babamın kendi dua kitabının cildinin arkasına yazdığı gibi Allah ‘ın hazreti Ademi yaratmasından yedi gün önce ben anamdan doğmuşum.”

Bu esnada deve bu sözü duyunca hayretten ağzı açık kalmış. Fakat tilki bu durumu çok sakin karşılamış ve şöyle demiş: “Evet, evet, doğrudur, annesinin kurdu doğurduğu o gece benim mumu tuttuğumu ve meclisi aydınlattığımı  hatırlıyorum ve ben o zaman on yaşında idim.”

Deve bu sözü duyunca arkadaşlarının yalan ve saçmalığa başladıklarını  anlamış ve artık onun bir şey söylemesine gerek kalmamış. İşte durum böyle iken deve boynunu uzatmış ve ekmeği dişlerinin arasına almış ve bir lokmada onu yeyip yutmuş, sonra da şöyle demiş: “Ben başlangıçta ekmeği yemek istemiyordum çünkü esasen benim yiyeceğim ottur; ve doğru söz söylediğinizde ve insaflı davrandığınızda ekmek bana çıkmış olsa bile size bağışlamayı düşünüyordum. Fakat mademki hilekarlığa başladınız ve böyle oldu, kim benim cüssemi görse benim anamdan dün gece doğmadığımı aksine sizden çok daha önce dünyaya geldiğimi ve sizden daha çok dünyayı gördüğümü (yaşlı olduğumu) bilir; görünen köy klavuz istemez.”

Mehdî Âzeryezdî (Güzel Çocuklara Güzel Hikayeler)

Sindbadname’den Seçmeler

Çeviren: Ersin SELÇUK / Yazarın diğer yazıları için tıkla

Ersin Selçuk

Ersin Selçuk, Dicle Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevlisi, 1969 İstanbul doğumlu, Evli, dört çocuk babası

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.