Afrika’da Kadın ve Şiddet Meselesi 

Afrika’da Kadın ve Şiddet Meselesi 

Servet Kızılay

C.Delacampagne “20. Yüzyıl Felsefe Tarihi” kitabının daha başında 20. Yüzyılı; insanlığın şiddeti en rasyonel ve ( bilimsel) sistematik şekilde ürettiği vahşet “ötesi” bir çağ olarak niteler.  Gerçekten şiddetin ve katliamların bilimsel üretimi o kadar gelişti ki; artık joistikle bilgisayar oyunu oynar gibi milyonlarca insanın yok edilmesi, havaya uçurulması çocuk oyuncağı. Film izler gibi katliamlar, televizyonlardan izlenir.

Tabii ki; Afrika’da da şiddet meselesi bu genel gidişattan ayrı ele alınamaz fakat şiddeti üretenler ve şiddeti sistematik olarak onlara dayatanlar, genel gidişattan ayrıca farklı değerlendirilebilir.

Afrika’da bu sıralar “Kadına Şiddet” meselesi revaçta. Orada kadına şiddeti engelleyecek yasa girişimleri artmış durumda. Kendilerini gelişmiş modern bir Avrupalı gibi gören Afrika’lılar, bu konuda oldukça hassas. Fakat Afrika’da hassas konu olan Kadın meselesi hem kendi içinde hem de kendi bağlamında yine oldukça tartışmalı taraflar taşır:

  1. Afrika’da “kadına şiddet” kendi içinde bir yasa sorunu olarak formüle ediliyor fakat uluslararası bir yasa dayatmasıyla sağlanmaya çalışılıyor. Ahlaksal-kültürel-sosyal yapı bu yasal düzenlemenin yanında ilkel kalmışlığı düzelttiğini iddia eden “üst bir söylemin” parçası gibi çalışır.
  2. Afrika’da ‘Kadın’ meselesi, bir ideoloji gibi, araçsal kullanım gibi işlem görür. Kadının ideoloji ya da araçsal kullanımı Afrika’nın kültürel düşünsel kodlarıyla belirli çatışmaları içeriyor olması aynı zamanda Kolonyal bir hayaleti gün yüzüne çıkarır.
  3. Afrika’da hem bölge ülkeleri ateş içinde hem de her ülke yangın ve katliam yerine dönmüşken -adeta şiddet manyağı olmuşken- “Kadına şiddet”ti birinci sorun yapması ilginçtir.
  4. Afrika Kongo’da ülke, 40 yıldır iç-savaş içindedir. Halk savaşı sadece doğru olarak görmekle kalmaz aynı zamanda haklı ve biricik çözüm yolu olarak alkışlar. İç-savaşta binlerce insan ölmüştür ve halen ölür. Faili meçhullerde 17.000 insan sokak ortalarında katledilmiş, devlet bunun karşılığında bir faili bile mahkemede yargılamamıştır fakat “Kadına şiddet” konusunda duyarlılık had safhadadır.
  5. Afrika Cibuti’de Üniversiteler-Akademiler ülke içindeki şiddet-savaş lobilerine, Gladyo yapılara sistematik olarak strateji-taktik sunarlar. Bu onların en büyük hedefleri ve görevleridir. Bu kurumlarda kanın durması için 40 yılda 40 adet çalışma bile yapılmamıştır fakat her akademisyen kendini Batılı entelektüelden daha üstün görür. “kadına şiddet” konusunda göz yaşartıcı performans sergilerler.
  6. Afrika Uganda’da Medya başta ifade özgürlüğü olmak üzere her türlü özgürlüğe karşı düşmandır her türlü kirli ve pragmatik ilişki ağıyla sarılmıştır fakat “kadına Özgürlük”te amansız bir savunucudur.
  7. Afrika Zambiya’da Aydınlar savaş için imza toplayacak kadar radikaldir. Tüm işleri güçleri devleti güçlendirmek iktidar kurmasına yardım etmektir. Yani bir anlamda düşüncelerini iktidara getirip devlet sopasıyla herkesi hizaya sokmaktır fakat “kadına şiddet” konusunda çok narindirler. Ülkede kendine Marksist diyenler, ülkenin açlık sefalet konusunu unutmuş Batılı sorunları merkeze taşır. Hayatlarında bir adet yoksul-fakir-işçiyi ikna edememiş hayatlarına dokunmamışlar “Kadına şiddet ya da LGTB” konusunda tüm halkı dönüştürmek ister. Zambiya’da entelektüel ya da aydın olmak için sol-cu olmak gereklidir. Aynı zamanda ülkede en zenginler, ülke pastasından en yüksek faydalananlar kendilerini özellikle “Sol-cu” olarak tanımlarlar. 
  8. Afrika Tanzanya’da kendilerine sivil yapılar diyen STKlar bir görevli gibi çalışır. O kadar çok kendilerini buna adamışlardır ki; sivil olmayı unutmuş haldedir. Ülkedeki tüm şiddet-savaş olaylarında, dökülen kanın meşrulaştırılıp haklılaştırılmasında onların emeği ve rolü çok büyüktür fakat “kadına şiddet” konusunda bağımsız ve sivil olarak cephede yer almak isterler. 
  9. Afrika Mozambik’te istatistik olarak kadına şiddet uygulayanlar daha çok okumuş, mürekkep yalamış kişilerken; ihale toplumsal kültürel değerler üzerinden hesaplaşmayla sıradan, ortalama kesime kesilir. Bu kesim devlet pastasından en az pay almış kesimi oluşturur. Şiddetin kaynağını Tanrıya kesen ülkenin seküler elitleri-seçkinleri, ülkede akla izana gelmeyen çeşit çeşit şiddet biçimleri uygular. 

Görüleceği üzere; çok şükür ki, ülkemiz bir Afrika ülkesi kesinlikle, değil ve “Kadına şiddet” konusunda onlar gibi cahil de olamayız.

İyi bir insan çok değerli biri…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: