Meddahlık Geleneği ve Kavuk Sahibi Meddahlar

8 mins read
1

Meddahlık Geleneği ve Kavuk Sahibi Meddahlar

Geleneksel Türk Tiyatrosu türlerinden biri olan Meddahlığın ortaya çıkış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bu tiyatro türünün 16.yüzyılda saraylarda icra edildiği ve bu yüzyılın sonlarından itibaren kahvehanelerde oynanan tek kişilik oyunlar olduğu bilinmektedir “Meddah” kelimesinin kökenine gidilirse; “Övücü, methedici” anlamlarına geldiği görülmektedir ve bu yüzden Meddahlığın Hasan Bin Sabit’in Peygamber Efendimizi övücü sözlerinden ortaya çıktığı görüşü yaygındır.

Meddahlık, tiyatro türlerinden “Komedi” ye uygun bir türdür. Meddah, seyredenleri güldürmeyi ve anlattığı kıssalardan, hikayelerden onların hisse çıkarmasını amaçlamaktadır. Meddahın yazılı bir metni yoktur, anlattıklarını doğaçlamalarla anlatır. Meddahın anlattıkları ekseriya bilinen hikayelerden oluşsa da bunları anlatırken özgün bir yol izler. İyi bir meddah; iyi bir taklit yeteneğine, güzel bir diksiyona sahiptir ve gösterisini yaparken yerel ağızları da çok başarılı şekilde kullanabilmektedir. Kadim Meddahlık geleneğini icra edebilmek için seyircilerden yüksek bir yer, bir asa ya da değnek, bir mendil ve iskemleye ihtiyaç vardır. Meddah geleneği sayesinde kültürel değerlerimiz ve mirasımız günümüze kadar gelebilmiştir çünkü meddah, gösterisi sırasında halk hikayelerini, destanları, efsane ve masalları sonraki kuşaklara aktarır.

Sahneye çıkan meddah, elindeki değneği yere vurarak seyircinin dikkatini toplamasını sağlar ve kalıplaşmış tekerlemesini söyleyerek gösterisine başlar. Meddahın tekerlemesi şu şekildedir:

“Hak dostum hak , Yanıldım bir çırak aldım yanıma eve gelmez külhani dükkanda yatır, kovsam o da düşmez şanıma kibardır çarşafsız yorganda yatır, hâşa huzurdan ustası çırağını sever eşek aldı pazardan eşek göze geldi çatladı nazardan, eşek çıktı mezardan eşeğin aşkından ormanda yatır, bizim çırak da hırtıyı pırtıyı toplamış külhanda yatır, zamanı evailde…”

Meddahın elindeki mendil, yeri gelir başörtüsü, başlık v.b ; elindeki değnek ise at, silah, kılıç v.b olarak kullanılır.

Meddah, anlattığı hikayeden çıkarılacak dersi vurgular ve “Bu kıssadır bir mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış baki. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikaye söyleriz” diye sözünü bitirir, gelecek öykünün adını, anlatılacağı yeri ve zamanını söyleyerek gösterisine son verir.

Meddahlık Geleneği ve Kavuk Sahibi Meddahlar 1
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde İstanbul’daki ve Anadolu’daki meddahlardan bahseder

Evliya Çelebi de Seyahatnâme adlı eserinde İstanbul’daki ve Anadolu’daki meddahlardan bahseder. Evliya Çelebi’den başka bazı yabancı kaynaklarda da Meddahlık geleneğinden söze edilmekte ve hatta bu kaynaklardan bir tanesinde 18. yüzyıldaki meddahların devletten halka haber ilettikleri de belirtilmektedir.

Çok eski meddah hikayelerinde; Hz. Ali , Hz. Hamza, Battal Gazi gibi büyük şahsiyetlerin hikayeleri ve Şehnâme’den alınan hikayelerin anlatıldığı söylenmektedir.16. yüzyılda Yusuf-i Meddah’ın “Varka ve Gülşah” adlı mesnevisini seyirciler önünde okuduğu ve kendisinin bir meddah olduğu bilinmektedir.16. yüzyılda 3. Murat’ın sarayında ve daha sonraları 4.Murat’ın sarayında meddahların hikayelerini anlattığı kaynaklarda mevcuttur. 16.yüzyılın sonlarından itibaren meddah hikayeleri kahvehanelerde de anlatılmaya başlanmıştır.

17. yüzyılda meddah kahveleri çoğalmış ve Bursa, Maraş, Erzurum gibi kentlerdeki kahvehanelerde hikaye anlatıcılar artmıştır. Meddahlık geleneği günümüzde yok olmaya yüz tutsa da meddahlığı icra etmeye devam eden tiyatro sanatçıları mevcuttur.

KAVUK SAHİBİ MEDDAHLAR

19. yüzyılın ünlü komedyenlerinden Abdürrezzak Efendi’nin bütün oyunlarını izlemiş, bütün rollerini ezberlemiş , yetenekli bir genç olan Kel Hasan Efendi; ilk kavuk sahibi meddahtır. 1885 yılında ilk kez Küçük İsmail’in Kumpanyasında sahneye çıkan Kel Hasan daha sonra Agâh Efendi ile Hayalhâne-i Kumpanya adlı tiyatroyu kurmuştur.

Kel Hasan Efendi
Kel Hasan Efendi,

II. Abdülhamit’in döneminde saray oyunculuğuna alınmış ve tuluat tiyatrosunun en önemli sanatçısı olmuştur. Kel Hasan, gösterisinden önce burnunu ve yanaklarını kırmızıya boyayıp, kaşlarını da siyaha boyarmış ve sahneye çıkmadan seyircinin dikkatini çekmek için de oraya bir gaz tenekesi fırlatırmış. En tanınmış oyunculardan olan Kel Hasan Efendi, canlandırdığı İbiş karakteriyle beğeni kazanmıştır. Kel Hasan Efendi Cumhuriyet döneminde Tuluât tiyatrosunun son temsilcisi olan İsmail Dümbüllü’yü de yetiştirmiştir. Kel Hasan kavuğunu Dümbüllü’ye emanet ederek  “Kavuk Geleneği”ni başlatmıştır. Kavuğu İsmail Dümbüllü, 1968 yılında Münir Özkul’a devretmiştir. Türk tiyatro oyuncuları arasında kavuk devirleri geleneksel bir törenle yapılmaktadır. Münir Özkul’dan sonra kavuk;Ferhan Şensoy’a ondan da Rasim Öztekin’e geçmiştir. Yakın zamanda kaybettiğimiz Rasim Öztekin ise kavuğu emekli olması sebebiyle Ağustos 2020 tarihinde Şevket Çoruh’a devretmiştir.

Nilgün Bircan

1974 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 25 yıllık meslek hayatında  pek çok lisede edebiyat öğretmenliği yaptı. .Bununla birlikte  il milli eğitim müdürlüğü ar-ge biriminde proje işleri, müdür yardımcılığı, Milli Eğitim Bakanlığı Materyal Geliştirme Daire Başkanlığında görevlendirmeleri oldu.
İngilizce'den çeviri bir eseri, çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış hikayeleri, makaleleri ve İngilizce, Farsça ve Osmanlıca çevirileri bulunmaktadır.
Karakalem çizim yapmakta ve yan flüt çalmaktadır.

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.