Estetik Deneyim

24 mins read
2

Estetik Deneyim

Estetik DeneyimYaşadığımız şu günlerde üstesinden gelinecek dinamik sorunlar her şeyi ötelediği gibi sanatımızın zaten çok az olan çekim gücünü zayıflatmış gibidir. Olağanüstü durumlarda ülkelerin hem dayanma noktaları hem de sanatsal ve kültürel tepkileri elbette farklıdır. Sanatla bağları daha zayıf toplumlarda temel hedef; kendini eyleme biçimi olarak öncelikle yaşamda kalmak üzerine konumlanmakta diğer şeyler önemsizleşmektedir. Her şeye rağmen salgın gibi istisnaların ardından, süreç içinde normale giderken bazı alanlarda güçlenmeler, kazanılanlar da olacak ve sanat da bundan nasibini alacaktır. Belki de bu kazanım, popüler kültürün bolca sundukları yerine, sanatın doğal çekim yasalarının uyandığı, merkezinde sanat olan gerçek bir ilginin oluşmasına katkı sağlayabilir.

Hazır böyle umuda kapılmışken sanat meselesi estetik deneyim ile ilişkilendiğinde anlam kazandığından, bu deneyimin özellikleri üzerinden devam edelim. Acaba popüler kültürün sanat dediği zevk ve beğenilerin dışında kalarak, şunu deneyimlemek mümkün mü; sadece güzel olan bir estetik objeyi anılarımızın, kendi merkezli tercihlerimizin, önyargılarımızın dışında tutarak, sadece onun özellikleri ve o olduğu için yönelme seçiciliğini ve farkındalığını başarıyor muyuz? Gerçekten herhangi bir estetik objeye hayranlık duymuş olmayı, okuduğumuz ilk kitabı önemsediğimiz gibi önemsiyor muyuz? Bu ve benzeri soruları sormadan, insanların büyük çoğunluğu gerçekten etkisinde kaldığı estetik objeyle belki de hiçbir zaman karşılaşmadan yaşar.

Gerçekten nedir bizim görme duyumuzu etkileyen sonra diğer duyulara ulaşan, sonra duygularımıza yön veren ve algımızı oluşturan süreçte yaşadıklarımız. Bunu anlamanın ne kadar zor kazanılan bir farkındalık olduğunu biliyoruz ve bu yazıda biraz bunun peşine düşüyoruz. Yaşadığımız ömür bir fenomen olarak görsel farkındalığımızla ve sürekli yapıp bozmalarla oluşturmaya çalıştığımız ve izini sürdüğümüz bir kompozisyon değil mi? Bu oluşum yolculuğumuzda,  estetik deneyimleri yaşayanların yazdıkları ve söyledikleri de bize ilham verebilir, estetik deneyim için ön açıcı olabilir. Estetik deneyimlerini kitap haline getirerek okurla paylaşan, Cambridge üniversitesinde İngiliz dili dersleri veren Peter de Bolla, algılarını 2001 yılında Sanat ve Estetik adlı bir kitapta anlatmıştır. Bolla’nın 2006 yılında dilimize çevrilen kitabında çok güçlü duyularını anlamlandırma çabasını ve deneyimlerinin analizini buluyoruz. Bolla kitabında, kendisini etkileyen eserler karşısındaki hayranlık duygusunun oluşumunu, duyusal algıya olan derin merakının ve ilgisinin sebeplerini ve sanatı anlama yolculuğunu okurla paylaşmaktadır.  Onun sanat eserleri karşısında beş yaşından başlayarak yaşadığı ilk heyecanı ve sonraki heyecanlarını anlatma biçimi, okuyucu için farklı görme, anlam çıkarma ve duyumsama tecrübeleri barındırmaktadır.

Yazarın kitapta anlattığı ve etkilendiği, beni de etkileyen eserlerden biri Marc Quinn’in heykelidir. Kitaptaki bilgilerden Marc Quinn Kuzey Londra’daki Saatchi Koleksiyonunda sergilenen Self (kendi) adlı heykeli yapabilmek için beş aylık  bir süreçte vücudundan dört buçuk litre kan aldırdığını öğreniyoruz. İnsan vücudunda bulunan toplam kan miktarına eşit miktardaki bu kan, sanatçının başının dişçi alçısından yapılmış kalıbına boşaltılarak donduruldu. Katı formunu koruyabilmesi için kalıp, kanın sıcaklığını eksi altı derecede sabitleyen bir soğutucu kabine yerleştirildi. Görseldeki görünüşün heykelin aslını görmek kadar güçlü etkisi olamasa da, heykelin dış yüzeyinin ince bir buz tabakası ile kaplı olduğunu ve bu tabakanın heykelin kırılganlığına ait belli imleri yüzeyin altındaki daha çok donmuş kanı sergileyen çatlaklar halinde ortaya koyduğunu anlıyoruz. Sanatçı başı, içerdeki ısıyı koruyan ince bir plastik küpün içine yerleştirmiştir ve soğutma ünitesini içeren paslanmaz çelikten bir kaide üzerine oturur. 

Peter de Bolla eseri betimlerken duyularını da şöyle ifade etmektedir: Heykel, yaklaşık omuz yüksekliğinde sergilenmektedir; ağız ve gözler kapalıdır, yüz hatlarının bir çeşit huzur ifade edip etmediğini söylemek güçtür. Sanki sanatçının duyuları içe yönelmiştir, bilincin (ya da korkunun) sesine ya da gürültüsüne dikkat ediyormuş, sanki dünyayı bilinçten ayırma girişimi başarısız olacakmış gibidir. Görülebilecek olanın korkusu yüzünden heykel aynı anda, hem “bakmayın” hem de “içinize bakın” der gibidir.

Yazarın yaşadığı deneyimi söze dökerken, duyumsama durumu ile ilgili kullandığı ifadelerin gücünü biz de hissediyor ve kendimizi alamadığımız duygu ve düşünce ikilemi içinde buluyoruz. Sanat yapıtlarının kişinin estetik tanımını tam olarak anladığında görünürlük kazandıklarını düşünürsek, yaşadığımız algının duyularımıza ulaşan bir estetik deneyim olmasını daha çok önemseriz.

Estetik Deneyim 1

Marc Quinn, Sell [Kendi], ayrıntı. Saatchi Galerisi. Londra. 

Bolla’nın  eser karşısındaki tutumu ve hedefi ile ilgili olarak yazdıkları, onun samimiyetini ve sanatı anlama tutkusunu bize göstermektedir: “Basit bir anlatımla benim görevim, bir sanat yapıtı tarafından derinden etkilenmenin ne demek olduğunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak.  Ancak bu incelemeler, hem bu tarz tepkilerin doğasıyla ilgili genel inanışlar hem de kitabın genel konusu tarafından verilen özgül bir bağlam, yani sanatın harikalığı çerçevesinde ele alınacak: Bu kitabı yazma nedenlerim, hayran olma deneyimini ya da harikuladeliğin poetikasını daha iyi anlamaya yönelik duyduğum arzuyla derinden ilintili.” Yazar bu konudaki merakını uyandıran etkinin, incelediği eserlerle karşılaştığında yaşadığı “suskunluk” yani dil tutulması olduğunu ifade etmektedir. Gerçekten bizim dilimizde de derin şaşkınlık ve hayranlık uyandıran görsel karşılaşmalar için ifade edilememe durumunu yansıtan “dili tutuldu” “dilim tutuldu” ifadelerinin olduğunu hatırlarız. Kitap boyunca İngiliz dili öğreten bir kişinin, yaşam içinde ıskaladığımız duyu durumlarını anlama çabasının ve yıllarca araştırmasının ürünlerinin, estetik bir duyarlılık olarak bize ulaştığını anlarız.

Self ‘i ilk kez gördüklerinde duyumsadıklarını tanımlayan kişilerin tepkilerine yer verdiği bölümler ile ilgili gözlemlerini şu ifadelerle anlatmaktadır: “Bu kişilerin bazılarında, insan başı ya da yüzünün benzer sunumları çeşitli düşüncelerin çabucak doğmasına yol açabilir: bunlar ölüm maskı, balmumu heykeller, cenaze heykeli, mumyalanmış vücut ya da anatomi modeli gibi objelerdir.  (Ben bunlara bir ölünün son fotoğrafını da ekleyebilirim).   Bu durumda fiziksel karşılaşmanın ilk heyecanı hızlı bir biçimde karmaşık düşünceler yığınına dönüşür; sanki ani bir istek-isterseniz buna bir etkilenme kıvılcımı deyin- karşı karşıya geldiği her türlü geçirgen yüzeyde izlerini bırakan bir tepkiler zincirini harekete geçirir. Bazı izleyiciler için bu yüzey “duygu” olarak tanımlanabilirken diğerleri için daha çok “muhakeme”dir. Örneğin bazı insanların heykelle ilk karşılaştıklarında yüzlerinin kızardığına, bazılarının da boş bir ifadeyle dönüp gittiklerine tanık oldum.” 

Yazarın kendi gözlemlerinden yaptığı yorumlar arasında, estetik deneyimin özgüllüğünü etkileyici bir ifade ile ortaya koymuş olanlara da değinmek isterim.   “Böyle anların özel kalmasını yeğleyebiliriz. Bunun nedeni (estetik deneyime -sahip olma- güçlüğüyle aynı anlama gelen) estetik deneyim in ayrıcalıklı konumunu tanımlama güçlüğüdür. Bu zorluğun bir kısmı kesinlikle, -deneyim- kavramının kendi içindeki karmaşıklığından kaynaklanmaktadır; deneyimle ilgili kısıtlı ve özel bir kanıt durumu, yani kişinin (bir) deneyim yaşadığının kanıtı söz konusu değilse, ben kanıt olarak deneyime düşüncesizce güvenemem. Kaçınılmaz olarak politika ve ideolojinin dünyevi ağına takılırlar.” Bütün bu çözümlemelerde estetik algının, ereği kendinde olmak veya kendi kendinin amacı olmak şeklinde ifade edebileceğimiz özelliğinin varlığını açıkça görüyoruz.

Sanat yapıtlarını algılayabilme yeteneğinin sanki görmek için yalnızca bakmak yeterliymişçesine anlam çıkarmakla kolay bir şekilde anlaşılması ve bazı sanat eserleri ile ilgili bilgilerin özgürleştirmeyen yaklaşımları sanat bileşenlerinden estetiği çıkarır. Bir sanat yapıtıyla olan her duygulanım karşılaşması, zorunlu olarak diğer karşılaşmalar ve diğer nesnelerle ayırım yapmayı gerektirir. Kavram, anlam gibi estetik olmayan değerlendirmelerde estetik olmayan niteliklerin bağımlı doğasına göre soyut analiz ve yorumları gerektiren estetik deneyim, süjenin gerçekleştirdiği, süjeye ait farklı bir bilme türüdür. Bu bilme türü hikmet gibi kimseye devredilemeyen kişiye ait özellikler taşır.

Sanatla olan her karşılaşmanın estetik olacağı ya da estetik karşılaşmaların diğerlerinden daha iyi, daha önemli, yararlı ya da keyif verici olduğunu söyleyemeyiz. Bir resme verilen tepkiler örneğin politik ya da ekonomik içerikli olabilir veya ikonografik bir yaklaşım taşıyabilir. Örneğin bir öykü ya da onun sosyal anlamları sunuş biçimi özel olarak dikkat çekebilir. Ama bu tepki türleri, kavramı somut anlamıyla alırsak, estetik değildir. Bu yüzden de, o eserin “sanat” unsuruna verilen tepkiler değillerdir, çünkü “sanat” unsuru uyandırdığı estetik tepki acısından tanımlanır.   Sanat yapıtlarının dış dünyada etkileri vardır, takas ekonomisinde maddi değerleri vardır. Zaman zaman kültürel değerlere dayanan yoğun bir çatışmanın merkezi olurlar. Sanat yapıtı dediğimiz nesnelerin bunlara benzer başka yönleri, farklı zamanlarda ve farklı niyetlerle, en az estetik tepkiler kadar önemli addedilir. Plastik sanatlarla arzu edilen bağları kurabilmek ise, bu değerlerin herhangi birisinin veya bilişsel ağırlıklı veya filozofik yaklaşımların gölgesinde saklanarak değil, ayakları yere basan duyusal algı yaşantılarını gerçekleştirerek ve anlamlandırarak sağlanabilir.  

Duyusal algı süreci estetik süje için sanat yapıtını ortaya çıkaran etkin bir anlamlandırma olayıdır. Bu anlamlandırmanın önemi süjenin farkındalığını doğrudan etkileyen, duyusal algı yaşantılarının unutulmazlığı ile ilişkilidir. Duyusal algı ile başlayan anlamlandırma süreci duygularımıza, zihnimize ve tüm birikimimize bağlı olarak gerçekleşir. Bu sürecin faili ve yöneticisi olarak birey kendini anlamlandırma boyutunda algıladığı estetik nesne ile değişmiş ve kendisi de nesneye anlam yükleyerek onu değiştirmiştir. Bu yaşantı ile kazanılan duyusal algıyla gerçekleşen bu bilme türü bilişsel alanda kazanılan sözel bilgilerden ayrı, malumat olmayan ancak kişiye ait olanın açığa çıktığı bir keşif alanıdır. Peter de Bolla’nın estetik deneyimi tüm üzerinde durabildiğimiz özellikleri kapsar niteliktedir.

Bir de duyusal algının duyular ve duygu etkileşimine de biraz olsun değinmeden geçemeyelim. Estetik objeye yönelen estetik süje (yani birey), bu yöneliş içinde temaşa süreci boyunca çeşitli duygulanımlar, çağrışımlar, düşünmeler, muhakemeler, analizler yapar. Bu bir nevi beyin fırtınası gibi heyecanlı bir süreçtir. Peter de Bolla’nın da benzer şekilde ifade ettiği gibi, birey bu süreçte çeşitli duyguların gelgitlerindedir. Birey duyguların kimine yapışıp ucundan tutmakta, kiminden vaz geçmekte, kimi de bilinçaltında kalmış eski bir duygunun dışavurumu olarak belleğimize ve duygu dünyamıza akmaktadır. İşte bu karmaşık durumdan bir estetik değer ile çıkarken, belirsiz duygularımızın da bir nevi sağlamsını yapma fırsatını yakalarız. Duyusal algı kararlı bir yöne, bir estetik değere ve içsel yolculuğa giderken daha güvenli bir hal alarak, kararlılık, güven ve kıvanç duygularını besler. Peter de Bolla’nın peşinden sürüklendiği ve neredeyse yaşamı boyunca incelediği estetik deneyim, sanatla bağ kurmak kadar, bu yönüyle bir farkındalık araştırması olarak da karşımıza çıkıyor. 

Duyusal algının niteliği, insanın evrende kendini konumlandırması, hayatına anlam katması ve kendini bulması açısından önemlidir. Kişisel yolculukta, kendine yakın bağlantıları kendi gözüyle görebilecek farkındalığı ve yeterliliği arama tecrübeleri insanda önemli etkiler sağlar.  Kişinin kendine yakın nedenlerle başlayıp, gördükleriyle ilgi içinde olma arayışı, çevresi ve evren ile kendini arasında anlamlı bir etkileşim durumudur. Bireyin duyusal algısındaki çabalar onu, içsel bir bakış açısıyla buluşturur. Bunun kazanılmadığı tersi durumda ise hazır görüntülerin taşıyıcısı olmak, onları üstlenmek ve tüketimin aktörü olmak durumundadır.  Görüntü oluşumunda kendi tecrübeleri ile ilişki kuramamak ve gerçek bir etki ile çözümleme olmadan taklit etmek; insanın varoluşunu araçsallaşarak sürdürmesi demektir. Bu da anlamsızlığı bekleyen ve tüketimin hedefi olan insan kalabalıkları doğurur.

Peter de Bolla’nın Sanat ve Estetik kitabındaki yorumlarının beni heyecanlandırdığını söylemeliyim. Bunda yazarın dilinde ve konuyu ele alışında, estetik eğitiminin konumlandığı bakış aşısına yakın bir yerden yaklaşmış olması da etkili olmuş olabilir. Bana verdiği heyecanı okura geçirip geçiremediğimi bilmiyorum ama estetik ve sanatı duyusal algı açısından ele alan çözümlemelerin, soyut olanı anlamlandırmanın zorluğu ve terminolojinin de etkisiyle biraz hantal olduklarını ve gereği kadar yaygın olmadığını düşünürsek kitabın estetik deneyim ile ilgili kaynaklara değerli bir katkı olarak gördüğümü söyleyebilirim.

Sanatın derin etkilerine kapı aralaması dileğimle. 

Kaynak: Peter de Bolla Sanat ve Estetik

 

Mukadder Özdemir Balakoğlu

Sanat eğitimi uzmanı.  Yıldız Teknik Üniversitesi Temel Eğitim Bölümünde Öğretim Görevlisi. Alanında “Sanat Eğitiminde Duyusal Algı ve Estetik” ve “Duyusal Algı Eğitiminde Resim Uygulaması” adlı kitapları vardır. Bazı resimleri bazı özel kolleksiyonlarda bulunmaktadır.

2 Comments

  1. Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Görüşleriniz benim için çok değerli. Estetik ile ilgili yazılarda amacım eser ile ilgili ulaşılabilir bilgilerden ziyade, okurun dikkatini eser vasıtasıyla kendinde oluşan etkiye ve sanata çekmek. Ben büstü görünce ölüm ile kalım arasındaki ifadeden çok etkilendim, bu etkilenme yazımın konusunu da oluşturdu. Evet haklısınız, duyu gibi soyut alanlarda yazmak ifadeleri uzatıyor ve okuru yoruyor.

  2. Uzun bir yazı olmuş,yazar üşenmeden bu kadar uzun yazınca ben de üşenmeden okudum.İyi ki de okudum çok ilginç bir heykeltraşı tanımış oldum.Beş ay kanını biriktir ve sonrasında büstünde kullan.aslında biraz ürkütücü bir şey .Bir çok insanın kan görünce bayıldığını düşünürsek, vay be adam ne kadar cesurca bir şey yapmış diyorsunuz.,kimin aklına gelir ki böyle bir şey ..plastik sanatlarla uğraşanların demek ki çok farklı bir dünya algısı var.yazı için teşekkürler ,yeni şeyler öğrenmek güzel.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.