Charles Robert Darwin ve HMS Beagle gemisi ile yolculuğu

21 mins read

Charles Robert Darwin ve HMS Beagle gemisi ile yolculuğu

Charles Robert Darwin (1809-1882), doğal dünyayı anlama şeklimizi; onun dönemi için devrimciden başka bir şey olarak tanımlanamayacak fikirlerle dönüştürdü.

Charles Robert Darwin kimdir. Hayati ve Evrim teorisi

O ve biyoloji alanındaki öncü arkadaşları, dünya üzerindeki yaşamın fantastik çeşitliliği ve bir tür olarak insan da  dahil olmak üzere kökenleri hakkında bize fikir verdi.

O gelmiş geçmiş en büyük İngiliz bilim insanlarından biri olarak kabul edilir, ancak zamanında radikal teorileri onu İngiltere Kilisesi üyeleriyle çatışmaya soktu.

Genç Charles Darwin

1809’da Shrewsbury, Shropshire’da doğan Darwin, küçük yaştan itibaren doğal dünyaya hayran kaldı. Büyürken hevesli bir doğa kitapları okuyucusuydu ve boş zamanlarını evinin etrafındaki tarlaları ve ormanlık alanları keşfetmeye, aynı zamanda bitki ve böcek toplamaya başladı.

1825’te Darwin Edinburgh Üniversitesi’nde tıp fakültesine kaydoldu ve burada bir çocuğun ameliyatına tanık oldu. O zamanki ameliyatlar anestezik veya antiseptik kullanılmadan yapılırdı ve ölümler yaygındı.

Bu prosedürü izlemek Darwin’i o kadar sarstı ki, kursu tamamlamadan derslerinden vazgeçti. Daha sonra ilahiyat okumak için Cambridge Üniversitesi’ne gitti.

Beagle yolculuğu

Kutsal emirleri almak için acele etmeden, 1831’de Darwin, HMS Beagle’da beş yıllık bir yolculuğa çıkma teklifini kabul etti.

Beagle gemisi
Beagle gemisinde yaptığı beş senelik yolculuk sırasında, zamanın meşhur jeoloğu Charles Lyell’ın ortaya attığı, geçmişteki jeolojik süreçlerin bugünkülerle aynı olduğunu savunan teoriyi destekleyecek pek çok gözlem yaptı ve iyi bir jeolog olarak ünlendi.

Cambridge profesörlerinden biri tarafından geminin kaptanı Robert FitzRoy’a doğa bilimci ve yardımcı olarak önerildi.

Yolculuk hem hayatını hem de Batılı bilimsel düşüncenin yörüngesini değiştirecekti.

Darwin uzak bölgeleri keşfetti ve bildiği dünyadan çok farklı bir dünyaya hayranlık duyarak; parlak mavi ayaklı kuşlarla, T şeklinde kafalı köpekbalıklarıyla ve dev kaplumbağalarla karşılaştı.

Aynı yolculukta, canlıların coğrafi dağılımı ve fosiller üzerine yaptığı dikkatli gözlemler sonucunda, türlerin birbirine dönüşümüyle ilgilenmeye başladı ve 1838’de doğal seçilim fikrini geliştirdi. Daha önce benzer fikirlerin “sapkınlık” olarak nitelendirildiğini ve bastırıldığını görmüş olduğundan, uzun süre fikirlerini en yakın arkadaşları dışında kimseye açmadı. Olası itirazlara güçlü cevaplar verebilmek için araştırma yapmaya ve kanıt aramaya başladı. 1858’de Alfred Russell Wallace’tan aldığı bir mektubu okuyunca, Wallace’ın da onunkine benzer bir teori geliştirdiğini anladı ve nihayet teorisini yayımlamaya karar verdi.

1859’da yayımladığı On the Origin of Species (Türlerin Kökeni Üzerine) adlı kitabı, canlıların ortak atalardan evrilerek çeşitlendiği fikrinin geniş kabul görmesini sağladı. Daha sonra yayımladığı The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex (İnsanın Türeyişi ve Cinsiyete Mahsus Seçilim) kitabında insan evrimini ve cinsel seçilim fikrini inceledi. The Expression of the Emotions in Man and Animals (İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi) adlı kitabında ise insanların ve hayvanların duygularını ifade ediş şekilleri arasındaki benzerlikleri ortaya koydu.

Doğal seleksiyon teorisi nedir?

Bugüne kadar, doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisi, bilim insanları tarafından dünyadaki yaşamın çeşitliliği ve karmaşıklığı için en iyi kanıta dayalı açıklama olarak kabul edilmektedir.

Teori, ‘en uygun’ bireysel organizmaların – çevrelerine en uygun özelliklere sahip olanların – hayatta kalma ve üreme olasılığının daha yüksek olduğunu öne sürmektedir. Bu özellikleri de yavrularına aktarırlar.

Yavaş yavaş bu özellikler bir popülasyonda daha yaygın hale gelir, bu nedenle türler zamanla değişir. Değişiklikler yeterince büyükse, tamamen yeni bir tür ortaya çıkar.

Seyahatlerinde Darwin, Galápagos Adaları‘nın çoğundan (Ekvador kıyılarında) ispinoz toplamıştı ve bu da fikrini formüle etmesine yardımcı oldu.

Aşırı çalışma, hastalık ve evlilik

Darwin, bir taraftan türlerin dönüşümü üzerinde çalışırken, bir taraftan da Beagle günlüklerini yayıma hazırlıyor ve Charles Lyell’ın fikirlerini destekleyecek bir Güney Amerika jeolojisi kitabı yazıyordu. Tüm bunların üstüne, bir de kendi getirdiği örnekler hakkındaki uzman görüşlerini içerecek geniş kapsamlı bir eser üzerinde çalışmaya başladı.

Sonunda bu yüksek çalışma temposuna dayanamayarak kalbinden rahatsızlandı. Eylül 1837’de doktor tavsiyesi üzerine çalışmalarına ara verdi ve Shaffordshire’da akrabalarının yanında kalmaya başladı. Kuzeni Emma Wedgwood da aynı evde kalıyor ve hasta bir akrabaya bakıyordu. Haziran 1838’e kadar Shaffordshire’da kalan Darwin, türlerin dönüşümü üzerindeki araştırmalarına devam ediyor, uzman görüşü almak için doğabilimcilerin yanı sıra çiftçiler ve güvercin yetiştiricilerine de danışıyordu. Bir taraftan da kuzeni Emma’dan hoşlanmaya başladığını fark eden Darwin, günlüğüne yazdığı notlarda evliliğin yararları ve zararlarını karşılaştırıyor, yarar hanesine “yaşlılıkta arkadaş olur … köpekten iyidir” gibi notlar düşerken, zarar hanesinde “kitaplar için daha az para” ve “korkunç bir zaman kaybı” gibi sakıncaları sayıyordu. Sonuçta evlenmeye karar veren Darwin, babasına da danıştıktan sonra Temmuz 1838’de evlilik teklif etmek için Emma’ya gitti, ama teklifi yapmaya cesaret edemedi.

Araştırmalarına Londra’da devam eden Darwin, türlerin dönüşümü konusunda çok önemli gelişmeler kaydetti. Thomas Malthus’un An Essay on the Principle of the Population (Nüfus Prensibi Üzerine Deneme) adlı yazısı Darwin için önemli bir esin kaynağı oldu. Malthus bu yazısında insan nüfusunun aslında çok büyük bir hızla (her 25 yılda ikiye katlanarak) çoğalma potansiyeli olduğunu, ama hastalık, savaşlar ve açlık sayesinde nüfusun kontrol altında tutulduğunu anlatıyordu. Darwin, aynı prensibin tüm organizmalara uygulanabileceğini fark etti. Tüm canlı türleri, mevcut kaynakların izin verdiğinden çok daha fazla yavru üretiyor, yavrular arasında “zayıf” olanlar çok geçmeden ölüyor, “güçlü” olanlar ise hayatta kalarak yeni yavrular meydana getiriyor ve kendilerini “güçlü” yapan özellikleri yavrularına aktarıyorlardı. Böylece türler nesilden nesile değişerek çevrelerine daha iyi uyum sağlıyorlardı. Bu teorisini ilk defa 28 Eylül 1838’de günlüğüne yazdı.

Kasım 1838’de nihayet Emma’ya evlilik teklif eden Darwin, Ocak 1839’da evlendi. Aynı ay içinde, Royal Society’ye (Kraliyet Cemiyeti) üye olarak seçildi. Darwin çifti, evlilikten hemen sonra Londra’ya yerleşti.

Doğal seçilim teorisinin yayımlanması

1856 başlarında Darwin, yumurta ve tohumların deniz suyunu aşıp canlı türlerini okyanus ötesine taşıyıp taşıyamayacağını inceliyordu. Arkadaşı Hooker canlıların değişmezliğine olan inancını sorgulamaya başlamıştı ama Darwin ve Hooker’ın ortak arkadaşı Thomas Henry Huxley evrim fikrine şiddetle karşı çıkıyordu. Lyell ise Darwin’in fikirlerini ilgiyle takip ediyor, ama sonuçlarını göremiyordu. Lyell, Borneo’da çalışmakta olan doğabilimci Alfred Russell Wallace’ın yazdığı bir makaleyi okuduğunda, Darwin’in fikirleriyle benzerlikler gördü ve Darwin’e bir makale yazması için baskı yapmaya başladı. Darwin Wallace’ı bir tehdit olarak görmediyse de bir makale yazmaya başladı. Makaleye ayrıntı üzerine ayrıntı eklemeye başlayınca, makaleyi Doğal Seçilim başlıklı uzun bir kitaba dönüştürmeye karar verdi. Kitap için Wallace dahil pek çok meslekdaşıyla yazışıyordu. Aralık 1857’de Wallace insanın kökenine değinip değinmeyeceğini sorduğunda, ona “önyargılarla çevrili bu konudan” uzak duracağını söyledi.

Haziran 1858’de Darwin kitabını henüz yarılamışken Wallace’dan bir makale aldı. Wallace bu makalede Darwin’in yıllardır kafasında sakladığı doğal seçilim fikrini anlatıyordu. Oldukça morali bozulan Darwin, makaleyi arkadaşları Lyell ve Hooker’a yolladı ve Wallace’ın seçeceği herhangi bir dergide yayımlanmasını rica etti. Darwin’in doğal seçilim fikrini Wallace’dan çok daha önce düşündüğünü ve uzun süredir bu konuda ayrıntılı araştırmalar yaptığını bilen arkadaşları, Darwin ve Wallace’ın makalelerinin 1 Temmuz 1858’de Linneaus Cemiyeti’nde (Linneaean Society) ortak bir sunumda okunmasına karar verdiler. Darwin, kızıl hastalığından hayatını kaybeden küçük oğlunun cenazesi sebebiyle bu sunuma katılamadı.

Teori Linneaus Cemiyeti’nde pek ses getirmedi. Darwin sonradan Dublin’li bir profesörden duyduğu tek bir yorumu hatırlayacaktı: “Teoride yeni olan her şey yanlış, doğru olan her şey ise eski.” Bunun üzerine Darwin, tüm enerjisini kitabını bitirmeye verdi ve On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or The Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life (Doğal Seçilim ile Türlerin Kökeni, veya Hayat Mücadelesinde Ayrıcalıklı Irkların Korunumu Üzerine) 22 Kasım 1859’da ilk defa kitapçılara dağıtıldı. Kısa sürede büyük popülerlik kazanan ve ilk baskısı tükenen kitap, doğal seçilim fikrini ayrıntılı gözlemlere ve dikkatli mantıksal çıkarımlara dayanarak savunuyor, bazı olası itirazlara da önceden cevap veriyordu. Kitapta insan evrimine doğrudan değinilmiyor, sadece teorinin “insanın kökeni ve tarihine de ışık tutabileceği” söyleniyordu. Giriş kısmında yazdığı bir cümle, Darwin’in teorisini basitçe özetliyordu.

Kitaba Tepkiler

Darwin’in kitabı çok bir ilgiyle karşılandı ve geniş kapsamlı bir tartışma başlatıldı. Darwin, kitaplarının ders konuşmaları sırasında izleyicilerle ilgili yayınları eleştirileri, ve karikatürleri kesip saklıyordu. Kitapta doğrudan ürün almayan “insanın hayvandan” iddiası, ana hedefiydi.

İngiltere Kilisesi’ne bağlı olan bilim adamlarına, ki insanlara Darwin’in eski öğretmenleri Adam Sedgwick ve John Henslow da dahildi, kitapa karşı tavırlarsa da pek çok genç doğacı kitaba olumlu tepkiler verdi. 1860’ta yedi Anglikan teolog tarafından yayınlanan Denemeler ve Eleştiriler adlı kitap, Darwin’in tasarımı için ve Kilise’den büyük tepki aldı.

Türlerin Kökeni üzerine en ünlü tartışma Haziran 1860’ta İngiliz Bilimi Geliştirme Derneği’nin Oxford’daki toplantısında. Oxford piskoposu Samuel Wilberforce Darwin’in kitabını küçümseyen bir konuşma yapınca akıllı Darwin’in deneyi Joseph Hooker ve Thomas Huxley’yi buldu. Huxley Darwin’i o kadar katı bir iddiadu ki o uygulandıktan sonra “Darwin’in buldogu” lakabı ile oynanır. Bu tartışma geliyoryla ilgili, Wilber bir hikayeye göre Huxley’ye “maymunne tarafından mı tarafından mı?” diye sorunca Huxley, “birikimini ön yargı ve yalanlara için kullanan kültürlü bir hizmetsa maymundan gelmeyi tercih etmek için” dedi.

Darwin, sağlıklı okunamayan bu konuşmaları takip ediyor, yazışmalar üzerinden daha çok destekçi okuyucuları. Darwin’i projelendirilen bir savaşan Thomas Huxley, Charles Lyell ve Joseph Hooker, Richard Owen’in liderliğindeki rakip gruptaki mücadeleyinca 1864 Darwin’e kraliyet Cemiyeti’nin Copley Madalyası.

Kısa olan ve pek çok dile çevrilen türlerin kökteni gelecek yeni meraktan kullanmak için Avrupa orta sınıftan en çok kullanım için yeni bir meraktan kullanım olacak. Zamanının sosyal akımlarını doğrudan ya da normal olarak son derece uygun bir parça hâline geldi.

Ölümü

Hristiyan inanışına olan bağlılığını yitiren ve bir agnostik (bilinemezci) olan Charles Darwin 19 Nisan 1882’de öldüğünde, ailesi onu bölgedeki bir kilise avlusuna, çocuklarının mezarlarının yanına gömmeyi düşünüyordu. Ne var ki, aynı düşünceyi paylaşmayan bazıları çarçabuk harekete geçerek, önde gelen bilim insanları ve hükûmet üyelerini ikna çalışmasına girişti. Amaçları, bu kişileri bir araya getirip Britanya’nın ünlü kilisesi Westminster Abbey’nin başrahibinden Darwin’in buraya gömülmesini rica etmelerini sağlamaktı. Başrahip George Granville Bradley, “gerekli onayın canı gönülden verileceği”ni bildirdi. Böylece Darwin, 26 Nisan günü öğleden sonra Westminster Abbey’ye gömüldü. Tabutunu taşıyanlar arasında eski dostu botanikçi Joseph Dalton Hooker, yazılarıyla Darwin’i kendi kuramını yayımlamaya yönelten genç doğabilimci Alfred Russel Wallace ve ABD’nin Birleşik Krallık büyükelçisi James Russell Lowell da vardı. Darwin bu kilisenin “Bilginler Köşesi” olarak bilinen bölümünde, Sir Isaac Newton’un gömülü olduğu yerin birkaç metre ötesinde ve astronom Sir John Herschel’in yanı başında yatıyor. Darwin, yeryüzündeki canlı türlerinin değişimini betimlemek için “gizemlerin gizemi” tanımlamasını ortaya atan büyük filozof Herschel’e, Türlerin Kökeni kitabının girişinde göndermede bulunmuştu.

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.