Murat Bardakçı’nın Ayasofya’nın 95 yıldır bitmeyen çilesinden bahseden yazısı

9 mins read

Murat Bardakçı’nın Haber Türk Gazetesi’nde  dün yayınladığı; Ayasofya’nın, Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan itibaren maruz kaldığı muamelenin bitmeyen 95 yıllık  çilesinden bahseden yazısı…

Ayasofya ile Sultanahmet’in 95 senedir bitmeyen çilesi: Resim galerisi ve caz klübü yapılmalarına ramak kalmış, 1945’te de Ayasofya’ya Katolikler talip olmuştu!

CHP İstanbul Milletvekili Prof. İbrahim Kaboğlu geçen gün Meclis’te konuşurken aşka geldi; sadece Ayasofya’nın değil, hâlihazırda zaten müze olan Topkapı Sarayı’nın bu hüviyetinin devam etmesi ve üstüne üstlük Sultanahmet Camii’nin de müze yapılması gerektiğini söyledi…

Aklı başında bir insanın böyle bir düşünceyi değil dillendirmesine, aklından geçirmesine bile ihtimal vermediğim için, bu sözlerin Sultanahmet Camii’nin de Ayasofya gibi müzeye çevrilmesi maksadıyla söylediğini zannetmiyorum.

Prof. Kaboğlu da sonradan yaptığı açıklamalarda böyle bir niyetinin olmadığını zaten ifade etti ama iktidarda bulunduğu 1950 öncesinde ezan, kamet, camiler, mescidler, vakıflar, vesaire gibi konulardaki bazı uygulamalarını geniş bir kesimin hâlâ affedemediği partisinin, yani CHP’nin başını bu sözleri ile iyice ağrıttı!

Öyle hiç lüzumu yokken hümanizm havariliğine soyunup “insanlığın ortak mirası”, “evrensel değerler”, “empati”, “evrensel bakış”, “dünya milletleri ailesi”, yahut “dinlerarası bilmemne” gibisinden tantanalı ama tek taraflı tâvizlerden ibaret kavramlar bol keseden ve düşünülmeden kullanıldığı takdirde netice böyle olur! Acemi politikacının tek bir sözü geçmişteki kararları seksen küsür senedir tartışılan partisini sıkıntıya sokar, iktidara da gerine gerine “Bunların mâlûm zihniyeti işte budur!” deme fırsatını verir.

Ayasofya ve Sultanahmet Camileri zaten tâââ 1920’lerden buyana böyle parlak fikirler yüzünden hiç durmadan çile çekmişler ve müze hâline getirilmekten de büyük dertlerden son anda kurtulabilmişlerdir.

Şimdi, her iki camiin çilelerinden bazılarını anlatayım:

1926’da Millî Eğitim Bakanlığı’nın topladığı bir komisyonda o devrin önde gelen iki ressamı, Namık İsmail ile Çallı İbrahim, Sultanahmet Camii’nin “resim galerisi” yapılmasını teklif etmiş; hattâ sergilenecek tabloların daha iyi görülebilmesi için çatıda delikler açılması gündeme gelmiş ve cinayete millî mimarîmizin kurucularından olan Kemaleddin Bey’in “Siz kafayı mı yediniz?” diye ortalığı velveleye vermesi sayesinde mâni olunabilmişti…

Hadisenin ayrıntılarını komisyonun üyelerinden olan bestekâr Cemal Reşid Rey, 11 Kasım 1963’te Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Atatürk ve Müzik” başlıklı yazısında anlatır:

“1926 Ağustosunda, Maarif Vekili Necati Bey bir Sanayi-i Nefise Encümeni (Güzel Sanatlar Komisyonu) toplamıştı. Bu encümene beni de davet etti. İşte o encümende alınan kararla mekteplerden alaturka musiki tedrisatı (öğretimi) kaldırıldı. Böyle isabetli kararların yanında fazla cüretkârânelerinin de alınmasına ramak kaldığına şahit oldum. Bu encümenimizin reisi rahmetli Namık İsmail ile rahmetli Çallı İbrahim, Necati Bey’e bir dilekçe sundular. Bu dilekçede ressamların eserlerini teşhir edecek bir galeriden mahrum bulunduğu belirtiliyor ve hükümetten bu iş için bir mahal isteniyordu. İstenilen mahal neydi biliyor musunuz? Sultanahmet Camii. Ancak ilâve ediliyordu ki, camide yukardan gelen ışığın az oluşu resimlerin en iyi şerâit (şartlar) altında teşhirine mânî idi. Bunun için kubbede delikler açılması teklif edilmişti! Necati Bey muvafakatini vermek üzere iken rahmetli Mimar Kemaleddin Bey’in pür hiddet yerinden kalkarak söylediği sözlerden sonra bu karardan vazgeçildi. Sanat inkılâplarında isabetli kararların alınmasının ne kadar zor olduğunu o gün unutulmaz şekilde anladım”.

AZ KALSIN KUBBEYİ DELECEKLERDİ…

Sultanahmet Camii resim galerisi yapılmaktan kurtulmuştu ama Sultan Abdülhamid devrinde otuz küsur sene boyunca devletin idare merkezi olan Yıldız Sarayı bu tartışmadan bir ay sonra, 1926 Eylül’ünde İstanbul Belediyesi’nin bünyesinde kumarhane haline getirildi! Aynı senenin Aralık’ında da Amerikalılar o sırada henüz cami olarak kullanılan Ayasofya’yı “dünyanın en büyük caz klübü” yapmayı teklif etmişlerdi.

New York Times Gazetesi, 16 Aralık 1926 tarihli nüshasındaki haberde “Amerikan Caz Orkestraları Birliği”nin Amerikan Büyükelçiliği vasıtası ile hem İstanbul Belediyesi’ne, hem de hükümete başvurarak Ayasofya’nın kendilerine tahsisini istedikleri yazıyordu…

“İstanbul’daki meşhur Ayasofya Camii’nin dans salonu haline getirilmesi için teklif yapıldı” diye başlayan haber “Bir grup işadamı, bu büyük yapının ibadete uygun olmadığını söyleyerek Ayasofya’nın dans salonuna çevrilmesi için İstanbul Valiliği’ne müracaatta bulundu” deniyor ve bir ay kadar sonra, 1927’nin 11 Ocak’ında “Ayasofya’da caz olsa” başlığı ile çıkan bir diğer haberde de girişim hakkında daha ayrıntılı bilgiler veriliyordu.

Amerikan Büyükelçiliği, habere göre “Amerikan Caz Orkestraları Birliği”nin talebini Türk yetkililere iletmek üzere idi. Caz Birliği, büyükelçilikten Ayasofya’nın akustiği hakkında ayrıntı bilgi istemiş ve mekâna dünyanın en büyük caz orkestrası ile en güçlü saksafonlarını getirmeyi vaadetmişti!

New York Times’ın muhabiri bu ayrıntıları veriyor ama haberin sonunda “Teklif pek destek görmüyor gibi” diye yazıyordu, muhabirin söylediği çıktı ve neyse ki böyle bir rezalet yaşanmadı!

Yazının Devamı İçin TIKLAYIN

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.