Şöhret Dediğin: Ferdi Özbeğen

Şöhret Dediğin: Ferdi Özbeğen

Ferdi Özbeğen, 1977’de “Ferdi Özbeğen’le 45 dakika” isimli albümüne yansıttığı otel salonlarında oluşturduğu “eğlendirici piyanist” tarzı büyük ilgi görmüş, taverna müziğini kitlelere taşımıştır. Piyanoya hem doğu hem batıdan melodiler katarak müziğe yeni bir tarz katmıştır. O yıllar Ferdi Özbeğen’in getirdiği ivmeyle taverna müziği altın çağını yaşamaya başlar. Aslında tarihsel ve sosyolojik açıdan daha derin incelenmesi gereken bir konu. Bir nesil bu müzikle yaşadı ve farklı varyasyonlarıyla devam ediyor. 

Şöhret Dediğin: Ferdi Özbeğen

Ferdi Özbeğen’in hayatı da müziği gibi ortada bir yerdedir.Orta sınıf bir ailede yetişmiştir. Bir yandan özel okullarda kalbur üstü çocuklarla okur bir yandan ailesi çok da zengin değildir. Ortadaysan ne o yandan ne bu yandan olursun. Her yandan bir şeyler karıştırıp  yeni bir şeyler ortaya koyarsın. İşte Ferdi Özbeğen ne bir fabrikatör veya yönetici olmuş zaten ailesi zengin değil ne de kendi imkanlarıyla yapabileceği ve aslında çok istediği bir diplomat olmuş. Kendi halinde bir işçi veya esnaf da olmamış. Bir piyanoya takılıp kendisinin ve müzik dünyasının kaderini değiştirecek bir yola koyulmuştur. Bunda elbet dört yaşlarında  esnaf komşularının sergiledikleri piyano dükkanına kaçıp vakit geçirmesinin çok önemli payı vardır. İlk altı yaş kaderimizi belirler, bilimsel gerçeğinin bir örneği olabilir. 

Çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği İzmir’e de değinmek gerek. Ferdi Özbeğen, İzmir’in ülkenin diğer yerlerinden hep bir adım önde olmasına vurgu yapıyor. Günümüzde teknolojik gelişmelerle artık önde olan şehir kavramı, önemini kaybetti. Artık herhangi dağın başında her şeyden haberimiz oluyor ama 1960’larda İzmir gibi şehirler parlayan yıldızlar gibiydi. Bütün ilkler oraya gelir ve orada parlar, taşrada bu parıltıların etkileri tamamen bir şehir efsanesine dönüşürdü. İzmir’in yıldızı, İzmir Fuarı’yla en zirveye çıktı. Ama fuar furyasından sonra her zirve gibi aşağı inmeye başladı. Tabi bunda değişen siyasi ve ekonomik kültürün etkisi vardir. Kısacası Ferdi Özbeğen’ in o dönemlerde İzmir’i önde görmesi, abartılı ve yanlış bir durum değil aksine beklenebilir bir çıkarımdır. 

Ferdi Özbeğen müziğe akordionla başlar

Ferdi Özbeğen küçük yaştan itibaren müzik tutkusuyla yanıp tutuşan bir çocuk değildir. Müzik o yıllarda küçük demek ki etkili dokunuşlar yapar. Küçük yaşta piyanonun tuşlarına dokunmuştur, lise yıllarında yine müzikle ilgili çalışmaları vardır. Konserleri takip eder fakat bunlar anladığım kadarıyla çok da baskın değil. O yıllarda akordiyon çalarak bir başlangıç yapıyor. Hayali ise bir diplomat olmak. İngilizce öğrenmeye çalışıyor ve okul birliklerinde öne çıkıyor. Lise bitip hukuk sınavları için İstanbul’a geliyor. Hukuk sınavını kazanıyor. Hayat ne ilginç… O anda yapilan tercih hayatını değiştirecek.  Hukuk okuyup ilerde bir diplomat olsaydı ilk eğlendirici piyanistimiz kim olacaktı? Hukuku kazanıyor ama iktisat okumadan bunun işe yaramayacağını söylüyorlar çevresindeki insanlar. Allah razı olsun çevresindekilerden. Yoksa biz onu nasıl dinlerdik?

Bu gibi etkilerle ilk önce iktisat okumaya karar veriyor. Veriyor vermesine ama iktisatta işler iyi gitmiyor. Matematikle arası iyi değil ve bu durum Ferdi Özbeğen’i müziğe kanalize ediyor. Tabi zirveye gelebilmesi için çok aşamadan geçmesi gerekiyor. Matematikten dolayı okulu okuyamıyor. O sıra babası vefat edince okulu tamamen bırakıp  İzmir’e dönüyor. Para kazanıp annesine bakması gerekiyor. Yapabildiği tek şeyse müzik. Böylece müzikle ciddi anlamda bir bağ kurmaya başlıyor. İlk önce pavyonlarda çalmaya başlıyor. Oradaki çalışma hayatının zorluklarını görüyor. İlk yıllarına baktığımızda daha çok küçük orkestralar kurup piyanist durumunda. Solist yönü ağır basmıyor.

İzmir’deki başlangıçtan sonra çoğu müzisyen gibi İstanbul’a geliyor. Amacı diğerleri gibi şöhret olmak değil. Kendi ekmeğini kazanmak. Ama bu iyi müzik yapmadığını göstermiyor. O aldığı eğitimle ve terbiyeyle elinde olanları en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Bunu yaptığı için Ferdi Özbeğen oluyor zaten. Cebinde parası yok, bir orkestrası yok ama Hilton Otel’e girip müzik direktörüne, bir grubu olduğunu ve kendileri dinlemelerini istediğini, söylüyor. Bu cesaretinde İzmirli girişimci ruhunun payı var, sanırım.

Sadece bir müzisyen arkadaşı var yanında ama o da bu yaptığından dolayı onu boğmayı düşünüyor. Ferdi Özbeğen’in bu davranışı sadece bir cesaret örneği değil bir girişimciliktir çünkü birkaç günde başka müzisyenler buluyor ve provalara başlıyor. Yalnız bulduğu insanlar hem göze hem kulağa hitap ediyor. Hilton’a uygun tipleri bulması sadece acemi bir cesaretten kaynaklanmıyor. İşe uygun davranma potansiyeli var. Bu arada dayısının boş evini prova için kullanıyorlar. Hayatında işini kolaylaştıran insanlar ve durumlar olduğunu kendi belirtiyor. 

Hilton’da işe kabul ediliyorlar. Burada kendi tarzının ilk kıvılcımları görülüyor. Yeni kurdukları orkestra ilk gösteride birkaç parçadan sonra tıkanınca o güne kadar Hilton’da hiç yapılmayan bir şey deniyorar. göbek havaları, kasap havaları çalmaya başlıyorlar. Kısa ve şaşkın bir duraksamadan sonra pist dans edenlerle dolup bahşişler havalarda uçuşunca Ferdi Özbeğen sanırım bu yolda gitmenin kendisi için doğru yol olduğuna karar vermiştir. Otellerde orkestra şefi ve piyanist olarak görev yapar, yetenekli müzisyenlerle çalışır. Orkestrası dağılınca tek başına piyanist olarak devam eder. Yavaş yavaş kendini gerçekleştirmeye yaklaşıyordur. Otellerde program yaparak İstanbul’da adını duyurmaya başlar ama hala solist olma, şöhret olma düşüncesi yoktur hatta kendine plak yapma teklifi geldiğinde, “Kim dinler ki?” diye düşünür ama düşündüğü gibi değildir.

O zamanlar ülkede sosyo-kültürel ortamın tam onun yaptığı müziğe ihtiyacı vardır. Biraz okumuş, bir yerlere gelmiş, fakirlikten kurtulmuş Anadolu insanı, hem batı hem doğu ezgileri taşıyan bu müziği sever. Koca bir orkestra olmadan sadece bir piyanoyla duygulandıran, hüzünlendiren, bir yandan neşelendiren, göbek attıran bu müzik tutulmuştur. Solist, hem çalar hem dinleyicileriyle canlı bir iletişim kurar.  Müzikte yeni bir tarz oluşmuştur Ferdi özbeğen’le. Bu tarzdan daha sonra Ümit Besen, Cengiz Kurtoğlu, Arif Susam gibi bir çok sanatçı yol bulup ilerleyecektir. İşletmeciler için de bu yeni tarz müzik, ekonomiktir. Bir solist bir klavye ile iş hallolur. Orkestralara para harcamaya gerek kalmaz. 

Ferdi Özbeğen 80′ li yıllarda müzik piyasasına damgasını vurur. Ödüller alır

80’lerde artık gazino kültürünün tahtını taverna kültürü almıştır. Ferdi özbeğen’in de ummadığı şekilde plakları yok satar. Ödüller alır. 80′ li yıllarda müzik piyasasına damgasını vurur. Üst üste çıkardığı albümler büyük ilgi görür. Ferdi Özbeğen, bu başarıyı sadece kendine yormuyor. Doğru ve kaliteli insanlarla çalışmanın sonucu olarak görüyor. Yapımcısı Yaşar Kekeva, aranjmanı Osman İşmen, söz yazarı Ülkü Aker’le gelen bir başarı bu. 50 yıllık müzik hayatında 30 albüm, 400 kadar kayıtlı şarkı, bir çok ödül… Hala dinlenen bir sanatçı oluyor… 

Neden mazide kaldı ama unutulmadı Ferdi Özbeğen. Piyanoyu seçkinlikten bizim aramıza indirdiğinden olabilir mi? Piyano sesi artık ilk aşkların, hüzünlendiren geçmişin müziği oldu. Bir yandan göbek attırıp , halay çektiren, neşelendiren müzikti… Hayatın her halini yansıttığı için kabul gördü ve Ferdi Özbeğen bunu ilk başlatan olduğu için unutmadık. Ümit Besen, bizi okul yoluna götürmeden, nikah masasına çağırmadan önce Ferdi Özbeğen vardı. Eski mahallerimizi hatırlatır. O mahallede kalan eski komşuluklari, sohbetleri, aşıkları… Mahalle aşıklarının buluştuklari kuytu köşeleri. Ferdi Özbeğen’in sesi iş çıkışı çarşıdan geçerken bir kasetçide duyulurdu. Ya da bir lokantada döner yerken. Akşam üstü merdivenlerde birikmiş kalabalığın sohbetlerine eşlik ederdi ya da boş sokaktan geçerken efkarlı bir evin penceresinden gelirdi. 

Bir zaman makinesi olsa  Ferdi Özbeğen’le nerede olmak isterdim. 1980’lerde furya halinde yaptığı Şan Tiyatrosu konserlerinde… O havayı solumak, o şarkıları dinlemek eşsiz olurdu. Ferdi Özbeğen bir senfoni orkestrasıyla konser vermeyi kendi teklif ediyor. Ama Şan Tiyatrosu sahibi, bu konserlere çok sıcak bakmıyor. Ferdi Özbeğen’se bu konserleri sadece idealini gerçekleştirmek için yapıyor. Para almıyor; bilet fiyatlarını da işçisi, memuru gelsin diye, çok ucuz tutuyor. Dekor yapılmıyor, siyah fon üzerine Ferdi Özbeğen yazılıyor sadece.

Masraftan kaçınılan bu konserler patlıyor ve bir diziye dönüşüyor. Burada Ferdi Özbeğen’ in bir takım taktikleri denediği görülüyor. Prova yaparken orkestraya gerçek performansını yansıtmıyor. Konser başlayınca enerjisini ortaya çıkarıyor ve kendi tarzını gösteriyor. Orkestra buna hem şaşırıyor hem de seyircinin ilgisini görünce, onlar da gaza geliyorlar. Ayrıca Avrupa’da gittiği konserlerden gördüklerini burada deniyor. Gösterinin başında seyirciyi karanlıkta karşılayıp ilk önce orkestraya  çaldırıp onları alkışlattırıyor. Sonra kendi bir loş ışık takibinde çıkıp ilk şarkısını söylüyor. 

Ferdi Özbeğen, hep ilkleri gerçekleştiriyor. İlk eğlendirici piyanist, ilk senfoni orkestrasıyla konserler, ilk krom kaset (bu kasette, ses kalitesi daha iyi), ilk elektronik org ( ülkeye bayağı tuzlu fiyata getirtmiş) ilk master cd (eski şarkılarının orjinal hali yeni soundlarla tekrar harmanlaniyor)… İlk eğlendirici piyanist, kazandığı parayı kendi müziğini geliştirmek için harcamış ve her seferinde daha iyisini yapmak için yatırım yapmış. En iyi müzik adamları ve yapımcılarıyla çalışmış. Böylece müziğin gelişimine de katkı da bulunmuş. 

Hayatında ilginç bir ayrıntıda askerliğini Sivas’da bir köy okulunda öğretmen olarak yapması. Kent insanı olarak köyün zorluklarını da görüyor. Köy çocuklarını elinde geldiğince eğitiyor. Bu deneyim onun için farklı bir yere sahip. Belki de diplomat olamayıp idealize ettiği devlete hizmeti burada ufak da olsa gerçekleştirmek, köy çocuklarının hayatlarına dokunmak onun için kıymetli bir görev haline geliyor. Yıllar sonra İstanbul’da  genç bir kadın yolunu kesiyor. Meğer Sivas’daki öğrencilerden biri okumuş, akademisyen olmuş ve ona teşekkür ediyor. Ne sevindirici… Hiçbir emek boşa gitmiyor bu hayatta…

Mazide kalan ama unutulmayacak olan Ferdi Özbeğen’e şimdi yanımda olsa ne demek, isterdim. Bir röportajında kendisinin piyanist olarak anılmamasını, bir Fazıl Say olmadığını, belirtiyor. “Evet akademik ve entelektüel anlamda  Fazıl Say gibi bir piyanist değilsin. Fazıl Say’ımızda büyük bir değer, dünyaca ünlü. Bir lafımız asla olamaz ama Ferdi Özbeğen, sen bu halkın bir dönemine damganı vurdun. Sen elit konserlerde değil, çarşıda, pazarda, mahallemizdeydin…Sen aşıkların kalbinde, gözyaşlarında, dillerindeydin…Sen bize çok yakın, bizim içimizdeydin. O yüzden sana göre çok iyi piyanist olmamanın, bize göre bir önemi yok.” demek, isterdim. 

Ağla halime, piyanonun bir bakıma ağladığı, insanın geçmişinin bir film şeridi gibi geçtiği bir şarkıdır. Bir şeyler boğazına düğümlenir gibi hissederseniz. Keşke her düğümlenme, bu şarkının verdiği duyguyu verseydi. 

Dilek Taşı’nın, bence en güzel yorumcusudur. Sözleri kadar ezgileri de mükemmeldir. Eski kavuşamayan aşıklar deyince Dilek Taşı ilk akla gelen şarkılardandır. Eski aşıkların acemiliğini, geçmişe özlemi,  çekilen acıları yansıtır. 

Büklüm büklüm, sözleri daha derin ve incedir. Bunda  Sezen Aksu’ya ait olmasının etkisi var. Yine geçmişe özlem, yine bir hüzün, ama bu şarkıda bireysel sorgulamalar daha ön planda… 

Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım, Ferdi Özbeğen piyanosuna  en yakışan, Türk sanat müziği rüzgarları estiren şarkı. O zamanların naif, utangaç, çilekeş aşklarını yansıtan özel bir şarkı…

Tatatam! Yok yalan deme… Tango esintileriyle buğulu bir hüzün… Gülmek için yaratılmış gözlerin yaşları, sevmek için yaratılmış kalplerin boşluğu, müziğin ritmiyle ancak bu kadar güzel buluşturulur

Yazar: Esen Güney

Kaynak: Şöhret Dediğin / Yazar: Ali Rıza Türker.

Ferdi Özbeğen Hayatı, Ferdi Özbeğen Kimdir, Ferdi Özbeğen Müziği

 

Yandex.Metrica

2 Comments

  • Avatar Ferdiozbegen.official

    Bir eserin, bütün insanlık için yararlı olması için, iyi ve kötüyü ayırması, güzel ve anlaşılabilir olması gerekmektedir. Müzik ancak, belli bir sınıf için değil, büyük kitleler için yarar sağladığı zaman, sözü edilebilir bir değere ulaşsın. Sesinin mükemmelliğinin yanı sıra gerek karakterinin olgunluğu, gerek giyim kuşamı, gerekse de dinleyicilerine olan saygısı ve alçak gönüllülüğü ile sanatçı/sanatkâr sıfatlarının içini gerçek mânâda dolduran bir insandı. Ruhu huzurlu olsun. Sizinde Hayat sevginiz, en yüksek umudunuza beslediğiniz sevgi olsun, en yüksek umudunuz da en yüksek hayat düşünceniz olsun. Sağlıcakla kalın. Andığınız ve yaşattığınız için teşekkürler.

    • Esen Güney Esen Güney

      Saygıdeğer sanatçımızin ruhu şad olsun… Yazdıklarımız sadece bir hatırlatma değil ayni zamanda yaptıklarına duyduğumuz saygı ve verdiğimiz değerdir. İnşallah youtube videosunu da hazırlayıp yayınlacağız. Çok teşekkürler… İyi akşamlar…

Siz de görüşlerinizi yazın bize desteğinizi hissedelim...

%d blogcu bunu beğendi: