İsrail, Türkiye ve İran’ın sınırları nerede?

Gassan Şerbil / Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni

Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri ve Türkiye, İsrail, İran arasında yaşanan gerilme ve çekişmelerin bölgeye nasıl yandığını analiz eden yazısı

Iraklı politikacı, egemenliğini ve sınırlarını koruyan, kalkınma ve halkının geleceğine odaklanan normal bir ülke olmanın ötesinde bir şey istemeyen ülkesini zor yılların beklediğini belirtti. Aynı zamanda Irak’ı geri alma sürecinin dikenler ve tuzaklarla dolu olduğuna da dikkat çekti. Zira ne BM Irak’a koruyucu bir şemsiye sağlıyor ne de ABD Irak dosyasına öncelik vermeye hazır.

Deneyimli politikacı, büyük güçler ile uluslararası hukukun prestijinin zayıflamasından yararlanan bölgesel güçlerin daha fazla çıkar elde etme ve bölgesel rol oynama emellerini serbest bıraktıklarına dikkat çekti. Bugün Mustafa el-Kazimi hükümetine meydan okuyan güçlerin, “Irak devlet kurumlarına paralel kurumlar kuran” İran’ın desteği olmasaydı bunu yapamayacaklarını ifade etti. Ayrıca, Türkiye’nin Bağdat’ın bu yöndeki şikayetlerine kulak asmayıp kendisine Irak topraklarına müdahale etme hakkı tanıdığına dikkat çekti.

Bölgemiz jandarmasız yaşıyor. Caydırıcılık ve uluslararası hukuk veya büyük güçleri kızdırma korkusunun yokluğunda bölgesel güçlerin bastırılan arzuları uyanıyor. İşte Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye operasyonun Libya’nın daha da derinlerine ilerlemesini istiyor. Bu, Mısırlı yetkilileri geleneksel çekincelerini bir kenara bırakıp istikrarlarını ve çıkarlarını savunan, ülkelerini kuşatmaya yönelik herhangi bir girişimi önleyebilecek bir orduya sahip olduklarını hatırlatmaya zorladı.

Bazı Türk medya organlarının Libya’nın petrol ve doğalgazın yanı sıra muhafaza ettiği “muazzam madeni zenginlikler” hakkında yayınladıkları haberleri okuyanlar, uluslararası ilişkilerde bu tür uygulamalara izin veren geçmiş dönemleri hatırlayacaklardır. Erdoğan, tüm dünyaya karşı izlediği yanlış anlama politikasını en uç sınırlarına ulaştırdı. Sadece Libya’nın değil Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetlerinin geleceğinde ülkesinin rolünü belirlemek için askeri müdahale dilini seçtiği aşikar. Erdoğan bu dili seçti çünkü BM yangınlar büyümeden önce onları söndürmekten aciz ve ABD bölgesel çatışmaların kaderini kesin olarak belirleyen jandarma rolünü oynamaktan vazgeçti.

Ortadoğu’da uluslararası bir yönetim yok. ABD’nin artık küresel jandarma rolünü oynamaya hazır olmadığı açık. Hatta bazıları istese bile artık bunun mümkün olmadığını düşünüyor. Jandarma rolü oynamak maliyetli ve tehlikelerle dolu. Finansal olarak çok maliyetli hatta kimi zaman insani olarak da maliyetli askeri müdahaleler gerektirebiliyor. Şimdiki ABD kendisini, despot ve zorba gördüğü bir lideri devirmek ve halkını özgürleştirmek için ordusunu göndermek zorunda hissetmiyor. Askeri operasyonlar ile demokrasiyi getirme görevi artık gündeminde değil. Keza ABD, uluslararası hukuka karşı çıkanları veya komşularının istikrarını tehdit edenleri disipline sokma gücünü kanıtlamış bir süper güç görüntüsü vermekle de artık ilgilenmiyor. Dahası, büyük güçler, hiçbir zaman açıklamalarda tekrarlanan asil amaçlarla hareket eden hayır kurumları olmamıştır.

Bu, ABD’nin Irak’a yönelik askeri müdahalesinin neden olduğu hayal kırıklığının yanı sıra ABD’nin başka bölgelerle meşgul olmasının yarattığı hayal kırıklığıyla da bağlantılıdır. ABD’nin yıllardır Ortadoğu’da görülen çatlaklar ve bazı haritaların yaşadığı sarsılmalardan ziyade Çin’in yükselen kükreyişiyle ilgilendiği açıktır. Bu, Washington’un bölge işlerinden istifa ettiği ve artık burada çıkarları olmadığı anlamına gelmiyor. Bölge halen hesapları içinde yer alıyor, ancak belki de sorunlarına verdiği tepki farklılaştı ve kendisi için öncekinden farklı bir konumda. Bunun en iyi kanıtı, Donald Trump döneminde nükleer anlaşmadan çekildikten sonra ABD’nin İran’a yeniden uygulamaya başladığı yaptırımlardır. Bazı uzmanlar, bu maksimum baskı politikasının İran ekonomisine ve bölgedeki müttefiklerini destekleme yeteneğine büyük zarar verdiğine inanıyor.

İran’ın kendi topraklarındaki “gizemli saldırılar” şeklini alan İran nükleer programını engelleme çabaları da bu baskı politikasına eşlik ediyor. İsrail’in İran’ın Suriye’deki “askeri altyapısına” yönelik hava saldırıları da devam ediyor. ABD, İran’ın uranyum zenginleştirmesinden veya bölgedeki istikrarı sarsan davranışlarından endişe duysa ve bu sorunlarla ilgilense de bölgesel dosyalara dair detaylı bir ABD yönetiminden, ödüllendiren ve cezalandıran bir jandarma rolünü üstlenme isteğinden bahsedemeyiz. Buna paralel olarak, Rusya da bu tür ve büyüklükte bir rol üstlenemez. Rusya’nın ekonomik kapasitesi, bu maliyette bir rol üstlenmesine izin vermiyor. Moskova’nın kendi lehine kullanmak için ABD’nin herhangi bir hatasını veya başarısızlığını kolladığına şüphe yok. Keza silah satışı, ABD’nin müttefik veya dostlarını yanına çekmekle de ilgileniyor. Ne var ki kompleks sorunlara çözüm geliştirme kapasitesine sahip değil çünkü bu büyüklükte bir rol üstlenmenin maliyetini karşılayabileceği mali ve finansal imkanları bulunmuyor. Bunun en iyi örneği, Suriye rejimini kurtarmayı ve sahada güç dengesinin Suriye ordusu lehine düzelmesini sağlamayı başarsa da Rusya’nın, Suriye’nin yeniden inşası planını başlatma gücüne sahip olmamasıdır. Bu krizlerde rollerin sınırlı olduğuna en iyi kanıt, uluslararası yönetiminin bölgedeki yokluğunda bölgesel rollerin yükselişine kısmen işaret eden İran ve Suriye arasındaki son askeri anlaşmadır. Avrupa gittikçe zayıflayıp daha fazla gerilerken Çin’in, uluslararası sahnedeki konumu konusuna şu ana kadar dikkatli bir şekilde yaklaştığını söyleyerek tabloyu tamamlayabiliriz.

Iraklı politikacı, Ortadoğu’da sorunun uluslararası caydırıcılığın yokluğu olduğuna ve bunun farklı nedenlerle kendi sınırları içinde kalmayı reddeden, uluslararası hukukun zayıflamasından ve ABD’li jandarmanın yokluğundan yararlanan 3 ülkenin iştahını kabarttığına inanıyor. Bu 3 ülke: Daha fazla toprak ilhak etmeye hazırlanan İsrail. Askeri kuvvetlerini Suriye ve Irak’a konuşlandıran, Katar ve Somali’de üssü bulunan, Libya’ya askeri müdahalede bulunan, Avrupa’yı mülteciler ile tehdit eden Türkiye. Sınırları ihlal etmeyi ve başkentleri kendisine bağlı örgütlerle yönetmeyi neredeyse yaygın bir uygulamaya dönüştürecek İran’dır. Son olarak Iraklı politikacı, “Halkları şu bariz sorunun: ‘İsrail, Türkiye ve İran’ın sınırları nerede?’ yanıtını bilmeden bölgenin kendisini istikrarlı hissetmeyeceğine” inandığını belirtti

Kaynak: TIKLAYIN

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: