Beş saniyelik iyilik

Yaşadığımız tekno çağda iyilikleri yaşayamayacak gibi hissediyoruz. Bütün iyi değerleri kaybedeceğiz, robotlaşacağız. Bunun tamamen yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Artık makinelerle işlerimizi halleder olduk. Pek çok şeyi bilgisayardan ve akıllı telefonlarımızdan yapıyoruz. Giderek internet  dünyasına taşıyoruz hayatlarımızı ve fiziki hayatla bağımız azalıyor. Azalmasın da ne olsun? Eski mahallemiz yok artık. Sokaklarında yürüdüğümüz, bir evin bir dükkânın önünden geçerken insanlara da dokunduğumuz, kanlı canlı hayatlar yok. Şimdi yeni bir dünya var önümüzde. Mutlaka bu yeni dünyada insanca kalabilmenin bir yolu olmalı. Sitelerde oturmayalım, alışveriş merkezlerine gitmeyelim mi ? Hayatın artık bir parçası olmuş bilgisayarları ve akıllı telefonları kullanmayalım mı? İnsan olarak ne yapalım? İnsanlık olarak bunu seçtik ve bu hayatı yaşayacağız. Artık yok ‘doğaya dönelim’, yok ‘kullanmayalım’ çözümleri çare olacak şeyler değil. Bu yeni dünyada’ kendimizi  var etmenin’ çarelerini düşünmeliyiz.

Biraz da bu zamanda algılarımızın kurbanıyız. Distopyaya saplanıp kalmışız. İnsanlığı daha ölmeden, öldürüyoruz. Ne kadar meraklıyız, karalar bağlamaya. Başka insanların derdine devâ olduk da kim “Olma!” dedi. Sokakta kime gülümsedik de gülümsemedi. Kimin omzunu sıvazladık da kötü hissetti. Algılarımızın bizi yanlış yönlendirmesine engel olmalıyız. İyi olmak ve iyilik yapmak, bizi bu yeni dünyada var edecek can damarı.

Geçmişte yaptığın bir iyilik hala seni mutlu ediyorsa umut var, demektir. Ben hemşireyim ve yıllar önce acilde çalışırken müşahade odasında yatan yaşlı bir teyze hatırıma geldi. Birkaç gün müşahade altında tutuluyordu kalp rahatsızlığından dolayı. İlaç dolabının hemen yanındaki yatakta yatıyordu. Her ilaç almaya gittiğimizde, tuvalete çıkamadığından bahsediyordu. Bizimse çok işimiz vardı. Koştur koştur ya kalp krizi geçirmiş ya da akciğer ödemli hastaya tedavi yetiştirmeye çalışıyorduk.  Yalnız arka fonda hep teyzenin sesi vardı. Dolaba her yaklaştığımızda ya geçiştirici bir cevap veriyor ya da cevap vermiyorduk.

_ Kızım  karnım şiş, tuvalete çıkamadım.

_ Tamam teyze, bakarız.

_ Oğlum, bir bak; karnım çok kötü, kabız oldum.

 _ Şimdi başka bir hasta var.

_ Yavrum, üç gündür kabızım…

_ ……………………………………………..

Teyzenin derdini küçümsüyorduk. Öyle ya burası acildi. Kabızlıkla mı uğraşacaktık. Hepimizde içten içe bunu düşünüyorduk. Ama teyze doğru bir politika izliyordu. Sürekli kendini hatırlatarak birilerinin yardım etmesini bekliyordu. İşte o kişi ben oldum. O zamanlar bunun yıllar sonra beni iyi hissettirecek bir iyilik olabileceğinin farkında değildim. Yine acil ve çok önemli bir hastaya tedavi yapmak için aceleyle ilaç dolabına yöneldiğimde teyze sızlanmaya başladı. Yaptığım işi bıraktım ve iki elimi masaya koyup bir an durdum. Beni o an ne durdurdu? Sanırım bir an önce susmasını, bize engel olmamasını istedim ve saniyeler içinde ne yapabileceğimi düşündüm. Yataklı serviste çalışırken hastalar, yatmaktan dolayı kabızlık çektiğinde kullandığımız magnezyum karışımı bir toz ilaç vardı. Normal şartlarda acilde bu ilaçtan pek bulunmaz. Birkaç gün önce dolabın üst taraflarında elime bu ilaç geçmiş ve “Ne işi var ki bunun burada?” diye dudak bükmüştüm. İlacı alıp teyzenin bardağına bir ölçek boşaltmak sadece 5 saniyemi aldı. Bir bardak suyla karıştırıp içmesini söyledim.  Bir saat sonra teyzeden hiç yakarma sesi gelmiyordu. O tarafa bir iş için gittiğimde, teyze bana ne dualar ediyordu. “Kızım verdiğini ilaç işe yaradı. Nasıl rahatladım. Kalbimdeki çarpıntı da geçti. Allah senden razı olsun. O ilacın adı neydi? Doktorlara söyleyeceğim, bana yazsınlar. “ Bunları söylediğinde biraz pişmanlık duyuyordum. Teyzenin rahatlamasını sağlamak sadece 5 saniyemi almıştı. Neden daha önce yapmamıştım ki… Bu 5 saniyelik iyilik ne zaman aklıma gelse beni mutlu eder. Bazen yaptığımız iyilik çok kısa ve çok basittir. Hatta iyilik olsun diye yapmayız. İçimizdeki iz düşümleri ise yıllar boyu sürer ve bizi gülümsetir. İşin aslı iyiliği insan kendi için yapar, yapmalı. 

Karadenizliyim. Yemyeşil bir köyümüz var. Evimizin karşısında çocukluğumda  eriklerini çatır çutur yediğimiz bir erik ağacı vardı. Can eriği… En sevdiğim ağaçtı. Bunun birçok sebebi vardı. En önemlisi çok kolay çıkılabiliyordu. Zor ağaçlara çıkamam ve çıkanlara gıptayla bakarım. Sonra o can eriklerinin ekşiliğine bayılırdım. Şimdi o ağacın yerinde yeller esiyor. Üzerine dört katlı, çirkin tuğlalı bir bina diktiler. Haliyle köye her gittiğimde gördükçe söylenip duruyorum. Binanın, ilk önce doğayı bozduğu için canımı sıktığını düşünüyordum. Sonradan anladım ki buna öfkelenmemin asıl sebebi çocukluğumun erik ağacını yok etmesi. İşte bu bir kötülük. Direk canımı acıtması gerekmiyor. Kendini gizliyor ve farkına varmıyoruz bile. Farkına vardığımızda ise sevdiklerimiz gitmiş oluyor.

Yine yıllar önce, bugünkü Marmaray’ın yerinde banliyö treni vardı. Samatya Hastanesi’nde çalışıyorum. İşimin en güzel tarafı, banliyö trenine binmek. Her binişimde Samatya’daki  o tarihi dokudan geçiyorum. Bazen balıkçılardan balık alıyorum. Soğuk bir İstanbul sabahı, nöbetten çıkmış, yorgun argın eve dönerken balıkçıya uğradım. Balıkçı, bana süt ikram etmek istedi. Doğrusu balık kokusuna dayanamıyorum.  Balıkçıların o kokuyla yaşamalarına hayret ederim hep. Bu nedenle bir an önce balığı alıp gitmek istiyorum. Balıkçılarsa yeni açmış dükkanı, hazırlık yapıyorlar. Kahvaltılarında da sıcak süt var. Ben “ Teşekkür ederim, ben almayayım. “dedim.  Balıkçı o kadar samimi ve ısrarcı ki kırmak ayıp olacak. Zehir olsa içilir derler ya o hale geldi durum. Ama “Allahım, inşallah kusmam!” diyorum içimden. Balık kokusu içinde sıcak süt. Bir araya gelmeyecek ikili. Zaten yıllarca ‘balık yediğinde,  süt içme’ telkinleriyle büyümüşüz. Bir de ilk defa tezgâhın öbür tarafında oturacağım. Bir balıkçı tezgâhında oturup üstüne bir de sıcak süt içeceğim aklıma gelmezdi. Hayat bu, her şey insanlar için. El mecbur oturdum ve bana uzattığı sütten bir yudum içtim. Bir süt bu kadar mı güzel olur ve içimi ısıtır! Bütün o yorgunluk, bütün o soğuk sanki yok olup gitti. Balık kokusunu almıyorum bile. O an dünyanın en mutlu kişisi bendim. Abartmıyorum o süt, hayatımda içtiğim en güzel süttü. Bir sütten daha fazlası, içime akan bir iyilikti. Yıllar geçti sıcaklığını unutamam.

İyilik dedik; iyiliklerden gururla bahsettim. Kötülük dedik,  yapılan kötülükten şikayetimi ettim. Kaldı mı yaptığım kötülük… Tabi ki yaptığım kötülükten bahsetmeyeceğim. Biliyorsunuz insan olarak hep iyilik yapar kötülük buluruz da kötülük yapmayı bilmeyiz(!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: