“Ah Güzel İstanbul” bir kaybedişin hikayesi

Ah güzel İstanbul AfişSadri Alışık’ın baş rölünü oynadığı “Ah Güzel İstanbul” filmini sanırım 9-10 defa seyretmişimdir. Her seyrettiğimde Osmanlı’nın son dönem İstanbul yalılarında yetişmiş bir beyfendinin batılılaşma ve modernleşme sürecinde yaşadığı o buhranı, değişen kültürel hayat karşısında adım adım kaybedişini kendi kaybedişimizle özdeşleştirmişimdir

Evet belki Haşmet”in kaybettiği servetin ve mazide kalan bir imparatorluk kültürünün yeni cumhuriyetle birlikte nasıl yeni elitlerce tarumar edildiğini görerek hicrana sürüklenmedik ama bizim de kaybettiğimiz çok şeyin var olduğunu biiyorum. Anadolu çocuklarının 80’li yıllarda değişmeye başlayan Türkiye’nin ve bu değişimle birlikte merkeze doğru yavaş adımlarla ilerlediği zamandan; siyasal iktidarın merkezine yerleştiği bugüne kadar kaybedilelerin bir gün filmini çekecek cesur insanlar çıkacaktır diye de düşünüyorum.

Evet, usta oyuncu Sadri Alışık’ın oynadığı hemen her filmi tutkuyla, zevkle izleyen bir hayranı olarak öncelikle şunu söylemem gerekir ki Sadri Alışık, bir oyuncu olarak filmin karakteri hep kendisidir.  Yani ne demek istiyorum; Sadri Alışık her filmde sadece Sadri Alışık olduğu için karakter inanılmaz etkileyicidir. Filmin karakteri ister Haşmet ya da Pilot Osman yahut Turist Ömer olsun hiç farketmez. O hep Sadri Alışıktır ve onun zengin kişiliğinin, karakterinin bir parçasıdır zaten. Ve o nedenle filmin karakteri inanılmaz derece harika canlandırılmıştır.

Ah Güzel İstanbul, yeni kurulan cumhuriyetle, toplumun, kültürün, kentin, modernleşme, batılılaşma hikayesini; evinden kaçarak meşhur olmak isteyen Ayşe’nin omuzlarına yükler. Ayşe arzu ettiği şöhretin, kentin, konforun kendisinden neler alacağını bilmeden bunları istemektedir. 60’lı yılların yeni sanayileşme dönemleri; işçi sınıfının oluşmaya başladığı dönemlerin ailesine mensuptur Aişe. O bir işçi kızıdır. Kendini sahipsiz hissettiği o ortamdan kurtararak şöhret ve servetle buluşmak istemektedir. İşçi çocuğu olmak hem fakir olmaktır hem sahipsiz; “Evde bir boğaz eksildi, gitmemden mutlu olmuşlardır” der.

Haşmet ise yıkılan, kaybeden geleneğin temsilcisi olarak ortaya çıkan bir karakterdir. Osmanlı Paşası dedelerinden kalan son yalıyı da kaybederek onun kenarına kondurulmuş küçük bir ahşap kulübede yaşamaktadır; “Kulübeyi Ahzan” der oraya. Evet ne de olsa o kadar kaybedilmişliğin arkasında kendisine kala kala mazinin yükü ile sırtında oluşan hüzün…

Filmde dikkatimizi çeken en önemli detaylardan biri mahalle kültürüdür.  Ne de olsa günümüz de olduğu gibi sınıfları birbirinden ayıran siteler daha kurulmamıştır. Zengini, fakiri, sanatçısı, esnafı hep aynı mahallededir.  Haşmet’in mahalleden dostları eski bir aktör, balıkçı, mahalle bakkalıdır ama yine aynı mahallede iki fakülte bitirmiş Leman Hanım, han hamam sahibi Belkıs Hanım gibi kişilerin oturuyordur.

Değişen kent, İstanbul, yıkılan yalılar yerine beton binalar ve o binalara taşınmanın hayalini kuran insanlar. Filmde bunu Ayşe’nin tanıştığı genç zengin adam, Haşmet’in kulübesine virane der ve Ayşe gibi saraylara layık bir kabiliyetin bu kulübede sürünmesine gönlü razı olmadığını söyleyerek, ona en kısa zamanda bir kat alıp, dayayıp döşeyeceğini söyler. Ayşe şöhreti yakaladığında kendine uygun yer olarak Hilton otelini seçer…

Osmanlı dönemi geleneksel değerler ile cumhuriyetin temsil ettiği çağdaşlaşma ve modernleşme arasındaki çekişme bariz bir şekilde filmde anlatılmaktadır.  Cumhuriyet elitleri ile zenginlerin batılılaşma olgusu olmazsa olmazlarıdır. Bunu topluma kabul ettireceklerdir gerekirse tepeden bu gerçekleşmelidir.

Haşmet’in eski tanıdığı bir ahbabı ve onun arkadaşları toplumsal bir deney için Haşmet’in uğrak yeri olan meyhaneye gelirler. Geliş sebeplerini halka doğruyu iyi öğretmek olarak belirtirler. Yabancı pop bir plağı meyhaneciden pikaba koymasını rica ederler, ancak sonrasında yaşanan olaylarda meyhanedekiler bu müzikten hoşlanmazlar ve ortalık karışır. Modern müzik onların düşündüğü gibi halk tarafından benimsenmemiştir.

Ama bütün bunlara rağmen toplum değişmektedir. Her ne kadar Haşmet geleneğin savunucusu olsa da bu değişim rüzgarına dayanamaz. Çok sevdiği Ayşe için değerlerinden taviz verir. Onun şöhret olma arzusu için Şehnaz Longayı modern ezgiler ve toplumsal mesaj veren sözlerle süsleyip Ayşe için bir yeniden düzenler.

Şarkı tutar ve Ayşe arzu ettiği san, şöhret ve servete kavuşur. Oysa Haşmet seyircinin onları kendileriyle dalga geçtikleri için pataklaması gerektiğini düşünür.

Haşmet kaybetmiştir. Ayşe’yi de kaybetmiştir. Ama yine de Haşmet geleneğe olan bağlılığı ile son umutlarını kaybetmemek ister. Ama ne olursa olsun savunduğu değerlerden taviz vermez. Ayşe’nin birgün bu yaptığı hataları, değişen dünyanın sandığı kadar güzellik, mutluluk getirmeyeceğini anlayacağı zamanı bekler.  Ama moderne karşı kaybetmiştir. Sandal sahnesinde “Haşmeti harcadım Haşmeti” diyerek bunu ifade eder.

Ah Güzel İstanbul ‘un finalinde her ne kadar geleneğin,, değerlerin kazandığı gibi bir fikir düşünülse de aslında kazanan sevgidir.

1950-60’lı yılların Türk sineması toplumsal sorunlara değinen sinematografi ve senaryo bakamından harika bir dönemdir. Metin Erksan Halit Refiğ, Ömer Lütfi Akad bu dönemde toplumun sorunlarına eğilmiş kendine set olarak sokağı, şehirleri, köyleri seçmiştir. Ömer Lütfi Akad’ın deyimiyle kamerayı kapıp sokağa çıkmışlardır. Peki ya bugün….

 

Senaryo: Safa Önal, Ayşa Şasa’nın

Yönetmen: Atıf Yılmaz

Başroller: Sadri Alışık ve Ayla Algan

Sadri Alışık:————— Haşmet İbriktaroğlu
Ayla Algan:—————  Ayşe Goncagül
Handan Adalı:————- Belkıs hanım
Ahmet Turgutlu:———– Bekçi
Feridun Çölgeçen:——— Şefik
Diclehan Baban: ———–Zambak Düriye
Ahmet Kostarika
Asım Nipton
Erdal Özyağcılar:———–Gazeteci Cengiz
Ahmet Danyal:————–Topatan Halil
İhsan Yüce İbrahim
Bilge Zobu Şakir
Muzaffer Yenen
Güngör Denizaşan
Hakkı Haktan
Lütfü Engin
Saadet Eliaçık
Uğur Say
Yusuf Çağatay
Aydan Erkmen

Yandex.Metrica

Siz de görüşlerinizi yazın bize desteğinizi hissedelim...

%d blogcu bunu beğendi: