Boşvermiş Başkaldırı Dada ve Derinlere Tutunmuş Sürrealizm

22 mins read
Boşvermiş Başkaldırı Dada ve Derinlere Tutunmuş Sürrealizm

Boşvermiş Başkaldırı Dada ve Derinlere Tutunmuş Sürrealizm

Raul Hausmann:Mekanik Kafa, 1919. Ahşap manken kafasına tutturulmuş cisimler. Paris Ulusal Modern Sanat Müzesi
Raul Hausmann:Mekanik Kafa, 1919. Ahşap manken kafasına tutturulmuş cisimler. Paris Ulusal Modern Sanat Müzesi

Geçmiş dönemleri anlamlandırmak, kişisel gelişime ve yaşadığımız kültüre katkı sağlayan ve farkındalığımızı arttıran bir bilme biçimidir. Özellikle günümüzde önceden kazandığımız tutum ve davranışların, geçmiş dönem bilgilerinin ve doğal çekim yasalarının yerini alan baskın unsurların dayatması nedeniyle geçmiş deneyimleri gözden geçirmek bize iyi gelebilir.  Çağımızın  mevcut sorunları, felaketler,  küresel ısınma, ekonomik sorunların yanında bir de dünyayı saran salgın; kaygılı, mutsuz ve tatminsiz kitleler yaratmakta, bu durum da endişe duygularını beslemektedir. İnsanın bilincini ve aklını duygu alanına aktaran sanat, şüphesiz bu küresel sorunlardan etkilenmektedir. İnsanlığın dayattığı sorunların en kıyıcısı olan savaş yıllarının o günlerin sanat ortamına ve anlayışına etkilerini gözden geçirmek, günümüzü sanatını etkileyen derin izlerin görünmesine katkı sağlayabilir.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE DADA

Savaş çığırtkanlığı yapan Fütürist sanatçıların savaşa gitmekte gönüllü olması ve bazı sanatçıların savaşta yaşamını kaybetmesi tüm insanlığı ve sanatçıları da derinden yaralamış, grubun heyecanın düşürmüş, yerini çaresizliğe bırakmıştı.  Realizme ve İzlenimciliğe karşı olmalarıyla Fütürizmin de yayılmasında etkileri olmuş olan sanat gruplarının  dağılmış olması, yine savaş nedeniyle Kandinsky’in Almanyadan ayrılması Fütürist sanatçıların da dağılmasına sebep olmuştur. 

Birinci Dünya Savaşı yıllarında tarafsız İsviçre kaçabilenlere bir sığınak olmuştu ve Hugo Ball, Cabaret Voltaire adlı gece kulübünü 1916’da orada açtı.  Bu Cabaret’de edebiyat ağırlıklı toplantılar yapılıyordu. Garip giysiler içinde anlamsız söz ve oyunlardan oluşan şiirler okunuyor, gonglarla bu şiirler seslendiriliyor ve bu olaylardaki gülünç anlamsızlıklar vurgulanıyordu. Grubun aldığı “Dada” adı bile böyle anlamsız bir biçimde, bir sözlükten gelişigüzel seçilmişti. Şair, oyun yazarı ve sol görüşlü bir siyasal yorumcu olan Ball, aynı zamanda müzisyendi. Hugo Ball sanatçıların gruba katılmaları için çağrıda bulunulmuştu. Cabaret’deki  gösteriler için Marcel Janco ve Sophie Taeuber Arp masklar yapıyor, Hans Arp’sa beğenmediği resimleri yırtarak, parçaları gelişigüzel yere atıyor ve onları yere düştükleri düzen içinde yapıştırıyordu. “Rastlantısal Düzen” olarak adlandırılan bu yöntemi Tzara da edebiyata uygulayarak gazete ve dergilerden gelişigüzel kestiği sözcüklerle “rastlantısal şiirler” gerçekleştiriyordu. Aynı yıllarda New York’ta Picabia, Duchamp ve Ray benzer deneyler yapıyorlardı. Duchamp’ın 1917’de Çeşme adıyla sergilediği pisuar hazır-nesnelere bir örnek oluşturmaktaydı ve bunların tümü Karşı-Sanat kavramı içinde yer alıyordu. 

Dada sanat hareketi Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı karamsarlık ve umutsuzluk içinde Avrupa’da (Zürih) ve Amerika’da hemen hemen aynı zamanda ortaya çıkmıştır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki katılığa ve mevcut her tür geleneğe karşı bir protesto olmuştur. Mantıksızlık ve var olan sanatsal düzenlerin reddedilmesi Dada’nın ana karakteridir. Savaş sonrası sanatta adeta iki yüzlü ahlakla mücadele etmenin yollarını arıyorlardı. Birbirinden bağımsız yerlerde eş zamanlı ortaya çıkması, tüm dünyadaki kaygı verici ortam ve gelişmelere sanatçıların tepkisinin benzerliği sanatsal duyarlığın evrenselliği açısından da ilgi çekicidir. Geleceğe inancını tümüyle yitiren sanatçılar her şeyin anlamsızlığını, gereksizliğini vurgular. Bir bakıma hiçliğin ve vaz geçmişliğin egemen olduğu bir tutum sergileyen sanatçıların oluşturduğu bir akımdır Dada. Savaşın yarattığı akıl dışı olaylar adeta sanatçıların mantıklarının ortadan kaldırmalarına anlamsız olanın peşinde sürüklenmelerine sebep olmuştur. Dadacılar savaş öncesinde Gelecekçiler’in(Fütürizm) toplumların gelenekselliklerine saldıran kızgınlık dolu ve kışkırtıcı tavırlarını devam ettirmiş ve abartarak kullanmışlardır. Daha sonra sürrealistlerin de kullanacağı ve temel yöntemlerinden biri olan Otomatizm¹ kavramı ilk defa bilinçli olarak Dadalar tarafından kullanılmıştır. 

1.Dünya Savaşı etkisinde gelişen sanat eserleri incelendiğinde, eserlerin büyük çoğunluğunda savaşın karanlık yüzünün sergilendiği görülmüştür. Breton ve Tzara arasında artan görüş ayrılıkları da grubun dağılmasına neden olmuş, 1922’de dağıldığında sanatçıların pek çoğu Gerçeküstücülük (Sürrealizm) akımını oluşturmuştur

Giorgio de Chirico: Filozofun Zaferi, 1914. Tual üzerine yağlı boya, Chicago Sanat Müzesi
Giorgio de Chirico: Filozofun Zaferi, 1914. Tual üzerine yağlı boya, Chicago Sanat Müzesi

GERÇEĞİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞINA KARŞI SÜRREALİZM

Sürrealist Akım (Gerçeküstü), adeta Dada ile iç içe geçmiş gibidir. Her ikisi de reel dünyaya ve gerçeğin dayanılmaz ağırlığına bir tavır alıştır. Dada hareketi gerçeğin yerine hiçliği koyarken Sürrealizm, gerçeğin alternatifini ve tahammül edilebilecek dünyayı bilinçaltında arar. Bilimsel gelişmeler ve özellikle Freud’un psikanalizde bilinçaltının anlaşılmasının bilince olan etkileriyle ilgili bulguları, sanatta gerçeğin alternatifini bulma çabaları gibi yansıma bulmuştur. Gerçek dünyayı sıradan görmesi ve değer vermemesi yönüyle metafizik bir dünyaya girişin de kapısını aralamıştır.

Gerçeküstücülük, normal bilince sunulmuş sıradan nesnelerin yapay dünyasının gerisinde gerçek bir dünyanın var olduğunu savunarak, bu gerçek dünyaya ulaşmaya çalışmıştır.  Genellikle bilinçdışı otomatizme dayanan teknikleri benimseyerek, yerleşmiş değerlerle bağını koparan, mantıksal, ahlaki ve toplumsal her tür kalıplaşma ve düzene karşı çıkan, rüyanın, içgüdünün, arzunun ve başkaldırının üstün bir güç olduğunu savunarak, geleneksel değerleri yıkmaya ya da aşmaya çalışan bir anlayış içinde olmuşlardır. 

Breton, Sigmund Freud’un, özellikle düşler ve bilinçaltı kuramlarıyla yakından ilgiliydi. Gerçeküstücü sanatta bu kurumların etkisi büyük olmuştur. Mantıksal düzeni yok ederek bilinçaltına, sınırsızlığa ve gerçeğe varılacağına inanan sanatçılar resmi, görülen cismin betimlemesi değil, usun betimlemesi olarak değerlendiriyor ve bu noktadan hareket ederek mantık dışı uygulamalarla çevreler yaratılıyordu. Akımın adı, yazar ve sanat eleştirmeni Apolinaire’in, 1927’de sahnelenen Les Mamellesde Tirésias (Tresias’ın Memeleri) adlı yapıt için kullandığı “gerçeküstücü” sözünden etkilenerek verilmiştir. 1924’te Gerçeküstücülük Bildirgesi yayımlandığında grup Arp, Ernst, Masson, Miro ve Yves Tanguy’den oluşmaktaydı. Daha sonra Dali gruba katılmış, onu Paul Delvaux, Giacometti ve Magritte izlemiş ve sayıları artmaya devam etmiştir. Akımın fikir babası kendisi de edebiyatçı olan Andre Breton’dur. Hem coşkuyla Sürrealizm’i tanıtmış ve savunmuş, sanatçıların çalışmalarını coşkuyla desteklemiştir. Çalışmalarını Sürrealist bulmadığı Salvador Dali’yi gruptan ihraç ettiği de bazı kaynaklarda işlenmektedir. 

Gerçeküstücü sanatçılar, yaratıcı bilinçaltını irdelemek ve özgür kılmakla toplumu geliştirici bir politika belirlemek gibi aslında birbiriyle ilintisi pek olmayan iki konuyu birleştirebilmiş, bu amaçları doğrultusunda Fransız Komünist Partisi’yle işbirliği yapmışlardır. Temelde bu sanatçılar kendilerine özgü yöntem ve teknikler kullanmışlar, ortak bir üslup geliştirmemişlerdir. Ancak şok yaratma amacıyla, nesneleri us ve mantık dışı biçim ve ortamlarda sunma konusunda görüş birliği içinde olmuşlardır.

Akımda iki farklı eğilim gelişmiştir. Soyut Gerçeküstü(Abstract Surrealism) olarak adlandırılabilecek ilk eğilim, ruh çözümüne (psikoanaliz) dayanmakta ve salt istemsizliklerle yönetilmekteydi. Doğrucu gerçeküstücülük (Veristic Surrealism) olarak adlandırılabilecek ikinci eğilimdeyse De CHIRICO’nun yapıtlarını anımsatan öğeler göze çarpar. Nesnelerin ayrıntılı bir biçimde betimlenmesi, ancak düş ya da karabasanı anımsatan us dışı ortamların içinde verilmeleri söz konusudur. Bu eğilimin bir çeşitlemesi olarak, birbiriyle ilintili olmayan nesnelerin, birlikte, düşsel değilse bile günlük yaşamın dışında bir gerçeği çağrıştıran biçimde verildiği görülür: Ameliyat masası üstündeki dikiş makinası ve şemsiyesi gibi.

 Yukarıda Otomatizm’i açıklarken kısmen de olsa Soyut Gerçeküstüne değinmiştik. Doğrucu Gerçeküstücülük diyeceğimiz eğilime örnek gösterdiğimiz Giorgio De chirico, Carra ile birlikte metafizik resmi kurmuştu. Sürrelistler Chirco’nun ilk resimlerini beğendiler. Tüm bunlardan sonra Gerçeküstücülüğü metafizikle birleştiren resimleriyle tanınan Giorgio Chirico’nun akıllarda yer eden bir eserini biraz analım. Chirco’nun resimlerinde meydanlarda belirgin mimari yapılar dikkati çeker. Bazen hayal ürünü olan binalar hem modern bir nitelik taşırlar hem de yürürlükten kalkmışlardır. Bu da onun resimlerine biraz korku ve bir fosil görünümü kazandırmıştır. Yapıtlarında birdenbire beliriveren hayali kulelere yer vermiştir. Bunların tepesinde çoğunlukla akşam rüzgarlarında dalgalanan bayraklar vardır, sonra çok yüksek fabrika bacaları geniş bir alanın sessizliğinde boşluğun üstünde yükselirler. Resimlerinde ıssız kompozisyonlarda sadece gölgeleri görünen insanlar, genellikle uzayan akşamüstü gölgelerinde seçilen silüetler görülür. Bazen taştan oturtmalığı üstündeki redingotlu bir erkek heykelinin gölgesi de alana düşer. Resimlerinde antik yaşamın hayaletiyle modern yaşamın işaretleri; bazen meydandaki saat, tren veya ucu görünen gemi, veya bisiklet, çember gibi araçlarla boş mekanlarda yan yana gelirler. Aynı resimde yumurta, eldiven, enginar ya da düşsel bir matematiğin anlaşılmaz figürleri dikkat çeker. Bu kompozisyonlar bizi uzaklara ve gizler dünyasına götürür. Sonradan Giorgio Morandi yalın şekilde oluşturduğu natürmort düzenlemelerle metafizik okulun üçüncü önemli öncüsü oldu. Sonradan Magritte’nin resimlerinde De Chirico’dan etkilendiği söylenir. Böylece sürrealizm filozof ressamların sanatının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. 

 DEĞERLENDİRME YERİNE

Birbirine bağlı olarak gelişen Dada sanat hareketini ve onun tetiklediği Sürrealist akımı birbirinden ayırmak pek uygun olmadığından birlikte ele alınmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki, dünyanın gördüğü iki büyük savaş arasındaki sanat hareketleri Dada ve Sürrealizm ile sınırlı değildir. Ekspresyonizm, Die Brücke, Kübizm, Section D’or, Vortisizm ve Süprematizm gibi akımlar ise savaştan bağımsız bir bakış açısıyla yine bu yıllarda oluşmuşlardır. Ancak devrin olaylarından etkilenme ve ardından, kendinden sonraki tüm zamanlarda ve günümüz sanatındaki etkileri bakımından ele aldığımızda; Dada ve hemen onun ardından Sürrealizm’in bazı anlayışların temellenmesinde etkili olduklarını anlayabiliyoruz. Bu nedenle bu iki sanat akımı çerçevesinde ele alınmıştır. Günümüzde de yeni sanatı destekleme amacı güden görüşler muhtemeldir ki,  kaynağını Dada ve Sürrealizm’den almıştır. Birinci Dünya savaşında ağır bedeller ödeyen insanlığın temsilcileri olarak değerlendirebileceğimiz sanatçılar ikinci dünya savaşı sonrasında hatta günümüzdeki oluşumlarda da etkileri süren birikimler bırakmıştır. Kendinden sonraki tüm dönemlerde etkileyici,  tetikleyici, ilham verici ve yön verici olmuştur. 1960’larda oluşan Pop sanat ve Oluşum (Happening) sanatı da Dadacılıktan büyük ölçüde etkilenmiştir.

Dada hareketi 20.yüzyıl avangard okullardan, öncelikle doğumuna neden olan koşular bakımından ayrılır. Sürrealist akım ise örgütsel niteliğini II. Dünya Savaşı’yla yitirmiş, etkileri değişik ülkelerde pek çok sanatçıda uzun süre izlenmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra yerini soyut ekpresyonizm’e bırakmıştır. 

İçinde sanat olan güzel günler dilerim

Kaynak: Norbert Liynton, Modern Sanatın Öyküsü ve German Bazin, Sanat Tarihi

1- Otomatizm; üst bilincin etkisinden kurtulmak, bilinçaltını açığa çıkarmak amacıyla; bedenin ritmik tepkileriyle hiçbir anlam yüklemeden oluşturulan plastik öğelerle sanatsal üretim yapma yolu.

Mukadder Özdemir Balakoğlu

Sanat eğitimi uzmanı.  Yıldız Teknik Üniversitesi Temel Eğitim Bölümünde Öğretim Görevlisi. Alanında “Sanat Eğitiminde Duyusal Algı ve Estetik” ve “Duyusal Algı Eğitiminde Resim Uygulaması” adlı kitapları vardır. Bazı resimleri bazı özel kolleksiyonlarda bulunmaktadır.


Fatal error: Uncaught TypeError: fclose(): Argument #1 ($stream) must be of type resource, bool given in /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php:2381 Stack trace: #0 /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php(2381): fclose(false) #1 /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php(2141): wp_cache_get_ob('<!DOCTYPE html>...') #2 [internal function]: wp_cache_ob_callback('<!DOCTYPE html>...', 9) #3 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/functions.php(5420): ob_end_flush() #4 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/class-wp-hook.php(324): wp_ob_end_flush_all('') #5 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/class-wp-hook.php(348): WP_Hook->apply_filters('', Array) #6 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/plugin.php(517): WP_Hook->do_action(Array) #7 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/load.php(1270): do_action('shutdown') #8 [internal function]: shutdown_action_hook() #9 {main} thrown in /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php on line 2381