Sergey Karaganov: Rusya Avrupa’yı terk edip tamamen Asya’ya yönelmeli

Avrupa'nın işi bitti ve Rusya'nın coğrafi ve kültürel avantajları, batan gemiyle birlikte batmak zorunda olmadığı anlamına geliyor

25 mins read

2000’li yılların sonunda, bir grup genç meslektaşımızla birlikte Rusya’nın “doğu ekseninin” yararlarını ve gerekliliğini tartışmaya başladık (aynı dönemde, şu anki Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu – ve meslektaşları – aynı yönde çalışıyordu).

Bu meydan okumanın kavramları ve gelişim odağı, tek bir tarihi, ekonomik ve insani bölge olan Sibirya ve Uralların tamamını içeriyordu. Ancak durum farklı gelişti: Asya’ya ve pazarlarına yönelim idari olarak esasen Pasifik Uzak Doğusu üzerinden gerçekleşti ve daha sonra buna Kuzey Kutbu da eklendi.

2010’larda başlayan dönüş kısmen de olsa başarılı oldu, çünkü Uzak Doğu’nun çok daha kalabalık, sanayileşmiş ve kaynak zengini doğu ve batı Sibirya ile bağlantısı yapay olarak kesilmişti. Ayrıca “kıta lanetinden” -pazarlardan uzaklık- muzdarip olmaya devam etti.

Şimdi, yeni jeostratejik durum acilen orijinal fikre geri dönülmesini gerektiriyor – tabii ki Urallar da dahil olmak üzere tüm Sibirya’nın öncelikli gelişimi yoluyla tüm Rusya’nın doğuya dönmesi. Başka bir deyişle, tüm ülkenin “Siberleştirilmesinden” bahsediyoruz. Asya hızla gelişirken Batı Avrupa uzun yıllar kapalı kalacak ve bir daha asla birinci sınıf bir ortak haline gelemeyecektir.

Ukrayna’da Batı tarafından kışkırtılan ve serbest bırakılan savaş, bizi insani gelişimin merkezinin kaymakta olduğu güneye ve doğuya doğru hareketten alıkoymamalıdır. Bu yeni ama uzun zamandır öngörülen durum bizi “evimize” dönmeye çağırıyor. Avrupa’nın 300 yılı aşkın yolculuğu çok şey verdi ama uzun zaman önce – gerçekte bir asır önce – ve faydasını tüketti.

(“Eve dönüş” terimi bana Habarovsk’un önde gelen filozof ve tarihçilerinden Profesör L.E. Blyacher tarafından, bir önceki Doğu Turu’nda birlikte çalıştığımız yıllarda verilmişti).

Büyük Petro’nun başlattığı bu yolculuk olmasaydı, Rusya pek çok başarıya imza atamazdı. Bunların başında, Rus kültürünün, dininin ve ahlakının Batı Avrupa kültürüyle birleştirilmesinin sonucu olan dünyanın en büyük edebiyatı gelmektedir. Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin, Gogol, ardından Blok, Pasternak, Soljenitsin – ve modern kimliğimizi şekillendiren diğer zihin devleri – “Avrupa enjeksiyonu” olmadan ortaya çıkamazlardı.

Bu üç yüzyıl boyunca devletimizin ve halkımızın doğulu köklerini yarı yarıya unuttuk. Moğollar yağmaladılar ama aynı zamanda kalkınmayı da desteklediler. Sonunda, onlarla muhalefet ve işbirliği içinde, güçlü bir merkezi devlet ve kıtasal düşünce inşa etmemizi sağlayan devlet yapılarının birçok unsurundan ders aldık. Cengiz Han’ın imparatorluğundan kültürel, ulusal ve dini açıklığımızı da miras almış görünüyoruz. Moğollar kendi kültürlerini ya da inançlarını dayatmadılar. Gerçekten de dini açıdan açıktılar. Bu nedenle Rusya’yı korumak için Kutsal Prens Alexander Nevsky onlarla ittifak yaptı.

Eğer halkımız 16. yüzyıldan itibaren “güneşi karşılamak için” toplu halde “taşın arkasına” (Urallar) hareket etmeseydi, Büyük Rusya ortaya çıkamazdı ve muhtemelen batıdan ve güneyden rakipler ve düşmanlar tarafından kuşatılmış Rus ovasında hayatta kalamazdı. Tanrı’nın iradesinin müdahalesi bir yana, bu dürtünün hızı açıklanamaz. Kazaklar Büyük Okyanus’a altmış yıl içinde ulaştılar.

Sibirya’nın gelişimi, Rus krallığı olan eski Rus’u Büyük Rusya’ya dönüştürdü. Bir imparatorluk olarak ilan edilmeden önce bile, Sibirya’nın kaynakları – önce “yumuşak altın”, sonra gümüş, altın ve diğer madenler – güçlü bir ordu ve donanma kurmamıza ve donatmamıza izin verdi. Çin mallarını kürk karşılığında Rusya’ya ve ötesine taşıyan Kuzey İpek Yolu kervanları bunda önemli bir rol oynadı. Sibirya’da, rekabet ve ticaret yapan Ruslar, Orta Asyalılarla, halkımızın o zamanki adıyla ‘Buharalılarla’ yakın çalışmaya başladı.

Sibirya, Rus karakterinin en iyi yönlerini – kültürel ve ulusal açıklık, ayrıca irade, Rus özgürlüğü ve muazzam cesaret – güçlü bir şekilde güçlendirdi. Sibirya, yerel halkla iç içe geçmiş düzinelerce milletten insan tarafından yönetiliyordu. Ve elbette kolektivizm – karşılıklı yardım olmadan hayatta kalmak ve uzayı ve elementleri yenmek imkansızdı. Sibirya bu şekilde yaratıldı – Rus insanının en iyilerinin bir araya gelmesiyle – Rus Ruslar, Rus Tatarlar, Rus Buryatlar, Rus Yakutlar, Rus Çeçenler ve liste böyle uzayıp gidiyor. Tanınmış Tümenli gazeteci ve yazar Omelchuk Sibirya’yı “Rus karakterinin mayası” olarak adlandırıyor.

Seçkinlerin en iyilerinin – Witte, Stolypin ve ortakları – ve Trans-Sibirya Demiryolunu mümkün olan en kısa sürede inşa eden halkın başarısı eşi benzeri görülmemiş bir başarıdır. Hem eski slogan “Güneşe Doğru” hem de somut ve görkemli bir hedefi yansıtan yeni slogan “Büyük Okyanusa İleri” altında yürüdüler. Şimdi yeni bir slogan olmalı: “Büyük Avrasya’ya İleri”.

Onların çalışmaları ve fedakarlıkları için olduğu kadar Sibirya’ya kendi istekleriyle gitmeyenlerin çalışmaları için de minnettar olmalıyız. Gulag’daki hem hükümlüler hem de mahkumlar ülkenin gelişimine tam olarak takdir edilmeyen büyük bir katkıda bulunmuşlardır.

Sovyet Arktik keşiflerinin manevi projesi, Sovyetler Birliği’nin tüm halklarının temsilcilerinin el ele çalıştığı, arkadaşlıklar kurduğu ve aileler kurduğu Sibirya’daki büyük Komsomol şantiyeleri vardı. Sibirya petrolü, tahıl, kürk mantolar, Moğolistan, Buryatya ve Tuva’dan gelen atlar ve elbette Sibirya alayları, Büyük Vatanseverlik Savaşı’nda (II. Dünya Savaşı) Moskova’yı kurtaran zaferde belirleyici bir rol oynadı.

Sonra Sibirya petrol ve gazı geldi.

Ancak elbette Sibirya’nın tüm Rusya hazinesine asıl katkısı cesur, inatçı, güçlü, girişimci insanlarıdır. Onlar Rus ruhunun vücut bulmuş halidir. Sadece merkezdeki (birleşmiş bölgeler de dahil olmak üzere) Rusların Sibirya’ya yeniden yerleştirilmesini teşvik etmek değil, aynı zamanda Asya’ya yakınlık duygusuyla deneyim ve bakış açılarına sahip Sibiryalıları ülkeyi yönetmeye çağırmak gerekir.

Sibirya’yı kalkındıran yurttaşlarımızın nesilleri, Asya’da geleceğin pazarlarını mümkün kılıyor ve Rusya’yı büyük bir Avrasya gücüne dönüştürüyordu. Her ne kadar o zamanlar bunun farkında olmasalar da.

Batı tarafından serbest bırakılan çatışma, elitler tarafından teşvik edilen toplumsal çözülme süreçleri ve Batı Avrupa’nın gelişimindeki uzun vadeli yavaşlama, Rusya’nın geleceğinin dünyanın merkezinin değiştiği Doğu’da, Güney’de yattığını açıkça göstermektedir.

Ve Rusya, eşsiz kültürü ve açıklığı ile bu dönüşümün önemli bir parçası olmaya ve liderlerinden biri olmaya çağrılıyor. Gerçekten de, kaderin, Tanrı’nın ve atalarımızın nesillerce yaptığı işlerin onun için öngördüğü şey olmaya, yani Kuzey Avrasya olmaya. Dengeleyici, askeri-stratejik eksen, daha önce baskı altında tutulan kültürlerin, ülkelerin ve medeniyetlerin diktelerden arınmış rönesansının garantörü.

Yeni bir dünyanın doğuşuna tanıklık ediyoruz. Birçok açıdan, 500 yıllık Avrupa-Batı hegemonyasının temelini -askeri üstünlüğünü- yıkarak onun ebesi olduk.

Şimdi, Ukrayna topraklarında stratejik bir yenilgiye uğrayan ve tarihi geri döndürmeye çalışan Batı’nın son saldırısı olmasını umduğumuz bu saldırıyı püskürtüyoruz. Bu savaşı kazanmalıyız – tehdit ederek ve gerekirse en acımasız araçları kullanarak bile. Bu sadece ülkenin zaferi için değil, aynı zamanda dünyanın Üçüncü Dünya Savaşına sürüklenmesini önlemek için de gereklidir.

Ancak tekrar ediyorum, Batı ile mücadele bizi en önemli yaratıcı görevlerden uzaklaştırmamalıdır. Bunların arasında ülkenin doğusunun yeni gelişimi ve yükselişi de var. Sadece jeoekonomi ve jeopolitiğin gelişimi değil, aynı zamanda önümüzdeki on yıllardaki kaçınılmaz iklim değişikliği de, bir yandan tüm Rusya tarafından yeni bir Sibirya dönüşünün önerilmesi ve güçlü bir şekilde uygulanmasının gerekliliğini dikte edecek, diğer yandan da ruhani, insani ve ekonomik gelişiminin merkezini doğuya kaydırmanın olasılığını ve avantajını kanıtlayacaktır.

Sibirya’nın mineral kaynakları, zengin toprakları, ormanları, temiz tatlı su bolluğu, modern teknolojileri ve her şeyden önce Sibirya halkını kullanarak Avrasya kalkınmasının ana temellerinden biri olmaya çağrılıyor. Bizim görevimiz de Sibirya’yı elimizde tutmak ve onu vatandaşlarımızın, ülkemizin ve tüm insanlığın yararına geliştirmektir. Şimdiye kadar, çoğunlukla düşük düzeyde işlenmiş kaynaklar tedarik ediyorduk. Yapılması gereken, devletin düzenleyici rolü altında tüm Rusya’yı kapsayan, tam döngülü üretim kompleksleri oluşturmaktır. Sibirya makine imalat endüstrisini, savunma işletmelerine sipariş akışından faydalanarak modern bir temelde yeniden inşa etmek gerekiyor.

Tüm Rus idari merkezleri – bakanlıklar, yasama organları, büyük şirketlerin genel merkezleri – vatansever ve kelimenin tam anlamıyla hırslı gençler tarafından takip edilerek aynı yönde ilerlemelidir. Petro bugün hayatta olsaydı, kesinlikle Sibirya’da yeni bir başkent kurar ve Asya’ya açılan pencereyi büyük ölçüde genişletirdi. Moskova ve St Petersburg’un yanı sıra Rusya’nın üçüncü bir Sibirya başkentine şiddetle ihtiyacı var. Önümüzdeki on yıllarda gelişecek olan askeri-stratejik durum bunu gerektiriyor.

Birçoğu büyük kaşifler olan atalarının ateşli ruhunu taşıyan Urallar ve Trans-Urallar sakinlerinin, Sibirya’nın öncelikli kalkınması da dahil olmak üzere Rusya’nın yeniden canlanmasını ve refahını arzuladıklarını biliyorum.

Ne yazık ki, birçoğu, hırslarını ve becerilerini uygulayabilecekleri hiçbir umut ve fırsat görmedikleri için, iyi gelişmiş merkezi bölgelere gidiyor ya da ülkenin doğusundaki küçük kasaba ve köylerde sessizce “tükeniyor”.

Bu muazzam insan sermayesini Sibirya hinterlandı, büyük idari merkezler ve Rusya’nın geri kalanı arasındaki gereksiz köprüleri yıkmak ve tarihin büyük coğrafi ve medeniyet eksenini yeniden birleştirmek için kullanmak bizim gücümüz ve çıkarımızadır. Tüm yurttaşlarımızın öz farkındalığının ve düşüncesinin yeniden yönlendirilmesi, tüm ülkenin çıkarları doğrultusunda görkemli Sibirya geçmişi, bugünü ve geleceğiyle birleşme, Sibiryalıların kalplerinde kesinlikle bir yankı bulacaktır. Tekrar ediyorum, sadece Urallar, Sibirya ve Uzak Doğu için değil, tüm Rusya için bir Sibirya stratejisine ihtiyacımız var.

Bu strateji kuru ekonomik hesaplamalarla değil -ki Novosibirsk’teki bilim adamları istisnaidir- Asya Rusya’sının keşfinin muhteşem, nefes kesici tarihinin Rus kimliğinin merkezine manevi ve kültürel dönüşüyle başlamalıdır.

Sibirya’nın romantizm, zaferler ve maceralarla dolu tarihi, ülkemizin her vatanseverinin bir parçası olmalıdır. Herkesin bildiği Amerikan Batı’sının fethi, atalarımızın bir dizi kahramanlıklarının soluk bir gölgesidir. Aynı zamanda, soykırıma başvurmadılar, ancak yerlilerle evlendiler. Ve biz, halk kitleleri ve hatta entelektüeller, bu tarihten neredeyse habersiziz.

Aleksandr Nevski’nin 1240’ların sonlarında Batyev’den daha yüksek bir seviyede hüküm sürdüğü için ödül almak amacıyla Orta Asya ve Güney Sibirya üzerinden Moğol İmparatorluğu’nun başkenti Karakurum’a yaptığı bir buçuk yıllık seferin değeri nedir? Marco Polo’nun hikâyelerinden tanıdığımız ve kısa süre sonra Çin’in birleştirici imparatoru olacak olan Kubilay Han da o sırada oradaydı. Neredeyse kesinlikle tanışıyorlardı. Sibirya’nın keşfi ve artık fiilen müttefik olan Rus-Çin ilişkilerinin yeni dünya düzeninin temelini oluşturacak hikâyesine muhtemelen Aleksandr Nevski’nin seferiyle başlamalıyız.

Güney Sibirya’yı Kuzey Deniz Yolu’na bağlayan, Çin’e ve oradan da Güneydoğu Asya’ya giden yeni meridyenel güzergahlar inşa edilmelidir. Urallar ve Sibirya’nın batı bölgelerinin Hindistan’a, Güney Asya’nın diğer ülkelerine ve Orta Doğu’ya etkin bir şekilde ulaşması sağlanmalıdır. Sibirya bölgeleri de dahil olmak üzere Rusya’yı İran üzerinden Hint Okyanusu’na bağlayacak olan demiryolu üzerinde geç de olsa nihayet çalışmalara başlanmış olması sevindiricidir.

Sibirya’nın su kaynaklarıyla birlikte, su kıtlığı çeken ancak işgücü bol olan Orta Asya ülkelerini de kapsayacak şekilde geliştirilmesi gerekmektedir.

Daha geniş çaplı işgücü açığı, çalışkan ve disiplinli Kuzey Korelilerin kitlesel çekiciliği ile kısmen telafi edilmelidir. Sonunda Kuzey Kore ile ilgili olarak Batı’nın çizgisini aptalca takip etmekten kurtuluyor ve dostane ilişkilerimizi yeniden kuruyoruz. Hindistan ve Pakistan’ın en azından mevsimlik işçi sağlamakla ilgilendiklerini biliyorum.

Ulusal Araştırma Üniversitesi Ekonomi Yüksek Okulu olarak, Rusya Bilimler Akademisi Sibirya Şubesi Ekonomi ve Endüstriyel Üretim Organizasyonu Enstitüsü, Bilimler Akademisi Sibirya ve Uzak Doğu Şubelerinin diğer enstitüleri, Tomsk, Barnaul, Habarovsk, Krasnoyarsk üniversiteleri ile birlikte, Rusya’nın Siberleşmesine Doğru – Doğu’ya Dönüş – 2 projesini gerekçelendirmek için bir proje başlatıyoruz.

Ayrıca okullarda Doğu çalışmalarının, Doğu dilleri, halkları ve kültürleri bilgisinin geliştirilmesi için ulusal bir programa ihtiyacımız var. Benzersiz, kültürel ve dini açıdan açık olan Rusya, Avrupalıların aksine köleleştirip yok etmeyen, doğuya doğru ilerlerken yerel halkları ve kültürleri özümseyen atalarından miras kalan büyük bir rekabet avantajına sahiptir.

Sun Tzu, Konfüçyüs, Kautilya (veya Vishnugupta), Rabindranath Tagore, Firdevsi, Kral Darius, Timurlenk, el-Hozremi (cebirin kurucusu), Ebu Ali ibn Sina (İbn-i Sina – tıp biliminin kurucusu) veya Fatima el-Fihri – dünyanın ilk üniversitesinin kurucusu – eğitimli bir Rus için Büyük İskender, Galileo, Dante, Machiavelli veya Goethe kadar tanıdık olmalıdır. Sadece Ortodoks Hıristiyanlığın değil, aynı zamanda İslam ve Budizm’in de özünü anlamamız gerekiyor. Tüm bu dinler ve ruhani hareketler ruhani hafızamızda zaten mevcuttur. Sadece onları korumamız ve geliştirmemiz gerekiyor.

Buna ek olarak, önümüzdeki on yıllarda kaçınılmaz iklim değişikliği ile Sibirya rahat yaşam alanını genişletecektir. Doğanın kendisi bizi Rusya’nın doğuya doğru yeni bir Sibirya kaymasına davet ediyor. Bir kez daha tekrar ediyorum, Rusya’nın doğuya kayması programını oluşturup uygulayarak, sadece gücümüzün ve büyüklüğümüzün kaynağına dönmekle kalmıyor, aynı zamanda kendimiz ve gelecek nesiller için yeni ufuklar açıyor, yeniden doğan Rus rüyasını yaratıyor ve uyguluyoruz: ülkenin büyüklüğü, refah ve irade – Rus özgürlüğü, içimizdeki en iyiyi somutlaştırmak – Rus ruhu.

Bu makale ilk olarak Rossiyskaya Gazeta gazetesinde yayınlanmış, fikrikadim editörlerince Türkçeye çevrilmiş ve düzenlenmiştir

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.