İddia ediyorum

8 mins read

İddia ediyorum

Ahlaksızlık ile DKB arasında çok yakın bir ilişki var.

Yalan söyleyen kişiye çok dikkatli bakmak gerekir.

Yalan söylemek ahlaksızlıktır. Buna rağmen iyi niyetle söylenmiş beyaz yalanlardan siyaha kadar, küçüğünden büyüğüne kadar masum olanından olmayanına kadar herkes hayatında bir kaç kez yalan söylemiştir.

Ancak ne kadar iyi rol yaparsak yapalım, bu konuda ne kadar uzman ya da ihtisas sahibi olursak olalım iyi bir gözlemci yalan söylediğimizi hemen anlar. Çünkü beyinde gerçekleşen elektrik sinyallerinin mutlaka yüzde, vücutta bir yansıması olur.

Ancak kişi çok sıklıkla yalan söylüyor ve söylediği yalanlara ciddi, samimi, dürüst bir şekilde inanıyorsa yüz ve vücut dilinde en ufak bir belirti vermiyorsa bu yalan değil, başka bir şeydir.

Kişi size yalan söylerken söylediği yalana inanıyor, çok rahat, çok ciddi, çok dürüst, çok samimi bir şekilde, aşk ile şevk ile, meşk ile utanmadan, sıkılmadan, kızarmadan, gözünüzün içine baka baka yalan söylüyor ise üstelik iki dakika, iki saat, iki gün önce söylediği/iddia ettiği, hatta bir takım delil ve gerekçeler ile destekleyerek savunduğu sözlerinin aksine sözler ediyorsa karşınızda bir yalancı, bir ahlaksız değil, büyük travmalar sonucu zihni/kişiliği bölünmüş DKB (Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu) yaşayan bir hasta vardır.

Sakın ona kızmayın, onu ahlaksızlıkla suçlamayın, çok acil bir şekilde uzman bir psikiyatriste getirin.

Ülkemizde on yıldan beri, kahvedeki insanlardan gazetecilere, analistlere, stratejistlere, siyasetçilere ve hatta akademisyenlere kadar hemen herkes bir DKB hastasının sözlerini, demeçlerini, açıklamalarını, salon ve meydan konuşmalarını ahlaki değer ve mantıkı ilkeler ve kriterler çerçevesinde değerlendirmeye çalışarak anlamaya, açıklamaya çalışıyor.

Oysa DKP hastalarının söz ve davranışları ahlaki değer ve mantıki ilke ve kriterler çerçevesinde anlaşılamaz, açıklanamaz.

Böyle bir değerlendirme hem yanlıştır, hem hastaya karşı haksızlıktır.

Nitekim on yıldır süren tartışmalarda hiç bir kimse bir gram olsun bir şey anlamış değil.

İddia ediyorum; bu adam DKB (Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu) yaşayan bir hastadır.

Yalan söyleme konusunda hiçbir normal insan bu kadar rahat, bu kadar doğal, bu kadar ciddi, bu  kadar samimi olamaz. Yalan söyleme literatüründe böyle bir ihtisas seviyesi, böylesine bir  uzmanlık başarısı  yoktur.

Sorun bir kişinin DKB hastası olması değildir. Bütün hastalar gibi DKB yaşayan hastalar da masumdur. Travmalar şiddetine göre kişilikte bir takım hasarlara yol açarlar. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan travmaların kişilikte bir takım bölünmelere yol açtığı bilinmektedir. Aile büyüklerinden kırk kişinin öldürüldüğü bir insanın travma yaşamaması zaten mümkün değildir.

Asıl sorun DKB hastası birisinin söz ve davranışlarını toplum olarak 10 yıl tartışmaktır.

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu hastalığının son yıllarda artış gösterdiği gibi hastalığa yakalanma yaş aralığının da değişmeye başladığı ifade edilmektedir. Klasik teoride 5-12/13 yaş aralığında yakalanan bir hastalık iken günümüzde uzayan sosyalleşme sürecine bağlı olarak 20’li yaşlarda DKB’na yakalanan hastalar görülmeye başlanmıştır. Hastalığın tedavisi mümkün olmakla birlikte eğer tedavi edilmezse hasta bölünmüş kişilik ile ömür boyu yaşamını sürdürür. büyük grup kimliklerinde yaşanan travmaların yanı sıra bireysel düzeyde anne baba ölümü, aile içi şiddet, anne baba ayrılmalarının  (veya ayrılma korkularının) yarattığı travmalar çocuklarda DKB’na yol açabilir. Onun için ailelere dönük eğitim programlarında ebeveynlerin travma ve Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu ile ilgili bilgilendirilmeye çalışılır.

Travmalar ile ilgili herkesin okuyup kendi müktesebatında anlayabileceği hayli kitap var. Ama DKP hastalığı için klinik psikiyatri kitaplarına başvurmak gerekir. Ancak bu kitaplar çok pahalı olduğu kadar (400, 500 tl) mesleki uzmanlık gerektiren kitaplardır.  Ancak herkesin okuyup anlayabileceği muhteşem güzel bir kaç kitabın kapakları aşağıdadır…

Bunun yanında benim bir başka iddiam olan 80’li yıllardan itibaren benim neslimin yaşadığı (Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu’na çok yakın ve benzer olan)  “Kişilik parçalanması”  “hastalığı” var ki, literatürde henüz yaygın olarak yazılan/anlatılan bir konu değil. Kişilik parçalanmasının da asgari DKB hastalığı kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kişilerin söz/söylem ve iddiaları ile eylemleri arasındaki tutarsızlıkları da günlük hayatta çoğunlukla ahlaksızlık olarak tanımlar/değerlendiririz. Oysa kişilikleri parçalanmış insanlarda söz ve eylemleri arasında doğal olarak bir ilişki olmaz.

İddia ediyorum 1 İddia ediyorum 2 İddia ediyorum 3İddia ediyorum 4

Mahmut Karaman

Mahmut Karaman. Sosyolog. Aşhane ile başlayan ardından Kardeşlik Seferberliği Hareketi olarak tanımladığı sivil oluşum öncüsü. Her ne kadar kendisi bunu kabul etmese de

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.