Nüktedan Âmâ (Birinci Bölüm)

17 mins read
Nüktedan Âmâ (Son Bölüm)

Nüktedan Âmâ (Birinci Bölüm)

Nüktedan Âmâ (Birinci Bölüm)

Çok eski zamanlarda, günün birinde Antakya’da zengin bir tacir dünyadan göçtü ve oğluna çok miktarda miras kaldı. Oğul babasının işlerini eline aldı ve mal alım satımında  iyice cesaret kazandı. Simsarlar, işin uzmanları ve babasının etrafındakiler onunla işbirliği yapıyorlardı, ayrıca kendi işinde çok zeki ve akıllı olduğu konusunda meşhur olmuştu.

Bir gün uzmanlar Roma şehirlerinden biri olan Venedik’te sandal yapımında kullanılan kerestenin çok değerli ve pahalı olduğunu, eğer bir miktar bu kerestelerden o şehre götürürse onun fiyatının altın ve gümüşe denk olduğunu ona haber verdiler. Tacir hırslandı ve kendi kendine “Ne kadar servetim varsa nakde çevirip sandal kerestesi alırım, Venedik’e götürür altın ve gümüş fiyatına satarım; bu hesapsız gelirle kalan ömrümü güzelce geçiririm” dedi ve düşündüklerini yaptı.

O günler telgraf, telsiz, telefon, otomobil, demiryolu ve uçak yoktu; insanlar at, deve, tahtırevan ve üstü açık mahfe ile yolculuk yapıyorlardı. Uzak yerlerden bir mektup ve bir haberin başka bir şehre ve ülkeye ulaşması birkaç ay sürüyordu. Tacirler de ne zaman başka şehirlere ve ülkelere mal gönderecek olsalar kendileri kafile ile beraber gidiyorlar, ticaret mallarını gideceği yere ulaştırıyorlar ve satıyorlardı; sonra tekrar kendi memleketlerinde satışı olan başka malları satın alıyorlar ve geri dönüyorlardı.

Antakyalı tacir de ambarda ne kadar eşyası varsa sattı ve bütün sermayesini paraya çevirdi. Yüz kile sandal kerestesi satın aldı; onları birkaç deveye yükledi ve tüccarlar kafilesi ile beraber Venedik’e doğru yola koyuldu. Birkaç ay yolda idi, Venedik’e birkaç fersah mesafe kala büyük kafileden ayrıldı ve yorgunluğunu gidermek için bir ırmağın kenarında konakladı; daha sonra şehre girdi; büyük kafile ise kendi yoluna koyulup gitti.

Antakyalı tacir ırmağın kenarında konaklamıştı; Venedikli tacirlerden rüşvet alan haberciler Venedikli tacirlere bir adamın yüz kile sandal kerestesiyle pek yakında şehre gireceğini ve birkaç fersah ötede konakladığını bildirdiler.

Venedik’te sermayesini sandal kerestesi ticaretine yatırmış zeki ve girişken olan kişilerden birisi bu haberi duydu ve kendi kendine  “Bende  bir ambar dolusu sandal kerestesi var, eğer yabancı bir tacir bu kadar sandal kerestesi ile gelirse malın değeri ucuzlar ve benim işim kesada uğrar; mecburen bir hile yapıp sandal kerestelerini yabancı tacirden düşük fiyata almalıyım, böylece tatlı bir fiyata satabilirim.

Hal böyle iken kendi hizmetçilerinden birkaçını pahalı elbiselerle donattı ve gezip dolaşmak için şehir dışına çıkmış insanlar gibi yolculuk için gerekli malzemeleri aldı, Ambarda tuttuğu sandal kerestesinin bir miktarını da deveye yükleyip yola koyuldu; sonunda yabancı tacirin konakladığı yere vardılar.

Venedikli tacir de ırmağın diğer yakasında konakladı. Çadırları kurdular, ocağı hazırladılar ve yemek pişirmek için üzerine büyük bir kap koydular, ateşi yaktılar ve beraberinde getirdikleri pahalı sandal kerestesini değersiz bir odun gibi yere döküp yığdılar, odun yerine sandal kerestesini kazanın altına koyup yaktılar.

Birkaç dakika geçince sandal kerestesinin yanmasından dolayı kereste kokusu yükseldi ve havada yayıldı. Yabancı tacir ticaret mallarının yandığı zannıyla çadırından dışarı koştu ve devecilere “Ne oluyor?” diye sordu. Onlar da “Bir şey yok, dumanlar ırmağın öte tarafından geliyor, birkaç kişi oraya konaklamış yemek pişiriyor.” dedi.

Sandal kerestesi kokusuna şaşıran yabancı tacir Frenklilere yaklaştı ve “Siz nereden geldiniz?” diye sordu. Onlar da “Venedik’ten.” diye  cevap verdiler. Yine “Nereye gitmek istiyorsunuz ?” diye sordu. Onlar da “Hiçbir yere, biraz gezmek ve hava almak için dışarı çıktık, burası biraz hoş bir yer olduğu için konakladık, siz de gelin bizimle eğlenin ve yemeğe buyrun.” dediler.

Yabancı tacir şöyle dedi: “Teşekkür ederim, fakat neden odun yerine sandal kerestesi yakıyorsunuz?” dedi.

Onlar da “Ne yapalım peki?” dediler.

O da “Odun, kütük, başka bir şey yok mu acaba?” dedi.

Onlar “Elbette var, fakat sandal kerestesi daha güzel kokuyor. Sandal kerestesi varken neden başka bir şey yakalım.” dediler.

Yabancı tacir bu sözü duymaktan rahatsız oldu ve kendi kendine şöyle düşündü: “Şüphesiz benim düşmanlarım benimle alay etmişler ve bana yanlış bilgi vermişler. Bu şehirliler sandal kerestesini odun yerine yaktıklarına göre kesinlikle onun fiyatının odunun fiyatıyla pek bir farkı yoktur. ” Tacir çok şaşırdı ve onların yanına oturdu. Çok üzgün ve perişan bir haldeydi; artık hiçbir şey söylemedi.

Frenkliler şöyle sordular: “Siz nereden geliyorsunuz? Şüphesiz bizim şehrimize gidiyorsunuz, hoş gelmişsiniz, beraberinizde epeyce yük var. Hayrını görün, yeni olarak ne getirdiniz?”

Yabancı tacir “Bu yüklerin tamamı sandal kerestesidir.” diye cevapladı.

Frenkliler hep bir ağızdan kahkaha ile gülmeye başladılar ve dediler ki: “İnanılır gibi değil, şaka yapıyorsun, acaba mal kıtlığı mı var ki birisi bizim şehrimize sandal kerestesi getiriyor! Sandal kerestesini bizim şehrimizde sadece mutfakta sarfederler, şehrin tamamı sandal kerestesi ile dolu, doğrusunu söyle yüklerde ne var?”

Tacir şöyle dedi: “Söylediğim gibi. Yaptığımda yanılmış olabilirim fakat sözümü doğru söyledim, anlaşıldığına göre boşuna kürek çekmişim.”

“Evet, tıpkı söylediğin gibi, biz de neden böyle boş yere zahmet çektin, kar getirebilecek bin türlü şey yerine böyle zararına olacak bir şeyi getirdin diye çok üzgünüz.” dediler.

Yabancı tacir düşüncelere daldı ve bir süre düşündükten sonra  onlara “Peki, sizce ne yapmalıyım?” diye sordu.

Şöyle dediler: “Hiçbir şey, olan oldu. Biz bu civarda içinde sandal kerestesi satın alacak birisinin olabileceği hiçbir şehir bilmiyoruz. Bu kadar uzun yoldan da malı geri götüremezsin, belli ki bu işi hayır yapmak maksadıyla yapmışsın, mademki böyle yaptın malı olabilecek herhangi bir fiyata satman ve şehrimizden daha iyi şeyler satın alman daha iyi olur; Allah dilerse bu kez bir kar elde edersin fakat bu kerestelerin bizim şehrimizde alıcısı yok, biz kendimiz de kereste ticareti yapıyoruz, şu tesadüfe bak ki Antakya’ya sandal kerestesi göndermek istiyorduk.”

Yabancı tacir şöyle dedi: “Hayır, öyle yapmayın, eğer oraya mal göndermek istiyorsanız ben hangi malın istendiğini biliyorum.”

Venedikli tacir şöyle dedi: “Teşekkür ederiz, daha sonraları işbirliği alanında birbirimizle yardımlaşalım; mademki sen bu hatayı yaptın mümkün olsa senin sandal kerestelerini toptan bir fiyata satın almaya hazırım, elbette bu alışveriş daha çok kaybetme ihtimali olan bir kumar gibi ama ben korkaklarla alışveriş yapmayacağıma dair kendime söz verdim.”

Yabancı tacir “Benim korkak bir kimse olduğum nereden belli?” dedi.

Venedikli tacir şöyle dedi: “Seni kastetmiyorum, genel olarak söylüyorum, biz mert insanlarız ve konuştuğumuz zaman söylediğimizin arkasında dururuz, fakat bazı tacirler şehrimize geldiklerinde ticaret yapmaktan korkuyorlar ya da ticaret yapıp sonra cayıyorlar.”

Yabancı tacir şöyle dedi: “Hayır, siz daha beni tanımıyorsunuz, ben bir şey söylediğimde hepsi zararıma olsa bile sonuna kadar söylediklerimin arkasında dururum.”

Venedikli tacir şöyle dedi: “Madem öyle şimdi kardan zarardan konuşmanın sırası değil. Sen hesapsız bir iş yapmışsın, ben de hesapsız bir alışveriş yapıyorum. Ben bu kerestelerin tamamını bir kadeh altın, gümüş ve mücevhere ya da senin istediğin ile dolu herhangi bir kadehe satın almaya hazırım; alışverişi şimdi bitiriyorum ve keresteleri şehre götürüyorum ve bir vakfın ambarına emanet olarak bırakırım; öbür gün bedelini senin seçtiğin cinsten öder ve keresteleri alırım.”

Yabancı tacir de razı oldu ve alışveriş gerçekleşti. Bir sözleşme imzaladılar ve orada bulunanlar imza attılar sonra yükleri şehre götürdüler. Vakfın ambarına emanet olarak bıraktılar; öbür gün alıcı ve satıcının birlikte hazır olmaları, iki taraftan birisinin rızasıyla kerestelerin diğerine nakledilmesi, ambarın kirasının keresteleri götüren kişiye ait olması  kararlaştırıldı.

Yabancı tacir de devecilerin hesabını ödedi ve onları gönderdi; kendisi de şehirde kalacak bir yer hazırlamak için yola düştü.

Sokakların birinde yaşlı bir kadın ona “ Yabancı görünüyorsun, acaba ev ve kalacak yer istemiyor musun?” diye sordu? O da “Tabi ki istiyorum.” dedi.

Yaşlı kadın “Gel, sana ev vereyim ve bu şehirde her yerden daha rahat edesin diye az bir harcamayla ikramda bulunayım.” dedi. Yabancı tacir kabul etti ve yaşlı kadının evinde bir oda tuttu; kira ve yemek için para verdi ve istirahate çekildi.

Akşam yaşlı kadın, tacirin akşam yemeğini hazırladığında birbirlerinin ahvalinden sordular. Yaşlı kadının, âmâ bir adamın evinde çalışan bir oğlu olduğu, yaşlı kadının da bütün mahalleli tarafından akıllı ve tecrübeli olarak tanınan cesur bir kadın olduğu ve işinin, büyük evindeki odaları yolculara kiraya vermek ve bu yolla bir gelir elde etmek olduğu anlaşıldı. Yabancı tacir de kendi ahvalini anlattı ve sandal kerestesi ticaretinden bahsetti.

Yaşlı kadın şöyle söyledi: “Bütün emeklerini heba edecek tuhaf bir alışveriş yapmışsın! Mademki altı ay yolculuk zahmetine katlandın bir gün daha bekleyip şehirde sandal kerestesinin fiyatını sorsaydın daha iyi olurdu. Bu şehirdeki bazı insanlar hilekar ve kurnazdır, sandal kerestesi yakmak ve yemek pişirmek ile ilgili bütün söylediklerin keresteleri bedavaya  almak için bir mizansen ve hiledir.”

Yabancı tacir “Peki burada sandal kerestesinin fiyatı ne kadar?” diye sordu.

Yaşlı kadın “Altın fiyatına, gümüş fiyatına. Burada sandal kerestesi her şeyden daha pahalıdır.” dedi.

Yabancı tacir şöyle dedi: “Eyvah, nasıl da oyuna geldim. Şimdi ne yapabilirim?”

 

Uyarlayan: Mehdî ÂZERYEZDÎ

Güzel Çocuklara Güzel Hikayeler (قصّههای خوب برای بچّههای خوب)

Sindbâdnâme’den Seçmeler

Farsçadan çeviren: Ersin SELÇUK

Ersin Selçuk

Ersin Selçuk, Dicle Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevlisi, 1969 İstanbul doğumlu, Evli, dört çocuk babası

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.