Eski Manifatura ve Tuhafiyeciler de Yok

Naim Güney
Naim Güney

Eski manifaturacı ve tuhafiye mağazalarında hoş kokulu, rengarenk, kumaş topları, patiskalar, makaralar, dantel ve tığ el işleri, Amerikan bezleri, örtülükler, kefenlik ve hamam takımları, terzi malzemeleri, çoraplar, iç takımlar, lastik ve ipler ne ararsanız her şeyi bulmak mümkün olurdu.

Analarımız, kadınlarımız, rengârenk desenli basmaları, ipek kumaşları terekten indirtip elleriyle, bakıp, titizlikle uzun uzun incelerlerdi. Eteklik elbiselik, divan örtüsü, çarşaflık, döşek ve yorgan yüzü ile perdelik için sıkı sıkı pazarlık edip, sonunda karar verilip, kumaşlar seçilirdi. Sabırla malını satmayı başaran tezgâhtar sonunda, koca makası “bismillah” diye eline alıp, diğer bir eline de aldığı tahta çubuk metre ile kumaşı ölçer, sonra kumaşı “cart” diye keserdi.Hesaplar peşinden yapılınca, kara kaplı veresiye defteri açılır, borç detayları ile yazılarak işlenirdi. Kumaşlar itina ille sarılıp, paketlenir, müşteri kapıya kadar saygılarla uğurlanırdı.

Ordu’da uzun yıllar manifatura ve tuhafiye işinde tartışmasız “ÇEBİLER” bir numaralı marka idi.

Eski hayatımızda “Basma” denilen kumaşın çok önemi vardı. Yokluk içinde geçen acı savaş yıllarında Türk halkı yiyecek kadar giyecek bulmakta da çok problemler yaşamıştı. Atatürk’ün kurduğu genç Cumhuriyetin ilk dev sanayi hamlesi olan Sümerbank Nazilli Basma fabrikası ülkenin basma kumaş ihtiyacına yönelik ilk tesislerindendi. En yaygın kullanılan kumaş olan basmayı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı.

40’lı yıllarda İkinci Dünya harbi esnasında iyice zirve yapan yoksulluk, çok dikkatli olmayı gerektirirdi. Babalar yeni elbise diktirecekleri zaman, manifaturacıdan elbisenin kumaşını satın alırken, kumaşın yüzünün ve tersinin farklı olmamasına dikkat ederlerdi. Diktirecekleri elbisenin yaka cebi, hatta yan cepleri yalancı cep olur, kesilmezdi. Elbise solduğu zaman, ters-yüz edilir, bir kez daha giyilir, ya da hem ters-yüz edilir hem de küçültülerek oğula elbise olurdu. Tüm bu işleri pabuç onaran eskiciler, gömlek onaran gömlekçiler, elbise ters-yüz eden eskici terziler vardı.

Konfeksiyonun yaygın olmadığı o günlerde bir iş kolu olarak kadın terziliği zamanla Türk toplumu içerisinde de yaygınlaştı. Kadınların o yıllarda en geçerli ve revaçta mesleği terzilik idi. Tam usta bir terzi olan kadınlar, büyük bir cesaretle dükkân açıp, erkek gömlekleri ile hanımlara elbiseler dikerlerdi.

1960 yılına kadar terziler müşterilerin ölçülerini alır, istenen modeli öğrenir ve ona göre elbisenin patronunu çıkarırdı. Yapılan üç provadan sonra elbise genellikle hazır olurdu. Elbiseler model olarak verev, dar, tek pilili, pliseli vs. olarak yapılırdı. Etek ceket daha zor olduğu için zaman alırdı. Plise tutup, pliseli etek yapmak çok emek isteyen bir dikiş türüydü. Zaman içerisinde bütün dünyada her lisanda yayını yapılan Burda isimli model dergisinin hizmete sunulması ile elbise model çeşitleri çoğalmış oldu.

Burda dergiden patronlar çıkarılır alınan ölçüye adapte edilirdi. Önce manifaturacılardan gereken kumaşlar alınır, toplu iğne provada şekillendirilir, dikiş aşamasına gelince makineyle dikilirdi. Elbise olsun, etek olsun kullanılacak, düğmeler müşteri tarafından kendi zevkine göre tuhafiyecilerden alınırdı. Her ne kadar gömlek diken terziler bulunuyorsa da bu işi de özel olarak yapan gömlekçiler vardı. Gömlekçilere sipariş verilince, usta kendisi ölçüyü alır, atölyesinde dikerdi.
Manifaturacılık, artık zaman içerisinde değerli birçok meslek gurubu gibi hazır giyim anlayışının günümüzde yaygınlaşmasıyla birlikte ticari hayatta iyice azalarak, yavaş yavaş kayboldu artık…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: