Mine Ataman : “Buğdayın öyküsü gibi gözükse de insan medeniyetinin öyküsü”

17 mins read
Mine Ataman: "Buğdayın öyküsü gibi gözükse insan medeniyetinin öyküsü"

Mine Ataman: “Buğdayın öyküsü gibi gözükse de insan medeniyetinin öyküsü”

Mine Ataman: "Buğdayın öyküsü

Mine Ataman.. Öncelikle, günden güne artan haklı bir üne kavuştuğunuza inanan sıkı bir takipçiniz olarak, yeryüzünün en kadim ikilisi insan ve buğdayın öyküsünü anlattığınız “Cennette ilk sofra-Bilge kadın” kitabınızla söze başlamak istiyorum. Biraz bahseder misiniz bize bu kadim ikilinin öyküsünden? 

Öykü aslında buğdayın öyküsü gibi gözükse de temelde medeniyet tarihinin, insan medeniyetinin öyküsü. 12 bin yıl önce insanoğlu tarımsal üretimle hayata tutunurken kültür de sanat da mimari de yaratımlar ortaya koydu. Tarımla beraber yerleşik yaşama geçmek milyonlarca yıllık kadim bilgilerin bir sonucuydu. O güne kadar biriktirilen bilgiler tarım toplumunu yarattı. Devamında gelen sanayi devrimi ile modern insanı teknolojiyi yarattık. Şimdi insanlık yeniden aynı noktada, tarım insanlığın 12 bin yıl sonra yeniden kurtuluşunu sağlayabilecek mi? 12 bin yıllık bu hikâye esasen Dünyanın tarım mirası demek. Anadolu’dan başlayan tahıl mirası Başakçı kuşunun kanadında tüm dünyaya sağlık, güvenlik ve yaratıcılık taşıdı. Anadolu’nun tarım mirası çeşitli tarihlerdeki göçlerle dünyaya yayıldı. Tarih kitaplarımızda konunun bu yönü maalesef anlatılmıyor. Mesela M.Ö 2 binli yıllarda Balkanlar’a yapılan göçler, çeşitli tarihlerde Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan göçler ve en son Malazgirt ile yaşananlar Coğrafyanın yönetim biçiminden tutun kent yaşamına da damga vurdu. Nasıl ki iktisat bilimi doğudan yükseldi, tarımsal üretimlerin geçmişi de Anadolu’ya dayanır. Tarımla beraber başlayan tüm bu süreçler büyüleyici bir hikâye esasen. Arkeolog ve İktisat okumuş biri olarak en büyük hayalim bu mirasın Mısır’ın anlatıldığı Simyacı gibi mistik bir eserle tüm dünyaya tanıtmaktı. Cennette İlk Sofra buradan çıktı. Bir tarafta bilge kadınlar, bir tarafta zanaatkarlığın içine sindiği zanaatkarların şekillendirdiği, coğrafyanın kaderi bir hikâye.

Ekşi Mayalı ekmek alanında kendi markanız Mine Ataman Bread markasını oluşturdunuz, birçok markaya da danışmanlık veriyorsunuz, üniversitelerde derslere katılıyorsunuz .Mine Ataman ile ekmeğin öyküsü nasıl başladı?

22 yıldır tarım ve gıda sektöründe yöneticilikler yaptım. Amacım hem tarım mirasını geleceğe taşımak hem de sağlıklı gıdalar üretmekti. 20 yıl önce ekşi mayalı, sağlıklı ekmekler çok popüler değildi. Bu anlamda öncelikle ekmeği üretenlerin bilinçlendirilmesi ve üretim metotlarının geliştirilmesi için projeler yaptım. Sonra da ekmek mirasının doğru anlatılması için tüketicilere yönelik çalışmalar planladım. Ekmeğin müzikli danslı gösterisini  “Cennette İlk Sofra” adıyla sahneye koymak ta, ekmeğin hikayesini lirik bir dille TedEx konuşmasında anlatmak ta, “Mayasında aşk var” ile mayalanmayı anlatmak ta hep konuyu keyifle aktarma amacımdan ortaya çıktı. Ekmeğin anlatılabilir bir öyküsü olmasına rağmen kimse anlatmıyordu. Ben anlatmaya başladım Marka Festivallerinde anlatınca önceleri herkes şaşırdı. Sonra Göbekli Tepe’nin tarım mirasına olan katkısını sahneye taşıdım.  Ürettiğimiz her yaratıcı içerik ilgi görmeye başladı. 2008 yılında ilk defa Uluslararası Ekmek Festivali yaptığımda herkes ne gerek var demişti. Gelinen noktada ektiğimiz tüm tohumların karşılığını almak çok sevindirici. Ben yolu açtım şimdi çok güzel çalışmalar var. Hala daha şunu söylüyorum mesele ekmek yapmak değil mesele Anadolu’nun tarım mirasının doğru aktarılması.

Sizi artık daha sık görüyoruz ekranlarda, gazete sayfalarında. Daha önce karşılaşmadığımız masalsı, şiirsel anlatımınızın da bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Duygulara rakamlardan ziyade bu anlatımınızla dokunduğunuzu, ciddi bir farkındalık sağladığınızı söyleyebilir miyiz? 

Yazar olmam, kelimelerin efendisine olan düşkünlüğüm elbette hikâye anlatıcılığıyla desteklendiğinde daha fazla sonuç aldık. Özgün içerik üretmek, tarihe merak, felsefe, tasavvuf tüm bunlar aslında hepimizin kullanması gereken yöntemler. Anlatımlarımızı hikâye, şiir, efsane gibi anlatımlarla zenginleştirmeye gayret ediyorum. Bu sayede bazen Türkçe bilmeyenler bile coşkumuzdan etkileniyor. Hatta geçen ay yaptığımız “Tohumdan ateşe ekmek” programında farklı disiplinden binlerce kişiye tarıma, tohuma, ekmeğe dair birçok doğru bilinen yanlışı anlattık. Önyargılı olanlar bile anlatımlarımızla daha duyarlı ve konuya daha hassas yaklaşmaya başlıyor. Salgın süresince okullarla yaptığımız “Mayasında Aşk var” paylaşımları oldukça ilgi gördü.

Mine Ataman: "Buğdayın öyküsü gibi gözükse insan medeniyetinin öyküsü"

Günümüzde gıda fiyatlarındaki artışların sebepleri herkesçe en çok merak edilen konuların başında geliyor. Değişen iklim koşulları, su sorunu, bilinçsiz tarım gibi birçok nedenden bahsediyorsunuz. Özellikle tarımsal gıdaya yönelik yeniliklerin oluşturulmasında tarım 5.0 altını çiziyorsunuz. Özetlersek gıda fiyatlarındaki artışların nedenlerini ve çözümlerini sizden dinleyebilir miyiz?

Problem çok çözüm metriklemede. Marka yönetimi konusunda yüksek lisan yaparken hocalarımdan bir tanesi “metrikleme“ olmadan hiçbir işe başlamayın derdi. Basit anlamda anlatırsak rakamlara hâkim olma, ölçme, biçme, plan yapma. Türk tarımının en büyük sorunu son dönemde sosyal medya üzerinde yaratılan tarım algısına yönelik projeler yapması. Oysa gerçek tarım endüstrisinin bu tarz konular gündeminde değil. Zaten Türkiye’nin tarımsal hafızası kurumların belleğinde, çoğu zaman liyakat sistemine göre yönetilmediği için her şey iki defa yapılıyor.  

Veriler toparlanmıyor, rakamlar anlamlı bilgiye dönüştürülmüyor. En sonunda tarımın paydaşlarıyla anlamlı bilgiler paylaşılmıyor. 

Desteklemeler, vergi indirimler, ihracat – ithalat yasakları bunlar hep palyatif çözümler. Yapılması gereken Tarım 5.0 noktasında irade kullanmak.

Tarım 5.0 ile Anadolu tarımı 1o yıl içinde dünyanın tarım üssü olabilir. Öncelikle tarım tohum ile başlar, milli tohumculuk sektörü mutlaka teknoloji yatırımlarıyla desteklenmeli. Sonra tohum sağlıklı toprakta yeşerir, toprağın bakımı, ihtiyaçları ve toprağa ait tüm veriler uydu ve çeşitli ölçüm sistemleriyle sürekli takip edilip gerektiğinde müdahale edilmeli. Sonra üretim ve hasat ile ilgili teknoloji. Bugün hassas tarım hasatta %10’dan daha fazla fireyi azaltıyor. En sonunda da tarımı gıda endüstrisiyle buluşturmak. 

Lokasyon seçimi artan girdi maliyetlerinin kontrol altına alınmasında çok önemli bir konu. Artık tarımsal üretim ikiye ayrılmalı. İhracata yönelik üretimler, kentler için üretimler. İhracata yönelik üretimlerin stratejisi çok farklı. Kentler için sağlıklı tarımsal ürünler şehirlerin yakınlarında dikey tarım ile desteklenmeli. Bu sayede karbon ayak izi ve lojistik maliyeti düşürülecektir. Ekosisteme katkı da cabası. 

Özetle tarım 5.0 toplumun geleceği için gereken tarımsal üretimi bilgi, teknoloji ve tüm makinaların birbiriyle yapay zekâ vasıtasıyla bağlanarak yönetilmesiyle verimde, kalitede önemli ölçüde aşama kaydetmeyi amaçlamaktadır. Son yıllarda evde yufka açana girişim desteği verilen ülkemiz girişimci çöplüğüne dönüştü üniversitelerin teknik fakültelerine özel, teknokentlere has farklı desteklerle milli tarım teknolojilerinde milli aşama kaydetmeliyiz.

Türkiye’nin ilk ve tek Uluslararası ekmek festivalini gerçekleştirdiniz. Bir çok ülkenin büyükelçiliği de katıldı festivale. Her yıl artan bir ilgiyle ülkemize, geleneğe dönüşecek yeni bir festival kazandırdınız. Festivalin dünyaya temel mesajı nedir.?

Anadolu tarım mirası dünyanın tat belleğine izler bırakmıştır. Hala daha aynı konuda çalışıyoruz, tarihin mutfağında pişen gelenekler bizi farklı kültürlerle bağlayan güçlü bağlar. Anadolu’nun ekmek mirası dünyanın farklı bölgelerindeki yemek kültürüne 12 bin yıl boyunca katkılar sundu.  Tüm bu hikâyeyi, ortak değerler ve Gastro diploması, soft power (yumuşak güç) tekniğiyle dünya ile buluşturursak turizme de ihracata da katkı sunmuş oluruz. 

Profilinize baktığımızda çok yönlü bir kişiliğiniz olduğunu görüyoruz. Amatör arkeolog, profesyonel yelkenci, tarım, kültürel miras, gastronomi turizmi, göbekli tepe, ekmek.. Sayarken insan yoruluyor.

Aslında hepsi soru soran, merak eden birinin öğrenme iştahından kaynaklanıyor. Öğrendikçe mutlu ve motive olanlar için farklı disiplinler birer hazine kıvamında. Kendimce bir sandığım var oraya gerektiğinde kullanılmak üzere bilgi, görgü, deneyimler atıyorum. Belki de bu sayede tarımı yazıyorum, tarım şirketimi yönetiyorum, tarım projeleri yapabiliyorum. Yani gerektiğinde yazar, gerektiğinde ekmek ustası, gerektiğinde ekmek tohumun peşinde arkeolog. Hepsi aynı tabağa konulan tat bileşenleri gibi.  

Mine Hanım, uzun zamandır tohum, ekmek, buğday, tarım gibi konulara değiniyor, toplumumuza uyarılarda, çağrılarda bulunuyorsunuz. Özellikle çiftçilik son yılların sorunlu mesleğine dönüşmüş durumda; ülkemizde bu konularla ilgili yeterli çalışmalar yapılıyor mu?

Bir taraftan tarıma duyulan bu ilgi sektöre çok değer katarken diğer taraftan gerçek tarım endüstrisinin algısını dağıtıyor. Örneğin ata tohumu, tarım teknolojileri, yerel üretim başlıkları farklı algılarla yönetiliyor. Türkiye’nin gen bankalarında 40 bin yerel buğday çeşidi varken “Ata tohumu projeleri yapılıyor” Kimse zaten gen bankasında var oradan alalım demiyor. Tohum takaslar almış başını gidiyor. Bu gidişle tohumların atası kimliğini kaybedecek. Şimdiler de emekli olup 2 dönüm araziye çiftlik evi yapıp eşe dosta ekmek satmak salça pişirmek tarım olarak algılanıyor. Elbette o tarz projelerin olması sektöre ivme kazandıracaktır ama gerçek tarım endüstrisinden uzaklaşmamak , ona yönelik stratejiler belirlemek çok önemli. 

 Sizi dergimizde tekrar görmek dileğiyle, bize zaman ayırdığınız için size fikri kadim dergisi adına çok teşekkür ediyorum 

Anadolu’nun tat mirasına sahip çıkan herkese ben teşekkür ederim.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.