1914 Yılında Ordu’da Seferlik ve Binbaşı Çürüksulu Ziya Beyin Müstakil Taburu (2. Bölüm)

12 mins read
2
Ziya Beyin Müstakil Taburu

1914 Yılında Ordu’da Seferlik ve Binbaşı Çürüksulu Ziya Bey’in Müstakil Taburu (2. Bölüm)

1914 Yılında Ordu'da Seferlik ve Binbaşı Çürüksulu Ziya Beyin Müstakil Taburu (2. Bölüm)

1914 Yılında Ordu’da Seferlik ve Binbaşı Çürüksulu Ziya Bey’in Müstakil Taburu (2. Bölüm)

Araştırmacı Yazar Rahmetli Sıtkı Çebi Üstat 1914 yılı Ağustos ayı başında ilan edilen Seferberlik günlerindeki Ordu Kasabasında yaşananları, Milis Binbaşısı Çürüksulu Ziya Bey tarafından oluşturulan Müstakil Taburu hakkında bilgileri “Ordu Şehri Hakkında Derlemeler ve Hatıralar” adlı kitabında özetle şöyle anlatıyordu:

“… Osmanlı Devleti bir savaşa itilmiştir. Elbette bu savaş için gereken her şey yapılacaktır. İlk tedbir olarak da, bütün Osmanlı Devleti toprakları üzerinde seferberlik ilan edildi. Bu karar, 5 Ağustos 1914 günü, yurdun her tarafında olduğu üzere, Ordu şehrinde ve bucaklarında da halka duyuruldu. Ordu Kaymakamlığı, tellallar vasıtasıyla Seferberlik ilanını şehirde yaydıktan sonra, aynı gün, Eskipazar Cami yanında, Uzunisa, Yokuşdibi mevkilerinde de, köylerden gelen halka okunmak suretiyle duyuruldu. Eskipazar Cami meydanında, çevrenin namlı hocalarından Abdullah Hoca’nın yaptığı çok tesirli bir dua, oraya toplananları heyecanlandırmış, milli duygularını coşturmuştu.

Mevsim yaz olduğu için, Ordulular’ın bir kısmı ve köylülerden yayla ile ilgileri bulunanlar Çambaşı yaylasında idiler. Yayla mevsiminin en hareketli olduğu bir devrede Seferberlik ilanının haber alınması üzerine, ortalığı bir telaş ve heyecan kaplamıştı. Askerlik çağma yeni girenlerle biraz daha geçkin olanlar, seferberlik kararındaki kuvvelere dahil olup olmadıkları hakkında şüphe içinde kalmamak için, derhal yola çıktılar; Çambaşı’ndan Ordu’ya doğru yaya, atlı binlerce halk, sırtlarında ufacık azıkları olduğu halde, türküler söyleyerek yürüyor, yürüyorlardı. Çambaşı, böyle bir boşalmaya ilk defa şahit oluyordu. Askerlik hizmetine, vatan için silahaltına bu derece heyecan ve coşkunlukla koşulduğu, o güne kadar belki de görülmemiş, duyulmamıştı.
Yayladan göçenlerin, Ordu’ya gelir gelmez yaptıktan ilk iş, derhal Askerlik Şubesine koşmak oluyordu. Sevk kâğıtlarını alanlar, kalabalık kafileler halinde kıtaplarının bulunduğu yerlere doğru, Sivas, Erzincan istikametlerinde yürüyüşe çıkıyorlardı.

Yeni askere çağrılanların şehirden ayrılışları sırasında, her yanda davullar, zurnalar çalıyordu; etrafta, sadece askerlikle ilgili sözler ve hatıralar konuşuluyor, anlatılıyordu. Camilerde dualar yapılıyor; analar, babalar, eşler, bacılar, çocuklar gözleri yaşlı, fakat dudakları dualı, sevdiklerini uğurluyorlardı. Şubenin önündeki geniş meydanda, henüz sevk muameleleri bitmemiş gençler, başlarının altında azık torbalan, yakınlarıyla son sohbetlerini yapıyor, hareket emirlerini büyük bir sessizlik içinde ve sabırla bekliyorlardı.

Ordulular, seferberliğin ilanıyla birlikte yeni bir devrenin başladığının farkında idiler, şüphesiz. Gerçi uzun yıllar harp görmedikleri veya sonu bu harp gibi acı ile nihayetlenen bir felaketi şehir ve bölge olarak yaşamadıktan için, Seferberliğin neler getirip, neleri götüreceğini; onları ne gibi mahrumiyetler, acılar, gözyaşlarıyla karşı karşıya bırakacağını elbette bilemez, tahmin dahi edemezlerdi. Çünkü seferberliğin üzerinden birbuçuk yıl gibi kısa bir zaman geçtikten sonra, bütün Karadeniz kıyı şeridi düşman işgaline maruz kalacak; yerini, yurdunu terk eden büyük bir muhacir seli, Of tan itibaren, Ordu istikametinde dalga dalga büyüyüp ilerleyecektir. Böyle bir muhaceret selinin Ordu şehriyle birlikte, civar köyleri de kaplayacağı hiçbir Ordulunun aklından geçmediği için, Ordu’nun iktisadi hayatında birden büyük bir değişiklik olacaktır. Artık, Ordulular, kendilerine de yetmeyen ekmeklerini bu gelen muhacir kardeşleriyle paylaşacak; onlara, sadece evlerinin; kapılarını değil, gönüllerini de açacaklardır. Zira muhacirlerin ıstıraplarını Ordulular da duymaya başlamıştır, o yokluk günlerinde…

Yerlerini, evlerini, eşyalarını, hatta hayvanlarının bir kısmını dahi terk eden; kapkaçak, yorgan, kilim gibi birkaç zaruri eşya ile yola çıkıp da, bu eşyalarını, öteberilerini yollarda bırakmak zorunda kalan muhacirler, büyük bir perişanlıkla Ordu topraklarına canlarını atabilmişlerdi. Her biri mal mülk sahibiyken, şimdi sadece; başlarını sokacaktan bir “dam altı” arayan bu muhabirlerle, bütün Orduluların şehirli ve köylü yakından ilgilenmeye başladıkları görülmüş; mutfaklarındaki kap kaçaklarından bir kısmını onlara vererek yatacak yer, barınacak oda ve ev göstererek, hepsine ellerinden geldiği kadar yardıma koşmuşlardır.

Seferberlikten bir buçuk yıl kadar sonra, muhacirlerin gelmesiyle baş gösteren çeşitli problemler, zaten imkanları dar olan Ordu’da, yeni sıkıntılara yol açmıştı. Bu konuyu ilerde yine izaha çalışacağımızdan, şimdilik burada bırakarak, tekrar seferberliğin ilk aylarına dönüyoruz.
Askerlik Şubesinin önü ana baba gününün yaşandığı bir yer haline gelmişti; sırtlarında torbaları, ayaklarında çarıklarıyla binlerce genç, kendilerini uğurlamaya gelenlerle helalleşiyor; dualarla uğurlanarak davul zurna eşliğinde şehrin sokaklarına doğru kafileler halinde ilerliyorlardı. Artık, Ordu köyleri boşalmaya başlamıştı.

Seferberlik hazırlıkları devam ederken, Ordu’da bir gönüllüler taburu da kurulmuştu. Ordu Müstakil Taburu adı verilen bu birlik, askerlik çağını henüz aşmamış, fakat çağırılan kuvvetlere de dahil edilmemiş olan sivillerden teşekkül etmişti. Aralarında, bu birliğe katılmaları şartıyla, hapishaneden tahliye edilenler de bulunuyordu.

Müstakil Taburun başında, Perşembe (Vona) Bucağı’nda oturmakta olan Kafkaslar’ın Çürüksu bölgesi muhacir ailelerinden Binbaşı Ziya Bey (Çürüksulu) ile kardeşi Yüzbaşı Fuat Bey vardı. Ziya Bey, Balkan Savaşına katılmış, tecrübeli, cesur bir askerdi. Müstakil Tabur, Millet Düzü’nde çadır kurarak eksiklerini tamamlamaya çalıştı. Burada, bir taraftan hazırlık yapılırken diğer yandan da yeni gönüllüleri toplamakla meşgul olundu. Taburun güngörmüş, yaşlı ve tecrübeli gönüllü askerlerini bütün Ordulular ve köylerden gelenler merakla ve gururla seyrediyor; tanışlar bu askerlere hediyeler veriyorlardı.

Tabur, eksiklerini tamamladıktan sonra, davul zurnalarla Trabzon’a müteveccihen yola koyuldu. Haftalarca süren yolculuktan sonra Batum şehri etrafında, diğer bölgelere ait milis kuvvetleriyle birlikte Batum’a hücum edildi. Kanlı çarpışmalardan sonra Batum tabyaları birer birer ele geçirilmiş, şehir bu suretle kurtarılmıştı. Batum, 1877-1878 Osmanlı-Rus muharebeleri sonunda elimizden çıkmış, Ruslar tarafından işgal edilmiş bulunuyordu.

Müstakil Tabur, Ruslar’ın Doğu cephesinde, Sarıkamış faciasından yararlanarak, ilerlemeye başlaması ve Karadeniz kıyılarını işgal etmesi üzerine Batum’u terk etmiş ve Of yakınındaki Baltacı Deresi kıyılarında düşmana karşı cephe tutmuştu. Buradaki çarpışmalar sırasında tabur Kumandanı Binbaşı Ziya (Çürüksulu) Bey, Ruslar’a esir düşmüştü. Tabur, Ruslar’ın tekrar geri çekilmesini müteakip Ordu’ya dönerek dağıtılmıştır.

Ziya Bey de, Rusya’daki karışıklıklardan faydalanarak esir bulunduğu kamptan kaçıp, memleketi olan Perşembe Kasabası’na dönmüştür. Ziya Bey, çok partili devre girildiği 1946’da Ordu’da Demokrat Parti’nin kurucusu olmuş, bir süre il başkanlığında bulunmuştur…”

Yazının Birinci Bölümü için TIKLAYIN

Naim Güney

Ordu yerel tarih araştırmacısı. Gazeteci, yazar.

"Tarih" geçmişle gelecek arasında köprü kurmaya imkan tanır ve dün ne olduğumuz, gelecekte ne olabileceğimize dair bize fikirler verir"

2 Comments

  1. Müstakil teburun yöneticisi olduğunu söylediğiniz; Kafkaslar’ın Çürüksu bölgesi muhacir ailelerinden Binbaşı Ziya Bey (Çürüksulu) ile kardeşi Yüzbaşı Fuat Bey’in büyük sürgünle Osmanlıya gelen Kuzey Kafkasya halklarından olduğunu düşündüm.Bu insanlara tarihimizde yeterince yer verilmediğini düşünüyorum. Bu nedenle yazınızı ayrıca önemli bulduğumu belirtmek isterim. Teşekkürler Naim Güney

  2.      Müstakil taburunun başında olduğunu yazdığınız; Kafkaslar’ın Çürüksu bölgesi muhacir ailelerinden Binbaşı Ziya Bey (Çürüksulu) ile kardeşi Yüzbaşı Fuat Bey'in büyük sürgünle Osmanlıya gelen.Kuzey Kafkasya halklarından olduğunu düşündüm. Bu konuya tarihimizde yeterince yer verilmediğini düşünüyorum. bu nedenle de yazınızı değerli duldum.Teşekkürler Naim Güney
    

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.