‘Süreç daha net olmalı’

18 mins read

Dünyada silahlı örgütlerle devletlerin barış adına yürüttüğü müzakereleri yakından izleyen emekli diplomat Akın Özçer’e göre, Türkiye’deki çözüm süreci de geri dönülmez noktaya geldi ancak, yalnızca siyasi konular değil, PKK’nın nasıl silah bırakacağına ilişkin düzenlemeler de yapılmalı.ozcer_main

Türkiye’deki çözüm süreciyle neredeyse eş zamanlı olarak Latin Amerika ülkesi Kolombiya’da da başka bir ‘barış süreci’ başladı. İki ülkenin sorunları tanım olarak birbirinden farklı olsa da her iki ülkede de, muhalefet süreçlere destek vermedi, görüşmeler zaman zaman kesildi.

Silahlı mücadele yürüten örgütlerin, silah bırakarak siyasete katılması için dünyanın değişik yerlerinde yapılan müzakereleri başta İspanya’daki ayrılıkçı silahlı örgüt  ETA ile yapılanlar olmak üzere yakından izleyen emekli diplomat Akın Özçer, Al Jazeera’ya Kolombiya’daki süreçle Türkiye’deki süreci karşılaştırdı. Kendi tanımıyla ‘her iki ülkede de dönülmez noktayla gelen’ müzakerelerin ‘olmazsa olmazları’nı anlattı.

Özçer’e göre, Türkiye’de Kürt sorunun çözümü için yürütülen sürecin biraz daha net ve şeffaf olması gerek. Ayrıca zaman kaybetmemek için PKK’nın nasıl silah bırakacağına yönelik teknik müzakerelerin, tıpkı Kolombiya’da olduğu gibi siyasi müzakerelerle birlikte yürütülmesi de önemli. Dünya örneklerinden alınmasını gereken başka bir ders de, izleme komitesinin gerekliliği…

Kolombiya’daki ve Türkiye’deki sorunun tanımı açısından benzerlikleri var mı?

Kolombiya’daki süreç, ETA, IRA ya da PKK’da olduğu gibi etnik temelli bir sorun değil. 220 bin kişinin öldüğü çatışmaların tarafı olan FARC, yani Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri, kendi tanımlarıyla Marksist bir örgüt. Kırsal kesimde örgütlenmiş, uyuşturucu kaçakçılığı ve fidye toplayarak gelir sağlayan, topraklara el koyan bir örgüt. Orada da bazı komşu devletler mesela Venezüella ve Bolivya geçmişte FARC’ı terör örgütü olarak nitelendirmedi. FARC militanların bir kısmı, bir ara Venezüella’ya sığındı örneğin. Ama şimdi süreci baltalayan ülke yok. Bu açılardan Türkiye’deki sorunla benzer değil. Ama asıl benzerlik, FARC ile mücadele adına uygulanan yöntemlerin benzerliği, mesela para-militer güçlerin kullanılması.

Toplumun sürece yaklaşımı nasıl?

Bu konuda büyük benzerlikler var. Bazıları diyor ki, ‘FARC’a güven olmaz, daha önce de müzakereler yapıldı ama bu dönemleri güç toplamak için kullandılar. Kolombiya’da bir ara süreci karşı olanlar yüzde 65’e kadar çıktı ama geçen sene Haziran ayında yapılan başkanlık seçimlerinde, süreci destekleyen başkan adayı yüzde 51 oy aldı. Bu son süreçte bir ara müzakereler kesildi, FARC adam kaçırınca. Çünkü genel bir ilke olarak müzakereler için eylemsizlik şart. Silahların gölgesinde olmaz müzakere. Ama ‘kesin silah bırakmış olsun ondan sonra öteki konulara bakalım’ deyince de olmaz.

Sorunun çözümü açısından benzerlikler var mı?

Demokratikleşmenin bir parçası olarak silahlı örgütleri silahtan arındırmak ve bu örgütlerin kan dökmemiş, militanlarının topluma entegre edilmesi çerçevesinde bir eğilim var bütün dünyada. Bu parametreler çerçevesinde benzerlikler var. Oradaki sürecin dört aşaması var; gizli olarak örgütle devletin temsilcileri arasında yakınlaşma. Oslo’da 2012’de başladı. Altı ay gizli tutuldu. ETA süreci de Oslo’da başlamıştı. İkinci aşama müzakere süreci. Belli gündem maddeleri üzerinden yapılıyor. Bütün gündem maddeleri üzerinde anlaşma sağlandıktan sonra üçüncü aşama olarak halkoyuna sunulacak ve son aşama da uygulama olacak.

 Yol haritası Kolombiya’da son derece net yani?

Müzakerelere başlarken, mutabakata vardıkları hususları, gündemin alt maddelerini açıklamışlardı. Kesin bir yol haritası var. Ama bir takvimi yok. Açık uçlu. Bir zaman belirlemişlerdi önceden ama ona uymak mümkün olmadı. Bir de Kolombiya’da siyasi konularla, nasıl silah bırakılacağı, mağdurların tanzim edilmesi, para-militer güçlerin ortadan kaldırılması gibi teknik konular da aynı görüşmeler içinde ele alınıyor. Bu mesela ETA deneyiminde de farklı. Çünkü orada, zaten demokratik bir anayasa vardı ve tek konu, ETA’nın nasıl silah bırakacağıydı. Silah bırakmanın bedeli yoktur, bu da ilkelerden biridir. Silah bırakmanın yolları vardır; ceza indirimleri, kısmi af, örgüt elemanlarının topluma kazandırılmaları ve siyaset yolunun açılması.

Diğer örneklere karşılaştırdığınızda Türkiye’nin yol haritası net mi sizce?

Bize açıklanan bir şey yok ama benim gördüğüm kadarıyla topluma yeniden kazandırma ile ilgili çalışmalar var. Fakat içinde ne var, siyaset yolu nasıl açılacak, bunu net olarak bilmiyoruz.

Bilmiyoruz dediniz, diğer örneklerde halkın bilgilendirilmesi nasıl?

Müzakerelerin içeriği açıklanması bile, tutanaklar açıklanmasa bile çok bilgi veriliyor. En azından kapatılan görüşme başlıklarının içeriği hakkında bilgi veriliyor. Türkiye’de görüşüleceği ilan edilen on maddenin anayasa ile ilgisi var. Anayasa tartışmaları HDP ile yapılacak herhalde. Genel olarak ilke şu, halkın temsilcileri siyasi meseleleri görüşür, örgüt ile silah bırakma görüşülür. Ama Kolombiya’da da farklı oldu. Meseleler iç içe ele alınıyor. Kolombiya’da altı konu var görüşülen. Tarım reformu, uyuşturucu kaçaklığının sonlandırılması, siyasete katılım, silah bırakma, mağdurların tanzim edilmesi ve insanlığa karşı suç işleyenlerin cezalandırılması.

Türkiye’de tanımlanan on maddeyi müzakere başlığı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’dekiyle ilgili izlenimim şu ki on değil üç dört maddeye indirgenebilirdi ve bu tartışmalar anayasa değişikliği tartışmalarında ele alınabilirdi. Eğer Türkiye yeni bir anayasa yapmış olsaydı bunları tartışmak zorunda kalmazdı. Sadece teknik müzakereleri yapardı. Silahı ne zaman teslim edeceksin, militanlar nasıl gelecek, siyaset yasakları nasıl kalkacak kimler için kalkacak ceza indirimleri olacak mı, gibi. Bu konuda ne yapılacağı net değil. Bir şeyler yapılacağına dair demeçler var ama görüşülecek on konu siyasi içerikli.

Kolombiya’da müzakere heyeti 30 kişilik ve bu altı başlığı beşer kişilik gruplar halinde görüşüyorlar. Çatışma çözümlemesi açısından bu yöntemi nasıl buluyorsunuz?

Yöntemler değişebilir ama orada müzakereyi götürenler, bu işi bilenler. Orada bu konuya yıllarını vermiş insanlar, uzmanlar yürütüyor müzakereleri. Neden? Çünkü görüşerek kişisel olarak güven duymaya başlıyorlar. Bu önemli.  

Oradaki süreçte, Norveç ve Küba müzakerelerde gözlemci. Gözlemci olması bu tip süreçlerin başarısı açısından zorunlu mu?

  1. göz gerekir ama bu 3. gözün yabancı olması şart değil. Mesela ETA örneğinde gözlemciler yalnızca silah teslimatıyla ilgili gözlem yapıyorlardı. ‘Gördük, ETA silahlarını gömüyor, yok ediyor gibi. Bu çok teknik bir şey. Kolombiya örneğindeyse, yani siyasi konuların da konuşulduğu müzakerelerde Küba ve Norveç’in yaptığı, not alarak kimin ne dediğini kayıtlara geçirmek. Bu karşılıklı güveni sağlamak için açısından önemli bir katkı. Çünkü taraflar, söylenenleri kendilerine yontabilir. Bu tip bir izleme komitesinin olması gerek.

Kolombiya’da altı başlığın dördü üzerine müzakereler bitti geçenlerde. Para-militer gruplara ne olacağı da dâhil buna. Oysa bizde köy korucularından söz eden pek yok. Süreçler aynı anda başlamıştı ve gelinen nokta Kolombiya açasından artık ‘geri dönülemez’ olarak tarif ediliyor. Sizce bu noktaya gelmelerinde ne etkili oldu?

Biz de de geri dönülmez noktaya geldik. AK Parti’nin temeli yüzde 34-35 ise ama daha fazla oy alıyorsa bence çözüm sürecine verilen destekli ilgili bu. Oy verenlerin önemli bir kısmı çözüme destek verenler bence. Başta Kürtler olmak üzere. Çözüme karşı çıkarsa AK Parti iktidarını kaybeder. Onun için Türkiye’de de geriye dönüş yok artık. Zaten yeni anayasa deyince, bu süreci güçlendiriyorsunuz, demektir. Vatandaşlık tanımı, bireysel haklar gibi konular açısından yeni anayasayı yaparken bu sorunu göz önüne alan bir anayasa yapmak zorundasınız.

Bir de Kolombiya’da siyasi ve teknik meseleleri birlikte ele alıyorlar. Bence Türkiye için de eş zamanlı olması gerek. Birinin yapılmasını bekleyip öbürünü bekletmemek lazım. Birlikte ele almak zaman kazandırır. İlk önce teknik yaparsanız ama anayasa yapmazsanız adam siyasi alanda sıkışır. Silah bırakacak da hangi koşullarda siyaset yapacak, nasıl bir anayasayla bu belli olmaz. Siyasi meseleyi önce ele alıp, sonra teknik meseleyi ele alırsanız da zaman kaybı olur.

Söylediklerinizden anladığım kadarıyla Türkiye’deki süreçte diğer dünya örnekleriyle karşılaştırıldığında teknik meselelerde müzakere yapılmıyor olmasını, izleme komitesi olmamasını eksiklik olarak görüyorsunuz? Başka eksiklikler ya da fazlalıklar var mı?

Bir kere Türkiye’nin eksikliği şu, İspanya’daki gibi bütün siyasi partilerin bu teknik müzakerelerin esasını kabul etmeleri lazımdı. Kan dökmemiş militanların silahlarını bıraktığı zaman bireysel bazda siyasete katılmaları. ETA’nın siyasal kolu hariç herkes bir pakt imzalamıştı ve o pakt varlığını sürdürdü. Örgüt silah bırakırsa ne olacağını biliyordu, teker teker militanlar da biliyordu. Türkiye’de bunun ortamı olmadı. Bir Anayasa yapmış olsaydık, Kürtlerin itiraz ettiği noktalar giderilmiş olacaktı zaten. Geriye yalnızca teknik müzakereler kalırdı ona da bütün partiler destek verseydi bu sorun zaten çözülürdü. Ama böyle bir ortam yoktu Türkiye’de. Oluşmadı. Türkiye’de bazı partiler bu işe tamamen karşı olduğu için süreç net değil ama seçimden sonra süreçle ilgili daha fazla bilgi sahibi olabileceğiz. Konuyu bilen insanlardan kurulacak izleme komitesi de önemli. Bunu akil adamlardan kuramazsınız. Teknik konular denilen nasıl silah bırakılacağı meselesini düzenleyecek yasanın da bir an önce çıkartılması lazım. Mevcut etkin pişmanlık yasası ile olmaz bu iş. Bir de yeni anayasada şunları şunları yapacağız desinler, biraz daha şeffaf ve net bir yol haritası lazım. Tarih vermek gerekmez çünkü tarih tutmayabilir ama aşamalar belli olmalı.

-Al Jazeera-

 

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.