/

Hayal-i Temsil Oyununda Tükeniş ve Umudun Sembolü: Afife Jale

12 mins read
2
Hayal-i Temsil Oyununda Tükeniş ve Umudun Sembolü: Afife Jale

Hayal-i Temsil Oyununda Tükeniş ve Umudun Sembolü: Afife Jale

Salgın nedeniyle İstanbul’da tiyatroya gitmeyi özledim. Öncesinde ciddi bir tiyatro seyircisi olma yolunda ilerliyordum. Özellikle devlet ve şehir tiyatrolarının oyunlarını takip ediyor; bu oyunların yazar, konu ve oyuncu kadrolarını inceliyor; oyunlarla ilgili eleştiri yazılarını okuyordum. Farklı sahnelere gitmeye çalışıyor, sahneleri de konfor açısından inceliyordum. Sadece evime yakın sahnelere oyunlar gelmesini beklemiyordum. Tam bir tiyatro gurusu olacaktım ki bu salgın patlak verdi. Oysa şimdi fularımı takmış, çay bardağımı elime alarak epey kalabalık topluluğa tiyatro oyunlarıyla ilgili konuşmalar yapıyor, olabilirdim. Ah, bu salgın ah! (Bu salgını bahaneye çevirebiliriz artık. Tam bunu yapacaktım, tam şunu başaracaktım ki ne yazık ki salgın çıktı. Tüh ya, görüyor musun gibi bahanelerimiz cebimizde artık.) Neyse, biz konumuza dönelim…

Hayal-i Temsil Oyununda Tükeniş ve Umudun Sembolü: Afife Jale

En çok beğendiğimse şüphesiz şehir tiyatrolarının Hayal-i Temsil isimli oyunu. Bu oyun Darülbedayi’nin 100. kuruluşu şerefine hazırlanmış, 2015 yapımı bir oyun. Bu amaca fazlasıyla layık ve övgüyü hak ediyor. Birçok ödül de aldı. İki kere seyrettiğim nadir oyunlardan biri. İlk Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde seyrettim. Hem konusu Darülbedayi hem tiyatro yapan ilk Türk kadın sanatçıları olunca Kadıköy’de bu havaya uygun düştü doğrusu. Afife Jale’nin de Kadıköy doğumlu olmasına bir parantez açalım. İstanbul’da böyle oyunlara veya tarihi yerlere gidince okuduğumuz, öğrendiğimiz şeylerin karşılığını bulmak; İstanbul’u özel kılıyor. Yoksa bu gürültülü, kalabalık şehrin kahrını neden çekelim?

Hayal-i Temsil, Darülbedayi’nin (şehir tiyatroları) ilk müslüman kadın tiyatrocuları olan Afife Jale ve Bedia Muvahhit‘in hayatlarından kesitler sunarak; bize o zamanki tiyatroları, kadınlara sanatçı olarak toplumun bakış açısını, onların bir kadın sanatçı olarak hissettikleri duygularını, düşüncelerini ortaya koyan bir oyun. Kadınların tiyatroya nasıl ve hangi şartlar altında adım attığına ışık tutuyor.

Oyunda ana üç karakter var: Afife Jale (Şebnem Köstem), Bedia Muvahhit (Hümay Güldağ), Makyör Dikran Efendi (Yiğit Sertdemir). Yiğit Sertdemir aynı zamanda oyun içinde diğer  yan karakterlere de bürünüyor. Makyör Dikran Efendi’nin anlatımıyla olayları dinliyoruz. Hem Afife Jale’nin hem Bedia Muvahhit ‘in makyözlüğünü yapan Dikran Efendi, gerçek hayatta hiç karşılaşmamış bu iki tiyatrocuyu bağlayan bir karakter niteliğinde. Ayrıca iki kadın, yalnız kaldıkları sahnelerde hayali bir fareyle konuşurken birbirlerinin kim olduğunu bilmeden, görmeden sohbet ediyorlar. Burada farklı bir tarz denenmiş. Afife Jale ve Bedia Muvahhit eğer gerçek hayatta karşılaşsalardı ne konuşurlardı, onu izliyoruz. Bu sahneleriyle diğer oyunlardan ayrılıyor. Oyuna Hayal-i Temsil isminin konulması da bu yüzden, sanırım.

Hayal-i Temsil Oyununda Tükeniş ve Umudun Sembolü: Afife Jale

Afife Jale’nin sahnelerinde; ilk tiyatro heyecanını, Makyör Dikran Efendi’nin onu sakinleştirirken yaşananları, mizahi yönleriyle de işlemişler. Afife ilk oyununu oynayıp, ilk sahne tozunu yutunca artık ondan kopamıyor. Tiyatro yapma isteği o kadar güçlü bastırıyor ki dönemin tüm siyasi ve toplumsal baskılara rağmen tiyatro yapmak istiyor. O zamanki baskıya karşı tavırları, düşünceleri yine bazı sahnelerde ele alınmış. Dışarıdan baskı seslerine karşı dehşete kapılan Afife hem korkarak hem cesaretle karşılık veriyor. Ama genç ve kırılgan olan tek bir Afife, koca bir düzene karşı dururken yara almaması mümkün olmuyor. Bir yandan yalnızlaşması, bir yandan sağlığını kaybetmesi ortaya konuyor. Bu yaşadığı sıkıntılardan dolayı dayanılmaz baş ağrıları çekmeye ve ruhsal sorunlar yaşamaya başlıyor. Afife’nin bundan sonraki sahnelerinde acılar içinde sona doğru yuvarlanışını izliyoruz.

Her ne kadar ilerleyen zamanlarda sağlığından dolayı çok aktif tiyatro yapamasa da tiyatroya bağlılığı kopmuyor. Özel tiyatro turnelerinde yer alıyor. Kendini sahnede iyi hissederken oyun bittiğinde yıkılan Afife’yi görüyoruz. Sahnedeyken hayat buluyor, rahata eriyor sanki. Çünkü O, sahneleri kadınlara açmak için dünyaya gelmiş. Tiyatronun kapılarını Türk kadınlarına açarken kendi hayatını, aşkını, hayallerini feda etmiş. Hayatına aşk da uğruyor. Selahattin Pınar’la tanışmasını, evlilik hayatını işleyen sahnelerde umutlanıyoruz. Ama bu büyük aşk bile onu acısından çıkarmaya yetmiyor.

Oyun sadece Afife Jale’yi anlatmıyor. Sahneler Bedia Muvahhit’in hayatına da gidip geliyor. Böylece bir kıyaslama da yapılabiliyor. Bir Afife’den, bir Bedia’dan iç içe geçmiş sahneler izliyoruz. Ben Afife’ye takıldığımdan Bedia Muvahhit’i unutma gafletine düşmüş olabilirim.

Afife Jale gibi Bedia Muvahhit de tiyatromuzun yapı taşlarından. O da ilk sahneye çıkan kadın sanatçılar arasında öncü. Hatta ilk filmde oynayan oyuncu. 1923 yapımı Ateşten Gömlek filminde Ayşe karakterini canlandırıyor. Onun da bu sanat hayatında karşılaştığı pek çok zorluk var fakat Afife Jale’ninkinden daha farklı.

Oyunda bu farklılıklar ortaya konuyor. Afife sahneye çıkma konusunda nasıl yalnız kalmış ve ezilmişse Bedia bu konuda desteklenmiş. Bu konuda şanslı. Bedia Muvahhit’in sahneye çıkışı, Cumhuriyetin ilk yıllarına denk geldiği için Afife’nin yaşadığı zorluklarla karşılaşmıyor. Şartlar müsait. Eşi tiyatrocu Ahmet Refet Muvahhit olunca en önemli desteği ondan görüyor. İlk oyununa Atatürk’ün teşvikiyle çıkıyor ve onun karşısında oynuyor.

Oyunda Bedia Muvahhit’le ilgili öğretmenlikten tiyatroya geçme serüvenini, kendini tiyatroda gerçekleştirmesini, eşiyle tanışma ve evlenme anlarını, Atatürk’ün karşısında oynadığı oyunu gösteren çeşitli sahneler işleniyor. Oyundan oyuna koşarken bir yandan özel hayatından, çocuğuyla geçireceği zamandan feragat ettiğini gösteren bölümleri; kadınların kariyeri ve ailesi arasında nasıl tükendiğini hissettiriyor. Bir de çok sevdiği eşinin hasta oluşu ve onu kaybedişinin olduğu sahneler dokunaklı.

***          ***           ***

Afife Jale’yi oynayan Şebnem Köstem’in duyguları aktarımı ve sesini kullanışı, beni çok etkiledi. Afife Jale gerçekten sahnedeymiş, sanki ona dokunacakmışım gibi hissettim.

Bedia Muvahhit’i oynayan  Hümay Güldağ da jestleri, mimikleri ve kıvraklığıyla karakteri çok iyi yansıtıyordu.

Makyör Dikran Efendi’yi oynayan Yiğit Sertdemir’i ayrıca bir alkışlarsak diğer oyuncular kırılmazlar, diye düşünüyorum. Kendisi ayrıca oyunun yönetmeni. Daha bitmedi. Diğer yan karakterleri de canlandırıyordu: Afife Jale’nin eşi Selahattin Pınar, Bedia Muvahhit’in eşi Ahmet Refet Muvahhit, tiyatrocu Fikret Şadi, Boris, nazır, zaptiye, eczacı gibi rollere bürünüyordu. Bu rollere geçmesi de saniyeler içinde, biz farketmeden oluyordu. Sahne aynı konumda dururken sahneler, roller, dekorlar göze çarpmadan ve oyun bütünlüğü bozulmadan değişiyordu. Kurgu ve oyuncuları kadar sahne ve rol değişimlerinde ortaya koydukları performans da oyunun başarılarındandı.

Salgın biterse tekrar gitmeyi düşündüğüm bu oyundan bana; tiyatro tutkusunun, mücadelenin, tükeniş ve umudun sembolü Afife Jale kaldı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

.

Esen Güney

Esen Güney Married She has a son and was born in Giresun. She lives in Istanbul. Since 2014, she has been working as a writer and publication editor at fikrikadim.com. She has published essays, stories and interviews. He still continues to write and conduct interviews.

2 Comments

  1. Selamlar
    İzlediğiniz oyunu o kadar detaylı ve içten aktarmışsınız ki içimde bu oyunu izlemek için büyük bir arzu uyandı. Tanıtımınız için çok teşekkür ediyorum. Umarım bir an evvel tiyatroda bu oyunu görmek nasip olur.

    • Ne güzel o zaman. Yorumunuz için ben teşekkür ederim. Ama bu cümleleri yazdıran oyunun güzelliğiydi. İnşallah salgın biterse gidersiniz. Sanat paylaştıkça güzel…

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.