/

Organizmadan mekanizmaya dönüştürülen insan!

14 mins read
Organizmadan mekanizmaya dönüştürülen insan!

Organizmadan mekanizmaya dönüştürülen insan!

Organizmadan mekanizmaya dönüştürülen doğa ve nihayetinde insan! Özne olmaktan çıkıp nesneleşen, cansız nesneler yığınına dönüştürülen dünya! 

Kartezyen dünya tasarımı ve dualizmin egemen olduğu bir dünyada, toplumun değişim yasalarına sıkışmış modern insan, şizofrenik bir çok parçaya bölünmüş ben’leri ile bipolar bir kişilik olarak yaşamaya mahkum edilmiştir. 

‘Kendinde şey’ olan yanımızdan soyutlanıp, sanki hiç yokmuş gibi yaşamaya alıştırıldığımız bir sistem. Robot gibi işe git gel, alışverişe çık, acele et…Acele eve gel, acele yemek ye, acele çocuğunu sev, acele seviş… Aceleci kuşlar gibi, neyi aradığını bilmeden derenin bir ucundan bir ucuna koştur dur. 

Organizmadan mekanizmaya dönüştürülen insan!Hani ruh? Böyle bir sistemde Tanrıya ait olan tek parçamızı hissedebiliyor musunuz? Sistem bir an, bir nefeslik süre boyunca bile kendini, insan yanını hissedebileceğin imkanı vermiyor. Hayat şartları! Gerçekten bu mu hayatın şartı? Bu şartlar içinde kendini kaybetmen mi amaç? Ne kadar bilinçli bir şekilde oluşturulmuş bu şartlar farkında değil misin? Her şeyin, insanın Tanrı’ya ait yanını hissetmeyecek şekilde tasarlanmış olması son derece şeytani değil mi! 

Homo Economicus! İktisadi beşer tipi: 17. yüzyıl İngiliz felsefe geleneğinde portresi çizilmiş beşer. Tarihte ilk kez karşımıza çıkar bu model. O güne kadar nefes alıp kendiliğini arayan ‘inanan’ insanın yerine ikame edilir. Çünkü aynı yüzyılda yine tarihte ilk kez olarak ekonomi her şeyin üzerine çıkmış, ahlak ve hukuk dahil olmak üzere tüm değerleri belirlemeye başlamıştır. Hatta daha da ileri gidilmiş, Descartes’ın res cogitans – res extensa ikiliğinden, res extensa çekilerek, mekanik dünya ve insan profili bu zemin üzerinde şekillendirilmiştir. 

Bilgi kaynağını sadece gözlem/deney/tecrübe/duyumsamaya dayandıran İngiliz felsefesi insan zihnini vahiyden tamamen koparır. İnsan zihni artık doğuştan hiçbir bilginin olmadığı boş bir levha, bir ‘tabula rasa’dır (D. Locke). Bu görüşe göre deneye muhattap olmayan hiçbir bilginin değeri yoktur. İnsan aklın varlığıdır, evet ama bu aklın ilahi bir zemini yoktur. Hobbes, Locke ve Hume ile şekillenen 17. yüzyıl İngiliz felsefi ve ideolojik dünyası, insanın bireyselliğine vurgu yapmış olsa da, toplumsallığı zorunlu kılmış, sosyalliği zorunlu olarak bir araya gelen bireyler arası sözleşmeye indirgemiştir. 

Toplumsal varoluş, Hobbes için “insan insanın kurdudur” olması dolayısıyla zorunludur. Hiç bir birey bir diğeriyle eşit olmadığından; eşitlik ancak sözleşmeyle sağlanır. Eşit olanların sözleşmeye ihtiyaçları yoktur. Akıl gereği insanlar beraber yaşamak zorundadırlar. Sözleşmeye dayalı kurulan toplumlar bu yönleriyle geleneksel inanç toplumlarından ayrılırlar. Dini kabullere göre ise insanlar birlikte yaşamak üzere yaratılmışlardır. Yaratılışın bu tanrısal niteliğinin topluma yansıması ahlaki düzlemde dayanışma ve yardımlaşmaya yansımasıdır. Oysa sözleşmede menfaatler vardır, dayanışma yoktur. Menfaatlerin karşılıklı güvence altına alınması için menfaatlerin uyuşması durumunda sözleşme yapılmalıdır. Artık ‘çalmayacaksın’ bir tanrı buyruğu olmaktan çıkar, karşılıklı menfaatleri tehdit eden bir eylem olmasından dolayı, düzende karmaşayı önlemek için ahlaki ve yasal yükümlülüğe dönüşür. 

Ekonomik üretimin kişisel ve toplumsal ihtiyaçları karşılamanın ötesinde kar etmeyi (artı-değer) amaçlayan bir biçime dönüşmesi, aynı zamanda bireyin hem üreten hem de tüketen bir değer olarak hedeflenmesine yol açar. Mekanik işleyen doğada, robotik işleyen bir toplumda, makine gibi işleyen bir ekonomide ve her şeyin hesaplanıp, ölçülüp biçilip kategorize edildiği bir dünyada eskiden emek olarak adlandırılan insan gücü, bir maliyet olarak belirginleşir.  

Manevi değerlerin, sanal bir değer olan para karşısında bir bir eriyip gitmesi korkunç insan dramlarına sahne olmuştur. Bu dramın en korkunç, en vahşice sahnelendiği yer ise Amerika kıtasıdır. Zenci köleler, işi bitmiş yaşlı kıtadan hayvan sürüsü gibi toplanır gemilerin karanlık, havasız ve daracık mahzenlerinde yeni kıtaya doğru ölüm yolculuklarına başlatılır. Altı milyona yakın kızılderili soykırıma uğrar. Çocukları ve kadınları ucuz işgücü olarak üretime çekilir, aileler parçalanır, tüm geleneksel yapılar çürümeye atılır. Korkunç bir vahşet!

İnsanın, üreten ve tüketen değer olarak seçilmesi yeni bir bilgi öğretisi daha ortaya çıkarır: Psikoloji! İnsanın birey olarak ele alınarak araştırılması psikolojinin bilgi teorisini de beraberinde getirir. Arzulayan ve nefret eden olmak üzere iki temel dürtü arasına sıkıştırılan insanın incelenmesinde beklenen; arzuların tespiti ve daha da ötesi ona neyi nasıl arzulattırılacağının belirlenmesidir. Amaç insanı ele geçirmektir. İnsan denen varlığın sırları bilinirse zevkleri ve hazları da belirlenebilir. Ekonominin ve tüketimin yolu, Homo Economicus yaratmak için insan psikolojisini tanımaktan geçiyordu. 18. ve 19. yüzyıl İngiliz yayılmacılığının en işlevsel ve kar getiren yardımcısı psikoloji olmuştur. 

İktisadın tüm değerlerin üzerine çıkmasıyla birlikte eğitim ve öğretime verilen önem artmıştır. Her şey hatta tüm manevi değerlerle birlikte Tanrı bile ekonomiye göre yeniden inşa edilmeye başlanmıştır. Artık Tanrı sizin kar edebilmenize, çıkarlarınıza katkı sunabildiği ölçüde var olacaktır. İngiliz Anglikan kilisesi bu anlayışın en güzel örneğini sunmuştur çünkü İngiliz kilisesi elite hizmet edebildiği ölçüde var olabilmiştir. İlahi vahye göre yaşamak artık önemli olmayıp, dinin insanın hazlarına, çıkarlarına göre yeniden düzenlenmelidir. Tanrı için insan, insan için tanrıya dönüşmelidir ve böylece felsefenin sekülerleşmesi hemen sonrasında din de elitin çıkarlarına uygun olarak rasyonalize edilir. Eğitim ve öğretim kitleselleştirilir. 

Üretilen artık ürünün satılabilmesi için talebin yaratılması gerekiyordur. Talep eden, talep edilmesi istenen şey için yeniden şekillendirilir. Üretilen malın satılabilmesi için insanların topyekun eğitimden geçirilmesi, bir standardizasyona tabi tutulması, bir hizaya çekilmesi gerekiyordur! Sanal bir değer olan paranın kullanıma girmesi ile birlikte (finans kapital), sanal taleplerin satılabileceği, satın alınabileceği borsasıyla medyasıyla birlikte ilk sanal dünya yaratılır. 

Dindar toplumlarda ya da Çin, Hint medeniyetlerinde verilen tarikat eğitimi ise kişinin kendi hakikatini tanıması, kendisinin elde ettiği hakikate uygun olarak geliştirilen bir hayat öğretisinin yaşanması söz konusu idi. Homo Economicus’un ortaya çıkması ile, tüm manevi değerlerinin, kavramların içinin boşaltılarak, talan edilmesi insanlığın tarihteki en büyük kırılma noktasıdır. 

Tüketimde sınır tanımamak; daha çok haz almak, daha çok para kazanmak, bunun için daha çok delice çalışmak… Hobbes’un “insan insanın kurdudur” sözü adeta bir kehanet gibi yaşadığımız çağda doğrulanıyor. Tüm dünya böyle bir cenderenin içine sıkıştırılmış durumda. Bu yüzdendir ki biz, bize dayatılan bu hayat şartlarının, yaşama biçiminin bağlamlarını, kaynaklarını bilmek zorundayız. Kaynağa, kökene inmenin en doğru yolu, bu yolda başvurulacak en doğru merci yine felsefe olacaktır. Yeniçağ yapay felsefesinden kaynaklı tüm negatif yüklemlerden kurtulup, ilkel felsefeye önyargısız bir şekilde yönelip bize zihnimizi açacak, fikri hayatımıza derinlikler katacak bir merci olarak başvurmalıyız. 

Descartes’e göre felsefe insanın medenileşmesi ve ruhunun zarafeti, hayvani tarafından ayrışması için gereklidir. Şöyle der: “İnsanın kendini sevk ve idare etmek için kendi gözlerinden istifade etmesi, şüphesiz ki gözü kapalı olarak başkalarının ardından yürümesinden daha hayırlıdır… Felsefesiz yaşamak gözü kapalı yaşamaktır…Yalnız hayvanlar durmaksızın vücutlarını besleyecek yiyeceği aramakla meşguldürler. Çünkü bütün işleri vücutlarını korumaktır…İnsanların temelli düşüncesi, ruhun gerçek gıdası olan bilgeliği aramak olmalıdır.” Yine Descartes’ e göre: ” Bir milletin fertleri ne kadar iyi felsefe yapar ise, o milletin de o kadar medeni ve incelmiş olacağına inanmak gerekir… Böylece bir millette mevcut olabilecek en büyük nimet, orada gerçek filozofların bulunmasıdır.”

Yazı devam edecektir.

Yazının ilk bölümü için tıkla: KAYBEDİŞ: İnsan bir akıl varlığıdır

Ahmet Turan Esin

-He is interested in theology, mysticism and philosophy. He publishes his writings on fikrikadim.com. He gives seminars and lectures.

-İlahiyat, tasavvuf ve felsefeyle ilgilenir. Yazılarını fikrikadim.com'da yayınlar. Seminer ve dersler verir.-

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.