Orhan Gencebay Eserlerindeki Aşk Felsefesi Örneği; Leyla ile Mecnun Albümü

Orhan Gencebay Eserlerindeki Aşk Felsefesi Örneği; Leyla ile Mecnun Albümü

Muhammed Işık
Muhammed Işık

Orhan Gencebay bağlama virtüözü olarak ülkemizin en değerli sanatçılarından biridir. Bunun yanında batı ve doğu müziğini çok bilip, harmanlayacak müzik zekâsına da sahiptir. 1960’lı yılların sonuna doğru müzik piyasasında birçok sanatçıya bağlaması ile eşlik etmiştir. 

Söz yazarlığı, besteciliği, albüm yönetimi ve prodüktörlüğü ile müzik piyasamızın en başarılı isimlerinin belki de en başında gelen isimdir. 

Bu yazımda, 1983 yılında Kervan Plaktan piyasaya sürülmüş olan ‘Leyla ile Mecnun’ LP’sini sadece şarkı sözleri bağlamında inceleyeceğim. Orhan Gencebay şarkı sözlerindeki aşka dair duyguları yakalayıp yorumlamaya çalışacağım. 

“Ölmek bir son değil, bizde seven ölümsüzdür Leyla.”

Aşk edebiyatının temel metaforlarından biridir, Leyla. Orhan Gencebay’da diğer birçok söz yazarı, şair gibi ‘Leyla’ metaforunu kullanarak ve hatta kendini Mecnun yerine koyarak besteler üretmiştir. 

Tabi nasıl bir Leyla aşkı? Bunu da başka bir şarkı sözünden anlıyoruz. 

“Öyle bir aşk, aşk isterim ki / Hiç yaşanmamış olsun / Öyle bir söz, söyleyeyim ki / Hiç söylenmemiş olsun /Öyle bir dert çekeyim ki / Çekilmemiş olsun / Ve öyle bir yaşam ki / Bu herkese örnek olsun.”

Orhan Gencebay Eserlerindeki Aşk Felsefesi Örneği; Leyla ile Mecnun Albümü

Normal koşullarda, diğer koşullar sabitken, ‘ideal aşk’ tanımı tüm sevenler için böyledir. Aşıklar, kendi aşklarının dünyanın en değerli ve önemli aşkı gibi düşünebilirler. Gerçekler hiç de öyle değildir. 

“Bir efsane olduk dertle çilede / Hep sordular Mecnun Leylan nerede / Dedim ki Leylam benim feryadımda / Kaderimde kederimde son nefesimde.”

Seven çoğu zaman aşkını, duygusallığı maksimum seviyeye taşıyarak, neredeyse kötü şeyleri hiç görmeyerek ve sevdiğini mükemmelleştirerek yaşamaya çalışır. 

“Batmayan bir güneş doğdu ufkumda / Sen benim gecemi gündüz edensin / Bu âlem gülmeyi senden öğrenmiş /Sen aşkın en güzelini aşkla verensin.”

Göreceli olan bu duygular çat kapı gelen gerçekler karşısında daha fazla tutunamaz ve duygusallık bu kez farklı bir yola evrilir. Orhan Gencebay, bu ruh halini çok iyi tahlil eder. 

“Kolay değilmiş seni severken, sana inanabilmek / Bazen bir sıcaklık bazen bir nefrettir, zordur anlayabilmek / Bazen bir ümidin peşinde boşuna koşup yorulabilmek.”

Bazı gerçekler anlaşılmaya başlayınca hayat daha da zorlaşır, acımasız gerçekler aşığın peşini bırakmaz. Böyle durumlarda seven, sitemli konuşmaya başlar. Ziyankar eserinde Orhan Gencebay bu durumu estetik bir duyguda anlatır.

Ömrümden çaldığın zamana yazık / Uğrunda verdiğim son nefes ziyan.”

Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir ve ciddi derecede can yakıcıdır. Aynı eserde bu ruh hali başarılı bir anlatımla dinleyiciye ulaştırılır. 

“Yaradan doğ demiş, ben de doğmuşum / Bir gönle gir demiş, seni bulmuşum / Ne yazık, sayende sefil olmuşum / İbret-i alemi, görmemek ziyan.”

Bu durumda genelde sevenler, sevdiklerinden anlayış beklerler. Umarsız olmalarından dolayı çok sitemli olurlar. Sevdiğinde aradığı aşkı bulamayan, buldum diye ümitlenip hayal kırıklığı yaşayan, her şey yolunda giderken birden ayrılıkla tanışan bunu bir süre anlamlandırmaya çalışır, sonra duygu selinde kontrolsüz ve bilinçsizce savrulurken tutunacak bir dal arar.

“Ağlayan gönlümden çürüyen ömrümden / Bana ettiğin bu zulümden haberin var mı? / Bensiz yaşamaya haram demiştin / Aşkı bana haram ettiğinden haber var mı?”

“Hani sendin aşkımızda ayrılık yok diyen / Hani sendin ayrılığı ecelle bir gören / Şimdi benim şu dünyamı yerle bir eden / Sensin beni ey sevgilim sensin kahreden.”

Mecnun yürekli sevenler için yolun sonu yaklaşırken, ölümle burun burunayken bile beklenti, özlem, acı ve keder birbirine karışır. Tutunacak dal bir türlü ele geçmez, ömür geçer, güzel günlerin üstünü örten kara bulut bir türlü gitmez.  

“Sevenin sevdiğini / Öldürürken gördün mü? / Seni sevip de ölmek / Sevgini bilmemek / Beni mi bulacaktı, böyle mi olacaktı?”

Kabul edilmesi, sindirilmesi, akışına bırakılması pek de mümkün değildir. Ümit ve hayaller bir türlü gerçeğe dönüşmez. Kurtuluş reçetesi bellidir lakin ilaç olmayınca reçetenin ne anlamı vardır ki?

“Bir damla mutluluk yaşatırdı beni / Gönül pınarından verebilseydin eğer / Yağabilseydin eğer / Bir yudum mutluluk bir mucize idi /Yaralı gönlüme /  Tadabilseydim eğer / İçebilseydim eğer.”

“Hani sen bir kaderin değişmez yazısıydın? / Çizdiğin kader yolu böyle mi olacaktı? / Böyle mi olacaktı?”

Tüm kapılar kapanınca, gidilecek yollar tıkanınca, ümitler tükenince sığınılacak tek liman kalır geriye. İlahi aşka yönelmek ve huzuru orada aramak. 

“Ettiler aşkımı benden biçare / Ne bahtım uyanır ne feryat çare / Bir zulüm dünyayı kana bulamış aman / Ben mecnun aşk mecnun kader divane.”

“Ayrılık bile ağlardı / Ayrılığı yaşasaydı / Utanırdı ettiğinden / Felek aşkı tanısaydı.”

Orhan Gencebay ilahisi diye de yorumlanabilecek bu eser aşkın her halini yaşamış, tatmış Mecnunlara sabrı tavsiye ederken, insanı hiçbir şart ve koşulda terk etmeyen tek sevgilinin her daim insanın yanında olduğunu çok güzel hatırlatır. 

“Sabret gönlüm sabret sabret / Allah bizimledir Allah bizle / Allah tek ümittir ümitsize /Hangi kitap yazmış insan köle diye /Mutlaka çare var çaresize.”

Sevenlerin duygusal anlamda yaşadıklarını, geçtiği merhaleleri, duygu yoğunluklarını, diğer albümlerinde olduğu gibi Leyla ile Mecnun albümünde çok güzel anlatan, aktaran, yorumlayan Orhan Gencebay, kendi aşk felsefesinden güzel örnekler sunar. LP’de Orhan Gencebay’ın sözlerini yazmadığı, hit olmuş bir eser daha bulunur. “Beklemek İbadet Kalmak Zulümdür” bu eseri Orhan Gencebay bestelerken sözlerini Ali Tekintüre yazmıştır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: