Ucuz Muhalefet, Yıkık Müteahhit: Sakarya Örneği

Servet Kızılay

Türkiye’de kendini “Muhalefet” olarak konumlandıranlar, konumlarını sorunlu şekilde inşa etme konusunda adeta yarış halindedir. Bu yüzden insanlara bir ümit olmaktan o denli uzaklaşırlar. Şark’ta her eleştiri belirli bir cephe ile şartlandırıldığı için –tıpkı pavlov’un köpeği gibi- muhalefeti eleştirmek de iktidar cephesi taraftarı, savunucusu ilan edilmenin zorunlu, mutlak, sonucu olur. Lakin bunlara aldırmamak gerek. 

Muhalefetin ucuzluğunu göstermesi açısından; İnşaat sektörü üzerinde dönen söylemi incelemek, önemli işaretler sunabilir. İnşaat ve müteahhitler konusu, yoğun ve sistematik olarak işlenmekte, iktidarın en görünür hatası ya da yumuşak karnı haline getirilmek istenmektedir. Bunun haklı tarafları kısmen bulunabilir fakat genel olarak yapılan eleştiriler, bir eleştiri değil daha çok bir kara propaganda karakteri taşır. Yani bu yoğun ve sistematik propagandalar, bilimsel ya da gerçeklikten çok uzaktır. Algı yaratma ve duygusal tepkiler  ortaya çıkarmayı hedefler. Adalet onun bu söyleminde sadece araç olarak yer alır. Kötü olan en sinsi tarafı “hele bir tırnağım çıksın daha çok hepinize geçireceğim!” der gibi, intiham-öç alma sırasına geçmiş olmasıdır. 

İnşaat-Müteahhit üzerinden ilerleyen “Muhalefet” iki tarzda ilerler. Birincisi; sosyal medyada görsel boyutlarla kitlelere seslenen, duygusal ve algısal eleştiri (propaganda) İkincisi ise; sosyal medyadan daha profesyonel olarak ilerleyen belirli uzmanları ve verileri kullanan eleştiri (propaganda). Mesela; Bloomberg TV deki sistematik inşaat eleştirileri, TÜSİAD tabanlı genel eleştiriler gibi. Özellikle ikinci grup rakamlar ve veriler istatiksel grafiklerle yatıp kalkmasına rağmen inşaat- müteahhit algısının yerleşmesindeki payı büyüktür. Kaldı ki; bu sınıfın mevcut iktidar eliyle Türkiye’deki ekonomik pastadan aldıkları pay; yüzde otuz dokuzlardan, yüzde elli dört buçuğa yükselmiştir. Bu pay artışı, Türkiye geneli olduğu için korkunç bir katsayıya denk gelmektedir. Yani 39 dan 54,5 e basit yüzde yükselişi söz konusu değildir.

Sakarya’da müteahhitlerin hemen hemen çoğu batmış, bitmiş, yok olmuştur. İflaslar sahtekarlığa, uyanık olmamaya bağlanamayacak teknik şartları kapsar. Yani Sakarya’da müteahhit kim olursa olsun batmak zorundadır. Bu teknik şartları uzun uzadıya göstermek iyi ve faydalı olacaktır fakat burada asıl dikkat geçilmek istenen sorun başkadır.   

Şimdi;

  1. İnşaat-Müteahhitler üzerinden operasyon çekenler, bir bardakta fırtına koparanlar Sakarya gibi şehirleri göz ardı ederek adil, tarafsız, gerçekçi olduklarını öne sürmek isterler. Oysa tüm söyledikleri Türkiye için doğruluk taşısa bile adil olma ve ezilmişin yanında durma inşaat-müteahhitlik konusunda Sakarya’da tam tersini gösterir. Yani burada Müteahhitlerin yanında olmak, onların neden iflas ettiğini değerlendirmek hatta gündeme taşımak muhalefet denilenin asıl görevi sayılmalıydı.
  2. İnşaattan bahsedenler hangi inşaattan, müteahhitlerden bahsedenler hangi müteahhitler olduğunu söylemesi göstermesi gerekir. Türkiye’de toplamda beş inşaat holdingi üzerinden kıyameti koparıp diğerlerine ihale kesmek en hafif tabirle ucuzluktur. 
  3. Madem rakamlardan, verilerden, istatiksel grafiklerden bahsediliyor o halde; Türkiye’deki inşaat kazancının illere göre dağılımı (ve Sakarya’nın karşılaştırılması), İnşaat yüz ölçümlerinin dağılımı, Müteahhit kazanç oranlarının karşılaştırılması gibi teknik verilerden devam edilmesi gerekiyor. Böylelikle “her müteahhitin köşeyi döndüğü, malı kaldırdığı, yüzde yüz kazandığı, sahtekarlıkla malına mal kattığı” gibi iddialar doğru ise; neden Sakarya’daki müteahhitlerin nerdeyse tamamının battığı anlaşılır hale gelir. Yani ortada ya kedi yok ya da ciğer yok durumu varken hangisine inanacağımızı görmemiz gerekir.
  4. Sakarya’da Müteahhitler batmışken ve teknik olarak batmak zorundayken; Sakarya’daki Müteahhitler Odaları, Dernekleri vb sivil kuruluşları neden, niçin ses çıkarmadığı, bu algı operasyonlarına boyun eğdiği, buna karşı ne sözlü ne de yazılı bir açıklamada dahi bulunmadığı, ilginç olsa da sorulabilir.

İlla Muhalefet  değil; haklı, adil, dürüst, öç-intikam peşinde koşmayı ilk hedef seçmeyen, operasyon peşinde koşmayan “Muhalefet” kimliğinin hakkını veren bir muhalefet istenmeli. Yoksa adlar, isimler, tabelalar değişimiyle ömür geçer. Zaten olan biten de budur.

Servet Kızılay yazıları içn TIKLA

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: