Bir düştü hayatımız ya da paranoyak hikayeler

5 mins read

Olmayacak bir iş yapmıştım… Çocukluğumuzdan beri hasım olduğumuz mahallenin, torbacısını gasp etmiştim. Yaklaşık beşyüz tane uçucu hapını zorla almıştım kendisinden. Etrafı kalabalıktı. Herkes onunlaydı. Bunu yanıma bırakmak istemeyecekleri gün gibi ortadaydı. Ağabeyleri hemen bulmuştu beni. Bir şeyler konuşup dostluk kurmaya çalışıyordu. Bir şekilde beni pusuya doğru çekmeye çalıştığını anlamıştım. O gün öyle geçmişti. Herkes aldığım malzemenin karşılığını ödeyeceğimi düşünüyordu. Çok geçmeden memleketin en iyi uyuşturucusunun da o mahallede olduğunu öğrenmiştim. Bir şey beni yeniden o mahalleye çekmeye başlamıştı. iki gün üst üste o mahalleye, torbacıların evine gitmeye devam ettim. İlk gün on kişilerdi evlerinde. Aralarındaydım fakat kavga çıkmıyordu. İlk fırsatta sırtlan sürüsü gibi üzerime çökmeyi deneyeceklerini biliyordum ama hala bir kez daha aynı şeyi yapmayı planlıyordum. Bu defa her şeyi benden gizliyorlardı. Çıktık evden ve minibüs durağının önünde beklemeye başladık. Arkam dönüktü herkese ve her an üzerime atlayacaklarını biliyordum. Sürekli kıpırdaşmalar vardı ama bir türlü cesaret edemiyorlardı üzerime çullanmaya. O gün öyle geçti…

Diğer gün yeniden gittim aynı eve. Birkaç saat sonra hiç beklenmedik bir olay oldu ve Türkiye’nin en takdir edilen emekli Profesörlerinden X hanım geldi o eve. Bu kadın istisnasız kendisini tanıyan herkesin saygı duyduğu bir insandı. Pek konuşmadı kimseyle.

Kara kış tüm çıplaklığıyla örtmüştü şehrin üstünü. Kadın kimseyle konuşmadan sırt çantasını kaptığı gibi uzun bir yolculuğa çıkmak için yürümeye başladı. Ayakla gidilmesi imkansız bir yola doğru, elinde baston benzeri bir destekle yola koyuldu. Kimse arkasından gitmeyi düşünmemişti bile ama ben çok merak ediyordum nereye gideceğini. Onu korumak istiyordum. Düştüm peşine…

Bizim mahalle ve o mahallenin orta yerinde oturan bir kardeşim de beni takip etmeye başladı. Dağ, tepe demeden inatla yürüyordu kadın. Arkasına bile bakmıyordu. Yerde duran yarı boy kar, ölüm tehlikesine aldırış etmeden ısrarla zirvelere doğru yürüyordu. 10 saatin sonunda, dağların zirvelerine nergis (veya benzeri nadir bulunan bir ot) toplamaya gittiğini anladım. En tepelerden taze nergisler (veya benzeri otlar) toplayıp, gözleme yapıp yiyecekti. Bir insan, bir öğün sağlıklı beslenebilmek için nasıl katlanabilirdi ki bu yola? Her haliyle saygı duyulması gereken bir kadındı. Birkaç saat sonra yol kenarında yarı yıkık halde duran kulübede mola vermek için durmuştu. Ardından biz girdik. Yol boyunca hiç konuşmamıştı bizimle ama sadece güvende olması için takip ettiğimizi biliyordu. Biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulmak için, dışarı çıktı. Biz de ardından çıkmak için toparlanırken, köşe de uzanmış taze bir kadın cesedi gördük. Göğsüne kadar battaniye örtülüydü. Yüzü bize dönüktü. Belli ki yeni ölmüştü. Yüzü biraz solmuştu ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. İkimiz de hüzünlendik ama devam etmeliydik. Dışarı çıktık. Hoca hala yürüyordu. Rota belliydi. Doğudan batıya zirveler…

devam edecek….

Yazan: Hasan Karaman

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.