Bir bisiklet iki tekerden ibaret değildir

Bir bisiklet iki tekerden ibaret değildir

Bu dünyada en mutlu insanlar kendini gerçekleştirmeye çalışanlardır. Artık çok klişe geliyor ama doğruluğu klişeliğini geçer. Son zamanlarda kafama takılan meselelerden biri binlerce gencimizi gelecek kaygılarıyla KPSS sınavına mahkum etmemiz. Gençlerimizin bir suçu yok. Onlara vaat ettiğimiz tek yol bu. Buna inanıyor ve inandırıyoruz. Oysa kendini gerçekleştirmelerine yol açsak bu sınavlar da tarihe karışacak. Gençlerimiz kendilerini bulduğunda toplum değişecek.

Bu röportajda Bay Bisikletli'nin hikayesini okuyacaksınız

Bir bisiklet sadece iki tekeri olan, mekanik bir araç mıdır? Bu röportajdan sonra bu konuda düşüncelerim değişti. Bir bisiklet sizi doğayla tanıştırıp sevdiriyorsa ve başka başka insanların hayatlarına dokunmanızı da sağlıyorsa iki tekerden ibaret değildir artık. Bir dost, bir yoldaştır. Bu röportajda Bay Bisikletli’nin hikayesini okuyacaksınız.

Bisiklet sizin için ne anlam ifade ediyor? Bisikletle ilgili hikayeniz nasıl başladı?

Ben Emre Deniziçi. Namı diğer Bay Bisikletli. 13 Kasım 1993′ de Mersin‘de doğdum. Orta ve lise öğrenimimi burada, üniversite öğrenimimi ise  Isparta Süleyman Demirel Senirkent MYO’da dış ticaret bölümünde tamamladım. Bisikleti çocukluğumdan beri çok seviyorum. Bisiklet sürmeye ilk o yıllarda başladım. Psikolojik olarak kötü durumdaydım. Bazı sıkıntılarım vardı. Bir bisiklet aldım, ulaşım sağlayabilmek için. Kulaklığımı takıp, bisikletimi sürerken içimdeki benle yalnız kaldım. Kendi kendime sorular sorup, cevaplamaya başladım ve verdiğim cevaplar hayatıma doğru ve sağlıklı yön verdi.

Üniversiteden hemen sonra iş hayatına atıldım. İlk maaşımla da yol/yarış bisikleti aldım.  Böylelikle bisiklet hayatıma tamamen girdi. Açıkcası ilk zamanlarda sadece işten eve giderken ulaşım aracı olarak kullanacaktım. Hem spor olur hem de maddi yönden tasarruf yaparım, düşüncesindeydim. İşe gidip gelirken, yolda tanıştığım bisiklet gruplarıyla turlar düzenleyip; her hafta sonunu uzak bölgelere pedal çevirerek geçirmeye başladım. Zaman geçtikçe hem bisikletli arkadaş çevrem arttı hem de daha  tecrübeli oldum. Yine bir hafta sonu bisikletimle yaylalara çıkarken doğanın ne kadar  kirli olduğunu ve aslında kullanılan motorlu taşıtların salınımlarıyla doğaya ne kadar büyük zarar verildiğini farkettim. Bu olay  beni bisiklete ve doğaya daha çok bağladı. Tanıdığım herkese bu olayı anlattım. Doğa ve bisiklet sevgisini aşılamaya çalıştım ve başarılı da oldum. Birçok arkadaşım bu sayede bisiklet sürerek doğaya daha az zarar vermeye başladı.

İnsan bisiklet sürerken kendiyle baş başa kalıp kendiyle yüzleşiyor. Yaptığı yanlışları öğreniyor. Yani bisiklet benim için sıkıntılı zamanlarımda sıkıntılarımı paylaşıp azalttığım sırdaş, mutlu günümde mutluluğumu paylaşıp çoğalttığım bir dost olmuştur. Bisiklet özgürlüktür, bir yere bağlı kalmamaktır. Özgürce dolaşmaktır…

Bu röportajda Bay Bisikletli'nin hikayesini okuyacaksınız

Bisiklet doğayı tanıma ve onu anlamada size nasıl bir yol sağladı?

Öncelikle bisiklet herkesin de bildiği üzere çevre temizliği için mükemmel bir ulaşım aracı. Arabanın egzozundan çıkan dumanın veya gazın havayı ne kadar çok kirlettiğini bilmeyen yoktur. Bir de arabanın içindeki bireylerin düşüncesizce pencereden savurdukları çöpler var tabi. Bir araba doğanın içinde hızlı bir şekilde yol alırken içindeki bireylerin etraftaki, yol kenarlarındaki çöpleri veya atıkları görmeleri çok zor. Ama bir bisikletli o kadar hızlı gitmediği için bunları çok rahat gözlemliyor. Daha önce de vurguladığım gibi bisiklet bana doğanın biz insanlar tarafından ne kadar da kirletildiğini bu şekilde gösterip anlattı. Bu hoş olmayan durumlarla sürekli karşılaşınca bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. Bazı arkadaşlarımla müsait olduğumuz günlerde, büyük çöp poşetleri ile doğadaki çöpleri toplamaya başladık. Çevreyi temizlerken güzel ve eğlenceli zaman geçirdiğimizi farkettik. Hem bisiklet sürüyorduk hem doğayı elimizden geldiği kadar temizliyorduk.

Daha temiz bir doğa demek gelecek nesillere daha sağlıklı bir oksijen demek. Yani çocuklarımızı, torunlarımızı düşünürsek çok zor olmamalı elindeki çöpü, çöp konteynırına atmak. Bisiklet, insana çevrenizi ve doğayı tanıma fırsatı veriyor. Bu da gelecek nesillere güzel, temiz bir dünya bırakmak isteği uyandırıyor. Aslında var olan ve bir çok kişinin görmediği kirlilikleri görmenizi sağlıyor.

Trafikte bisiklet sürmenin zorlukları var mı? Bu konuda sorun yaşıyor musunuz?

Bir gün mesaim bittikten sonra evime gitmek için bisikletime bindim ve yola koyuldum. Yolun en sağ şeridinden kaldırıma yakın olan tarafından ilerlerken arkamdan gelen araç hızla önümden sağa döndü. Neyse ki ben erken farkettim. Çarpmasına ramak kala sağa döndüm ama yine de tam kurtaramadım. Arabanın sol ön kapısı benim sol tarafıma çarptı ve sağ kolumun üstüne düştüm. İlk başta olayın sıcaklığından pek bir ağrı hissetmedim. Yerden kalkıp yola devam ettim. Trafik de çok kalabalıktı. Pedal çevirdikçe bisikletin gidonunu tutamaz hale geldim. Sağ el bileğime ağırlık veremiyordum ve yaklaşık olarak 12 km zaman zaman tek el, zaman zaman ellerimi kullanmadan sürdüm. Biliyorum, tehlikeli bir şey yapıyordum ama buna mecburdum. Bir an önce eve gidip bir tedavi uygulamak istiyordum. Bir kaç gün kendiliğinden geçer düşüncesiyle evde tedavilere devam ettim fakat geçmedi. Hastaneye gittim ve bilek kemiğimde ezilme olduğunu öğrendim. İki ay alçıda kaldıktan sonra eski haline kavuşmuştu bileğim. Burada yeri gelmişken tüm sürücülere ve yayalara hatırlatalım. Trafikte bisikletliler de var. Lütfen bizleri fark edin! 2918 sayılı TC. Karayolu Trafik Kanunu’nun 46. Maddesi’nde karayollarında en sağ şeritte bisikletlilerin de diğer sürücülerle aynı hakka sahip olduğu geçiyor. Etrafta ayrı olarak bir bisiklet yolu yoksa. Demem o ki gerek sürücüler gerek yayalar bisikletlilerin haklarına saygı göstersinler

Doğayla iç içe olmak için yaptığınız kamplardan bahseder misiniz?

Öncelikle kamp yapmak için kamp yapacağım bölge hakkında bilgi ediniyorum. Daha önce orada kamp yapan, tecrübe edinen kişilerden bilgi alıyorum. Sonrasında bölgeye göre ekipmanlarımı ayarlıyorum. Kimi zaman Mersinimizin güzel ve bir o kadar da sıcak sahilinde kamp yapıyorum. Kimi zaman da dağlarında, ormanlarında… Doğaya zarar vermeden, doğadaki imkanlardan faydalanmaya çalışıyorum. Örneğin etrafta bulduğum ölü ve düşmüş dallardan ateş yakıyorum. Taşlardan ocak yapıyorum. Dallardan kaşık-çatal yapıyorum ve aklıma şu an gelmeyen bir çok şeyi uyguluyorum. Zaten doğa size, gereksinim duyduğunuz şeyleri hayal gücünüzle üretme imkanı sağlıyor. Bazen de doğa yürüyüşleri yapıyorum. Sabah erken kalkıp hava kararana kadar… Bisikletimle günü birlik doğa sürüşleri yapıyorum. Dürbünüm ile doğayı gözlemliyorum. Bazı bitkileri, çiçekleri , böcekleri, hayvanları inceliyorum. Zaten doğa da herşey planladığınız gibi gitmez. Bazı olaylar orada doğaçlama ilerler.

Günümüzde hepimiz şehir hayatından ve bu düzenden şikayet ediyoruz. Özellikle salgın döneminde bu durumu sorgular olduk. Hep şikayet  ediyor ama bir türlü hayatımızı değiştirmiyoruz. Bir de üstüne doğaya zarar veriyoruz. Hayatını bu konuda değiştirme cesareti göstermiş biri olarak neler söylersiniz?

Evet herkes bu düzenden şikayetçi… Beton yığınlarından, çevre kirliliğinden, gürültü kirliliğinden şikayet ediyorlar. Ama bunlardan uzaklaşmak için harekete geçmiyorlar çünkü cesaret edemiyorlar. Günümüzde herkesin teknolojiye bağımlı olduğunu görüyoruz. “İnternet olmazsa, telefon olmazsa ya da bilgisayar olmazsa ne yaparım?” düşüncesi var. Bu düşünce onları korkutuyor. Arkadaşlar kendi aralarında toplanıp bir kafeye gittiklerinde bile ellerinde telefon, herkes sosyal medyada dolaşıyor. Muhabbet edip birbirinin yüzüne bakan yok. Halbuki bir defa cesaret edip çıktıklarında kimse geri o çirkin ve kirli hayata dönmek istemez, emin olun. Evet bazı gereksinimlerimizi karşılamak için şehir hayatına ihtiyaç duyuyoruz. Maalesef bu kaçınılmaz bir gerçek… Ama haftada bir gün bile olsa doğanın tadına varıp bu güzel tabiatın keyfini çıkarmak insana huzur veriyor, sakinleştiriyor. Tabi zarar vermemek de önemli. Bazı insanlar da doğayı seviyor ama doğayı kirletip gidiyor. Böyle doğa severler doğayı sevdiklerini sanıyorlar. Doğayı sevmek, doğada yaşayıp doğayı kirli bırakmak değildir. Doğayı sevmek, doğaya zarar vermeden elinden geldiğince kirlilikleri temizleyerek olur.

Bu pandemi sürecinde, insanlar evlerindeyken sokaklar temizdi. İstanbul Ortaköy’de, denizde yunuslar görüldü mesela. Bazı ülkelerde, bazı şehirlerde çeşitli hayvanlar görüldü. Ozon tabakası kendini onardı. Bunları gören, bilen insanlar hala kirletmeye devam ediyor. Yasak olmayan günlerde yerlerde hep maskeler, eldivenler vardı ki bunlar etrafa, doğaya en çok zarar veren maddeler. Meğer insanlar doğaya ne kadar çok zarar veriyormuş, görmüş olduk.Umarım en kısa sürede farkına varıp, kendilerine çeki düzen verirler.

Bisikletinle yapmak istediğin hayallerin var mı?

Öncelikli hayalim bisiklet ile Türkiye turu yapmak. Bu turu inşallah seneye gerçekleştireceğim, gerekli ekipmanları tamamladıktan sonra. Türkiye’deki çeşitli coğrafyaları, yöreleri, kültürleri görmek ve çeşitli insanlarla tanışıp, onlarla vakit geçirmek beni oldukça heyecanlandırıyor. Sonraki hedefimse bisikletimle dünya turu yapmak… Dünyanın dört bir tarafından renkli insanlarla tanışmak ve her ülkenin kendine has doğasının tadına varmak istiyorum.

Ben ‘Derviş’ Olmayı, İnsanlar İçinde Yaşamayı Seviyorum Okumak için Tıklayın

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: