Avrupa’nın “Müslüman sorunu” ve yeni laik haçlı seferi

10 mins read

Macron, laik Fransa’nın kendi değerlerinden şüpheye düştüğü bir zamanda Müslümanların kendi dini değerlerinden vazgeçmelerini talep ediyor.

Avrupa'nın "Müslüman sorunu" ve yeni laik haçlı seferi 1
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2 Ekim 2020’de Paris’in dışındaki Les Mureaux’da ‘ayrılıkçılık’ olarak adlandırdığı mücadele stratejisini anlatıyor
Avrupa'nın "Müslüman sorunu" ve yeni laik haçlı seferi 2
Ibrahim Kalın

Bugün “Müslüman sorunu”, hızla 19. yüzyıl Avrupa’sında “Yahudi sorunu” nun ne olduğu haline geliyor. İslam’a ve Müslüman topluluklara yönelik olumsuz tavır, demokrasiye, dini hoşgörüye ve çoğulculuğa giderek daha fazla sınırlar koymaktadır.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Avrupa’nın ruhunu kurtarmak” için seküler bir haçlı seferi başlatmaya bilinçli bir şekilde öncülük etmiş gibi görünüyor, ancak eylemleri yanlış yönlendiriliyor çünkü hedef aldığını iddia ettiği aşırılık yanlılarının eline oynuyor. İslam Peygamberi’nin saygısız ve tatsız karikatürlerini yayınlamak ve onları ikiye katlamak ifade özgürlüğünü savunmak değildir; kendi başına aşırılıkçı bir eylemdir.

Pennsylvania Üniversitesi akademisyeni Anne Norton’un dikkat çeken kitabında Müslüman Sorunu Üzerine’de belirttiği gibi, 19. yüzyıldaki Yahudi sorunu Aydınlanma değerlerinin akıl, hoşgörü ve kapsayıcılık değerlerine yönelik bir testti. Avrupa’nın akıl, erdem ve özgürlüğe dayalı bir medeniyet olduğunu iddia edebilmesi, ancak yüzyıllarca süren ayrımcılığa ve zulme maruz kalan Yahudilere eşit muamele ederek olabilirdi. Bugün, Batı’daki İslam ve Müslüman topluluklara yönelik muamele Batı toplumlarının savundukları demokratik ve çoğulcu değerler için bir turnusol testidir.

Avrupa’da son birkaç aydır tanık olduğumuz şiddet serisi, modern dini ve seküler aşırılık tarihinde yeni ve tehlikeli bir dönemin habercisi: Mutlakıyetçi ideolojiler olarak hem kendi iradelerini dünyaya dayatmak istiyorlar hem de yol boyunca herkesi mağdur etmekten çekinmiyorlar. Dini ve seküler biçimleriyle aşırılık ve mutlakiyetçilik, etnik veya dini sınır tanımaz.

Macron, “İslam’ın tüm dünyada kriz içinde olduğunu” ilan ederek ve İslam Peygamberi’nin Charlie Hebdo karikatürlerinin yeniden yayınlanmasını savunarak, sadece IŞİD, El Kaide ve benzeri gruplar için şiddeti iş edinmek ve artırmak için yeni fırsatlar yaratmıyor aynı zamanda tüm Müslüman dünyayıda rencide ediyor.

Başkalarından; onları kaybettiğiniz için dini değerlerinden vazgeçmelerini istemek, politikanızı daha makul veya saygılı hale getirmez. Müslümanlar için Hz.Muhammed, yaşadıkları yerleri ne kadar sekülerlik, modernite, Aydınlanma veya teknolojik ilerlemenin şekillendirdiğine bakılmaksızın en kutsal ve saygı duyulan kişi olmaya devam ediyor. Buna saygı duymak şiddet içeren aşırılıktan ödün vermek değil ahlaki ve politik bir görevdir.

Macron, İslam’a karşı yeni bir seküler haçlı seferini savunmak ve Müslüman azınlık topluluklarını Batı medeniyetinin “ötekisi” olarak sunmak için bazı siyasi avantajlar arayabilir. Ancak bu arayış, ülkesinin ve bölgedeki diğerlerinin içinde bulunduğu krizi hafifletmeye yardımcı olmayacak.

Toplumunun bu değerlere olan inancını kaybettiği bir zamanda Fransız Cumhuriyeti’nin “değerlerine” uyması için bir İslam reformu çağrısında bulunuyor. Bununla birlikte, kendinden şüphe duymak, kökleşmiş emperyalist dürtüleri caydırıyor görünmüyor.

Macron’un siyasi bir intikam duygusuyla hareket etmesi meselesi olsaydı, işleri halletmek daha kolay olurdu, ama bundan daha derine inerdi. Davranışı ve retoriği Aydınlanma sonrası rasyonalist küstahlığı yansıtıyor – modern seküler dünyanın antitezi olarak İslam’a ve Müslümanlara saldırarak Batı rasyonalizmini enkazlarından kurtarmaya çalışan bir zihniyet.

Bu kaba laiklik ve Avrupa merkezcilik sorunun bir parçasıdır. Fransız Hıristiyanlığı, Fransız Yahudiliği, Fransız Hinduizmi vb. İçin böyle çağrılar duymadığımızda, “Fransız İslamı” çağrıları başka türlü nasıl açıklanabilir?

Macron istediğini elde edebilir veya almayabilir, ancak kendisini kazdığı siyasi siperler, Avrupa’daki aşırı sağın sürekli saldırısı altında olan siyasi anaakımı daha da zayıflatacaktır. Macron’un siyasetinin ruhu buysa, Macron’un üniversitede altında çalıştığı Fransız filozof Paul Ricoeur’un daha düşünceli ve yorumlayıcı siyasetinden kesinlikle çok uzaktır.

Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, modern laik Batı kültürünün kötülükleriyle savaşmak adına dinlerini manipüle eden aşırılık yanlılarını ve teröristleri kınıyor ve suçluyor. Bir Müslüman olarak, birkaç şiddet yanlısı aşırılığın elinde olan inancımın acımasızlığını herkesten önce reddetmek benim görevim. IŞİD, El Kaide ve diğer tüm gruplardan daha fazla Müslüman öldüren ve İslam’a diğer tüm düşmanlardan daha fazla zarar veren diğer terörist grupları üreten sosyal ve dini çevreye karşı savaşmalıyım. Burada belirsizlik yok.

Ancak Charlie Hebdo çizgi filmlerinin siyasi seçkinler tarafından ifade özgürlüğü adına yayınlanması ve cezalandırılması, dünyadaki tüm Müslümanların kalplerine ve zihinlerine yönelik başka bir şiddet biçimidir. Sadece İslami ve Batı toplumları arasındaki ayrılık duvarlarını yükseltir. Karşılıklı güvene çok ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda güvensizlik hissini derinleştirir.

Bu şiddet biçimine karşı konuşmak, Fransa, Avusturya ve başka yerlerdeki teröristlerin suçlarını aklamak değildir. İster dini ister seküler olsun, aşırılığı tüm biçimleriyle reddetmek yurttaşlık ve politik bir görevdir. Evet, şiddet şiddeti doğurur. Bu kısır döngüyü tüm biçimleriyle kırmalıyız.

Günümüz Avrupa’sının sözde “Müslüman sorunu” yeni laik haçlı seferleri düzenlenerek çözülemeyecektir. Daha akıllıca bir siyaset, diğerine karşı gerçek bir saygı duygusu ve ortak değerlerimiz ile ortak geleceğimizin daha ciddi bir şekilde dikkate alınmasını gerektirir.

Kaynak link

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.