Karadeniz’de

7 mins read
  Karadeniz’de  

  Karadeniz’de  

  Karadeniz’de  

Çocukluk ve gençliğimin en güzel hatıralarının yarısı Yalova’da yarısı Artvin’in Arhavi ilçesindeki  köyümdedir.

 Karne aldığımız cuma gününün hemen ardından, cumartesi öğlen vaktinde atlardık otobüse. Yolumuz 18-19 saat sürerdi.Otobüsten indikten sonra o yorgun halimizle köy minibüsünü beklerdik bir de; ama olsun, değerdi bu bekleyiş.Köye ulaşabileceğimiz anı iple çekerdik.O zamanki şartlarda çetin bir yolculuktu bu; hem Arhavi’ye gitmek hem de köye çıkmak şimdikine oranla daha zordu.Neredeyse iki saati bulan, dolambaçlı, uçurumlu, kayalı, yüreğimi ağzıma getiren yoldan sonra nihayet köye ulaşmış olurduk.

     Köyümüzde Nisan ayında hareketlenmeye başlayan tabiatta iş hiç bitmez. Her köyde olduğu gibi…

     Çay toplardık annemle, senede iki kez çay hasadı olurdu. Bir yandan da tarlada iş devam eder, ekinlerin dibindeki ayrık otları koparılır, inekler keçiler otlağa götürülür getirilir, ahır temizlenir, süt sağılır, süt makineye vurulur kaymağından bir miktarı alınır. Bu kaymak biriktirilip tereyağı yapılır. Kalan sütten peynir mayalanır, bakır kaplara koyulur, şekil verilir ve tuzlanır. Turşu vakti gelince turşu, pekmez vakti gelince pekmez yapılır. Tüm bu işler büyük emek ve sabırla yapılırdı. Meyveler toplanıp devasa kazanlarda suyu kaynatılır, etrafta güzel kokuya gelen onlarca arı uçuşurdu. Turşuluk sebzeler ayıklanır, temizlenir, özenle bidonlara doldurulurdu. Biz çocuklar yapabildiğimiz işleri yapar, elimizden gelmeyenleri ise izlerdik.

     Her mevsimi ayrı bir  koşuşturmacadır Karadeniz’in. Nisan’dan itibaren toprak kazılır, hareketlenir. Otlar temizlenir, tohumlar saçılır.Yağmurlarla yavaş yavaş büyümeye başlayan ekinlere gübre dökülmeli, tekrar çıkan ayrık otları tekrar temizlenmeli. Mayıs sonuna doğru çaylar toplanacak hale gelir.Köyün en çetin işlerinden biridir çay toplamak.Her şey el yordamıyla ve kas gücüyle yapılır.Yokuşu bayırı bol memleketim, tarımda teknoloji kullanımını oldukça sınırlandırmaktadır çünkü.Bir süre sonra yayla mevsimi gelir, ev halkının bir kısmı  yaylaya çıkar, bir kısmı köyde kalır.Ot ve eğrelti kesme işi de yaklaşmaktadır.Hayvanların kış boyunca yiyecekleri otlar kesilir, Karadeniz’in yağmurlu havasında binbir güçlükle kurutulmaya çalışılır. Velhasıl-ı kelam, ömür biter iş bitmez Karadeniz’de.

     Köy yaşamının  en güzel tarafı ise, üretilen bu GDO’suz katkısız ürünleri sofrada görebilmektir.Elimizle ürettiğimiz gıdanın lezzeti daha güzel olurdu sanki.Karadeniz’de geleneksel köy yaşantısında evlerde yemek masası pek bulunmazdı.Yuvarlak ahşap bir sofra, çarpı şeklinde açılan tahtadan bir düzeneğin veya Lazca “tavli” dediğimiz taburenin üstüne oturtulurdu.Mis gibi taze tereyağıyla yapılan peynir tavası, sıcak mısır ekmeği sofraya koyulurdu.O tavanın sapını  birinin tutması gerekirdi; çünkü bu yemek elle yendiğinden tava fır fır dönerdi.Biz çocuklar kıkır kıkır gülerdik tavanın haline.Fırında değil, taş oyması bir kapta pişirilen mısır ekmeğinin kabuğunu kapma yarışı da epey heyecanlı olurdu doğrusu.Ardından lahana veya başka bir sebze yemeği, turşu, yoğurt gibi şeyler gelirdi sofraya.Köydeki yoğurdumuzun tadını başka bir yerde pek bulamamışımdır bu yaşıma dek.

    Bir de yaylada evlere uzak ve çok dik bir bölgede yetişen yabani soğanla yapılan turşu kavurmalarının lezzetine doyum olmaz bence.

    Misafirliğe çok vakit olmasa da, hele ki sevdiğimiz bir insan gelmişse eve, dirseklerimiz birbirine değerek yemek yediğimiz o sofradan kalkmak bile istemezdik.

     Her şeyi hızlıca yapmamız gereken köy hayatımızda, sofradan da biraz çabuk kalkmak gerekirdi.Çünkü sırada daha yapılacak işler vardır: çünkü yaşam öyledir orada.

Saadet Fitoz Açıkalın

İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği  Mezunu. Çeşitli eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalıştı. Birçok sivil toplum kuruluşunda çalışmalar yapmaktadır

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.