Türk Tiyatro Tarihinde Bir İlk: Şair Evlenmesi

8 mins read
1
Türk Tiyatro Tarihinde Bir İlk: Şair Evlenmesi

Türk Tiyatro Tarihinde Bir İlk: Şair Evlenmesi

Türk Tiyatro Tarihinde Bir İlk: Şair Evlenmesi

Tanzimat’la birlikte Batılılaşma yolunda ilerleyen Osmanlı Devleti’ne tiyatroyu ilk kez yabancılar getirmişti. Büyükelçiliklerde ya da yabancıların yaşadığı semtlerde kurulan tiyatro sahnelerinin seyircileri de Osmanlı topraklarında yaşayan yabancılar ve yabancı dil bilen vatandaşlardan teşekkül ediyordu. Bu dönemde Dolmabahçe Sarayı ve sonrasında da Yıldız Sarayı’nda tiyatro oynanması için bölümler yaptırılmıştı.

Padişah Abdülmecit Türkçe yazılmış bir tiyatro eseri istiyordu ve bunu Osmanlı’nın Avrupa’ya eğitim için göndermiş olduğu ilk öğrencilerden biri olan  İbrahim Şinasi’den istemişti. Şinasi zaten ilklerin adamıydı. Fransa’dan döner dönmez Agah Efendi’yle birlikte ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval Gazetesini çıkarmaya başlamıştı. Fransa’da sanat, edebiyat, fikir hayatından oldukça etkilenmiş, klasik eserleri okumuş, tiyatroya gitmeyi hiç ihmal etmemişti. Dolayısıyla bu iş için biçilmiş kaftandı.

O güne kadar Osmanlı’da Müslüman tebaaya hitap eden orta oyunu, gölge oyunu ve meddah gibi sözlü kültüre ve daha çok doğaçlamaya dayalı gösteriler yapılıyordu. Padişahın isteği üzerine Şinasi, Batılı tarzda yazılmış ilk tiyatro oyunu olan “Şair Evlenmesi” adlı eserini yazdı. Konusunu halkın gündelik hayatta karşısına çıkabilecek absürt bir olaydan ve yine halkın içinden karakterlerle oluşturmuştu.

Eserin konusu Şair Müştak Bey’in çok sevdiği Kumru Hanım’la kılavuz adı verilen bir aracı vasıtayla evlenmesidir. Fakat işler hiç de Müştak Bey’in umduğu gibi gitmez. Kumru Hanım’ın yaşı geçkince, çirkin, kambur bir ablası vardır. Vekalet usulüyle kıyılan nikah sonrasında Müştak Bey’in karşısına Kumru Hanım’ın ablası Sakine Hanım getirilir. Şair ruhlu Müştak Bey bu hanımı incitecek sözlerle, onu değil küçük kızı nikahladığını kılavuza belirtir. Derken devreye nikahı kıyan imam Ebulaklaka ve mahalleli girer. İmam, büyüğü nikah ettiğine dair diretir ve mahalleliyi kışkırtır. Müştak Bey’i ise mutlak bir felaketten kurtaran imamın sağ cebine bir kese altın  koyan arkadaşı Hikmet Efendi’dir. Ebulaklaka anında sözünü değiştirerek; büyük derken boyda büyüğü kastettiğini söyler. Ve nihayet Hikmet Efendi son sahnede verilmek istenen mesajı açıklar. Severek evlenen insanların başına böyle bir felaket geliyorsa, görücü usulü evlenenlerin hele araya kılavuz koyanların vay haline…

Şinasi’nin son derece akıcı, sade bir üslupla yazdığı komedyanın aslında toplumdaki kokuşmuşlukları hicvettiği görülür. Zira Şinasi bir fikir adamı olarak da içinde yaşadığı toplumu dönüştürmeyi misyon edinmiştir. Toplumda gördüğü sorunları, devletin işleyişinde gördüğü aksaklıkları çekinmeden dile getirmiştir. Şair Evlenmesi de tam olarak bunun için kaleme alınmıştır. Görücü usulü evliliğin yanı sıra, Müştak Bey karakteriyle Batı’da eğitim alıp döndükten sonra yaşadığı topluma tepeden bakan aydın züppe takımına, imam karakteriyle de mesleğini kötüye kullanan, rüşvet alan memurlara, din adamlarına göndermeler yapmıştır. Ayrıca halkın da meseleyi doğru düzgün öğrenmeden nasıl toplumsal bir lince yönelebildiğini de ortaya koymuştur. Eser ile ilgili söylenebilecek bir diğer husus da oyunun çok ayrıntılı düşünülerek kurgulandığı, olayın kahramanlarının isimleriyle müsemma olduklarıdır. Baş karaktere çok istekli, aşık, divane anlamlarına gelen Müştak isminin verilmesi de, aşık olduğu kadına güzellik sembolü sayılabilecek Kumru isminin verilmesi de tesadüf değildir. Laf kalabalığıyla işini götüren İmam Ebulaklaka’nın anlamının da “lakırdı babası” olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca oyunda adı geçen bütün kahramanlarda yine rollerine uygun isimlerin olduğu görülür. Eser bu yönüyle Moliere eserleriyle paralellikler taşır.

Şinasi her ne kadar kısmen Batı edebiyatından esinlense de tamamen yerli karakterler ve özgün bir hikaye ile çağında bir çığır açmış ve arkasından gelen pek çok tiyatro eserine de ilham kaynağı olmuştur. Şair Evlenmesi’nin noktalama işaretlerinin kullanıldığı ilk edebi eser olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.  Şinasi 45 yıllık ömrüne pek çok ilki sığdırmış ve Türk tiyatro tarihinde de adını andırmayı başarmıştır.  Biz de bu vesileyle kendisini rahmetle anıyoruz.

Sümeyye Kaya

İşletme eğitimi aldı ve ayrıca çok farklı alanlarda eğitim hayatına devam etti. Ebru sanatı, resim ve Osmanlı dönemi çocuk eserlerinin tercümeleriyle ilgileniyor.

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.