Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel’i

37 mins read
2

Türk siyasi tarihinin en uzun soluklu siyasetçilerinden biri olan Süleyman Demirel, yedi kez başbakanlık koltuğuna oturdu, iki kez ordunun müdahalesiyle iktidarından indirildi. Uzun siyasi kariyerini, ülkenin 9. Cumhurbaşkanı olarak tamamladı. Cumhurbaşkanlığı Döneminde 28 Şubat Post-modern darbesi onun himayesinde gerçekleşti. 17 Haziran 2015’de Ankara’da vefat etti.

fikrikadim.com olarak Süleyman Demirel’in sağ siyasetteki yeri üzerine bir dosya söyleşi hazırladık. Siyaset, akademi ve yazı dünyasından isimlere Süleyman Demirel’in “Türk siyasi hayatına etkisini ve Demirel sonrası sağ siyasetin nereye evrildiğini” sorduk. Aldığımız cevaplar hakkında öncelikle şunu söylemeliyiz; her katılımcının verdiği cevap diğer katılımcı tarafından bilinmediği halde sanki birbirlerinin yorum ve analizlerine yanıt veriyor gibiler. Her biri farklı bir Süleyman Demirel analizi yapıyor. Her birinin farklı bir Süleyman Demirel’i var. Bu sanırız Demirel’in siyasi hayatımızda ortaya koyduğu politik portreye uygun bir durum. Süleyman Demirel’in siyaset hayatımıza etkisini gösteren en önemli olgulardan biri… Buyrun her birimizin  farklı Süleyman Demirel’ini okuyalım…

Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 1
Süleyman Demirel, 1962 yılında dönemin ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson ile beraber

 

Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 2
Siyaset adamı. 
1984 ve 1989’da RP’den iki kez Şanlıurfa Belediye Başkanı seçildi. 1991’de belediye başkanı iken RP’den Şanlıurfa Milletvekili seçilerek Meclise girdi.

İbrahim Halil Çelik: ‘Türkiye’de seçimlerde Kuran’ı öpüp Nurlu Demirel, İngiltere Londra’da “Kuran’ın panzehiri benim” diye bilecek kadar  alçalan bir politikacıdır.’ 

Hayati kardeşim ; 
Sorduğunuz sorunun cevabı biraz ağır olacak. Zira hep istismar edilmiştir Anadolu’nun insanı ve dışarıdan ithal edilen insanlardan çektikleriyle doludur tarihimiz. Saadettin Bilgicin karşısına bir günde çıkarılmış “Morisson Süleyman”dır kendisi. DSİ Genel müdürlüğüne Arizona Kolorado’da çalışırken getirilmişti. Hatta Fehim Adak , Korkut Özal ve Recai Kutan’ın Fırat nehri üzerindeki baraj gerdanlıklarının başarılarına bile konmuş suni bir kahraman  ve şeddeli bir demagogdur. Hayatta kalan son şahit Recai Kutan ağabeye Demirel’i sormanız daha isabetli olur sanırım. Bu Faslı diğer…

Bana göre Demirel, Türkiye için tam bir siyasi kayıptır. Cıvata sıkmakla ve  ithalatla oyaladı otuz beş yıl  bu ülkeyi. Popülist, günü  kurtarmaya çalışan ve  insanları iyi uyutup onları kullanan iyi bir demagogdur. Türkiye’de seçimlerde Kuran’ı öpüp Nurlu Demirel, İngiltere Londra’da “Kuran’ın panzehiri benim” diye bilecek kadar  alçalan bir politikacıdır. Bunu o gün  mecliste yüzüne karşı tüm Türkiye’nin önünde haykıran adamım…  Altı sefer, sadece şapkasını alıp giden ve yedinci sefer gelen  ama sekizinci seferde de 28 Şubat darbesiyle ikbalini  garanti altına alan adamdır.  Askeri davet eden  Demirel’dir. Salonda konser izlerken şapkasıyla gerçek laiklik ve demokrasi  budur diyen adamdır. Asker, silahlı piyondu…

Yargı,  meclisteki partiler, sarı sendikalar ve gayri milli basın hep birlikte Türkiye’yi gerek siyasi ve gerekse ekonomik yönden düzlüğe çıkaran Refah-Yol Erbakan hükümetini düşürmek için çalıştı.  Gerçek darbeyi Demirel ve şürekası  yaptı. Elli milyar doları iç edip bankaların içini boşalttılar. Beşli çete sendikacılarla o günün piyon siyasilerini bu millet unutmadı. Milli görüşün lideri Erbakan onun ciğerini iyi bilirdi. Ben de iyi bilirim… Asıl adı Süleyman Sami Domaksızoğlu olan otuzüç derece masondu. Erbakan hocaya ve bize kurduğu tuzağı hep birlikte yaşadık. Bu mevzuu kitaplık bir mevzuudur. Ecevit ondan daha çok yerli ve dürüst bir siyasetçi idi. İmam Hatip okullarını Ecevit’in ortaklığında açmışızdır. Ecevit verdiği  sözden asla çark etmeyen yiğit bir insandı. Demirelin hiç bir sözüne güvenilmezdi. Hemen kıvırır “dün dündür bugün bugündür” derdi. Senelerce montaj sanayii teşvik etti durdu. Özal ile Türkiye bir ivme kazandı. Milli ağır sanayi hamlesi  bizimle başladı. Şimdi de bunun semerelerini görüyoruz.

Türkiye’de siyaset çetelerin vesayetinden kurtulunca halkına ve ülkesine yararlı olmaya başlamıştır.

Sağ siyasetçiler devrim yapamaz. Fikirde, sanayide ve ekonomide ancak inancı ve davası olanlar yapar. Bizim bir sevdamız ve davamız vardı. Anadolu’nun gariban insanını refaha ve huzura kavuşturmak bizim amacımızdı. Bunun önünü kesti Demirel. Şimdi herkes yaptığının hesabını hem tarih önünde hem de ahirette veriyor. Sağ siyaset ise  milliyetçi bir evreye girmiş ve tehlikeli seyretmektedir. Oysa bugün ülkede herkesin eşit ve adil bir birlikteliğe ihtiyacı vardır. Adalet birgün herkese lazım olacaktır. Şimdilik bu kadar yeter sanırım. 28 Şubatın siyasi ayağı ,sendika baronlarıyla ve basın ayağı yargılanmadı bu ülkede. Selam ve dualarla…

 


Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 3
Prof Dr. NİLGÜN ÇELEBİ. Toplumbilimci. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

Prof Dr. NİLGÜN ÇELEBİ ‘Mevcut Sağ Siyaset toplumun fay hatlarının gerilimini artırmanın ilmi-siyaset olduğunu sanmakta.’

S.Demirel ilginç bir kişilikti. Turkiye’yi bir yandan gererken bir yandan dengeledi. Denge ve gerilim ustasıydı. Mc’lerle ülkeyi gerdi ama aynı anda sağ oyları dengeledi. Askerlerle gerilim yaratmadı ama CHP ile, Ecevit döneminde, 1980 öncesinde gerilim yarattı. Dış ilişkilerde hiç gerilim yaratmadı. Türkiye’nin sorunu belki de şu sahte özcü sağ sol ayrımını sonlandıramamasıdır.

Mevcut Sağ Siyaset toplumun fay hatlarının gerilimini artırmanın ilmi-siyaset olduğunu sanmakta. Denge durumu geçici imiş, aslolan gerilim imiş gibi düşünülmekte. Oysa devinim demek gerilim demek değildir. Denge de atalet, hareketsizlik demek değildir.

 


Prof Dr. Hasan Boynukara ‘Sürüye sahip çıkacak yetenekli ve zeki bir adam bulunmuş, sevk ve idareyle görevlendirilmiştir.’

Üniformalı faşizmi yumuşatma konusunda etkin bir rol oynadığı kanaatindeyim. Devletin nobran, hizalandırıcı, buyurgan, formel diline karşılık ısrarlı halk dilini kullanmayı tercih etmiştir. Demirel bütün sağcılar gibi oportünisttir. Yeri geldiğinde “devletçi” devletin ideolojisiyle barışık profil çizerken, yeri geldiğinde hegemonyaya karşı tutum almıştır.

Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 4
Prof Dr. Hasan Boynukara Edebiyat araştırmacısı.

Baskı ve tehditten arınmış bir Demirel, halkçı bir siyasetçidir. Bir Amerikan yetiştirmesi olduğu iddiaları tümden inkar edilemez, ama devletin bütün kurum ve kademelerine nüfuz eden ve vakıf olan bir aktörün, böyle bir projeye destek vermiş olması hiç de şaşırtıcı değildir. Bir kasabadan çıkıp, başbakanlığa çıkmak ancak Amerikan rüyası ile açıklanabilir.

Demokrat Parti deneyimiyle ortaya çıkan “sağ çoğunluk” gerçeği, bu çoğunluğun sevk ve idaresini kaçınılmaz kılmıştır. Sürüye sahip çıkacak yetenekli ve zeki bir adam bulunmuş, sevk ve idareyle görevlendirilmiştir.
Tekrar başa dönersek, halktan biri ve onların ihtiyaçlarını biliyor olması, siyasi kapasitesi ve yeteneği onu iyi bir siyasetçi yapmaya yeter. Demokratik bir ülkede siyaset yapabilseydi, apayrı bir siyasetçi görebilirdik diye düşünüyorum

Turkiyede sağcı ve solcu var ama ne sağ siyaset ne sol siyaset var. Hepsi ufak tefek rötuşler ve makyajlarla aynı çizginin takipçisidirler. Bu çizginin dışına çıkanlar, siyasetin dışına da çıkarılmışlardır. Amerikan karşıtlığı veya Sovyet yanlısı olmakla şekillenen sığ, brüt ideolojiler ülkelerine zarar verme ve sıkıyı görünce dümen kırmaktan başka bir çığır açamamışlardır. Devlet eksenli, devlete sırtını dayayarak sağcılık veya solculuk yapmak tam da üçüncü dünya akameti farikasıdır. Bütün ideolojiler (sağ sol islamcı) jargon veya diskurda farklı olsa da, ya daha baştan veya zaman içinde, muhayyel bir kurucu irade duvarına çarpıp devlet diline sarılmıştır.

Turkiye’de görülen farklı dünya görüşlerinin farklı uygulamaları değil, bir tür nepotizmdir. Bizim hayat tarzımızı dünya görüşümüz belirlemez, dünya görüşümüzü hayat tarzımız belirler. Yani geleneksel tutum ve davranışları olan kitleler, kendilerine onay verdiklerini düşündükleri “ideoloji” içinde yer almışlardır. Yaşadığı hayat tarzı nedeniyle birinci grupla uyuşmayalar, bunun karşısında kümelenmişlerdir. Kısaca bizde sağcılık ve solculuk farklı mahallelere aidiyetten ibarettir. Fikri temeli karpuz kökü gibidir. Kütle iri ama kök gevşek ve dirençsizdir. Özal, Çiller, Erbakan, Ecevit… Doğu Perinçek bu halin en somut örneğidir. Batı cephesinde değişen bir şey. Bizde siyaset okulu olur ama ekolü biraz zor. Gidenler geride sadece, temcit pilavı gibi ısıtılan ritüeller, törenler, nutuklar bıraktılar, bir yönetim ekolü değil. Bizim siyasetimiz ilerlemeci, çağdaş, muassırcıdır.


Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 5
Gazeteci-Yazar hertaraf.com internet sitesinde yazılarını yayınlıyor

Güven Akıncı “Bugünden geriye bakınca Demirel’in “sağın ortası”nda yer tutarak ülkeye önemli bir iyilik yapmış olduğunu görüyorum”

Sağlığında fırsat bulmuş olsaydım şunu sormak isterdim merhum Demirel’e; “12 Mart ve 12 Eylül müdahaleleriyle, halkın size tevdi ettiği iktidarı bırakmış bir başbakan olarak, 28 Şubat’daki durduğunuz yeri anlayamadık. Sebebi neydi bu tavrınızın?“ Öyle ya, tam da yaralandığı yerden yaralamıştı siyasi rakiplerini. 12 Mart‘ta MİT müsteşarı Fuat Doğu’nun telefonuyla -Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay adına aranmıştı- direnmeden koltuğu bırakmış olsa da, Demirel’in 12 Eylül’e kısmi bir direniş gösterdiğini belirtmeliyiz. Darbe günü meclis gurubunu ve kabinesini toplayıp “direnmeliyiz” demiş olmasına rağmen gerekli desteği dava arkadaşlarından bile bulamamış darbeye teslim olmak zorunda kalmıştı. Muhalefetten de aradığı desteği bulamamıştı. Siyasi yasaklar kalkıp da, aktif siyasete döndüğünde bir hesaplaşma içinde de olmadı 12 Eylülcülerle.

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kadar uzanacak “2. Demirel dönemi” 1965 de genç bir mühendis olarak başladığı siyaset yolculuğunun – son yılların aşina tabiriyle- adeta “ustalık” evresi olmuştu.

Halkla işi bitmiş-en yüksek makama gelmiş diye okuyun- her siyasetçi gibi Demirel de vesayet odaklarıyla iş tutmayı tercih etti ikinci döneminde. Oysa Türkiye’nin muhafazakar kırsalını temsilen siyaset yapagelmişti. “İşte cağdaş Türkiye” diye işaretlediği salon konseri kırsal sosyolojisinin bilmediği bir tınıydı. “Barajlar kralı” merhum Demirel’in hakkıyla kazandığı bir ünvandır diye düşünüyorum. Partisinin 1965 yılındaki iktidarı, Türkiye’nin kısa sürmüş atılım yıllarındandır. Ki bu bilinmiyor. Üreten Türkiye için enerjinin önemini kavramış Demirel en büyük baraj projelerinin mimarıdır bu ülkedeki.

Evet Demirel sağda durarak siyaset yaptı hep. 1968 yılında TIP’li mebus Çetin Altan linç edilmek istenmişti AP gurubu tarafından. Merhum Altan ölümden dönmüştü hatta. Ertesi gün mecliste yaptığı konuşmada Demirel linci onaylarcasına şöyle konuşacaktı “Bu çatı altında Nazım Hikmet’e vatan haini denilmiş yüzlerce tutanak bulursunuz. Ama dün burada ilk kez bir üye (Altan’ın Nazım Hikmet hakkındaki konuşmasını kastediyor) Türk adliyesinin hilafına O’na vatansever demiştir. Bunu kabul edemeyiz!”

Türkiye’de sağcılık o yıllarda, kominizm tehlikesine karşı müteyakkız olmanın diğer adıydı aslında.

Bugünden geriye bakınca Demirel’in “sağın ortası”nda yer tutarak ülkeye önemli bir iyilik yapmış olduğunu görüyorum.

Türkiye sağının fırsatını bulduğunda diktatoryal fanteziler düşleyen, dünyaya kapalı, içe dönük, hamasetten beslenen potansiyelini görmüş olmalı ki Merhum, buna fırsat vermemiş.

Kuralsızca sağdan kaptırıp gelen bir araç trafikte ne kadar tehlikeliyse, kontrolsüz sağ siyasetin de ülke için o derece tehlike olduğunu farketmiş bir Demirel’dir ölüm yıldönümümde hatırladığımız.


Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 6
Ömer Özercan: Hacettepe Üniversitesi Mezunu. Bilgisayar Mühendisi. Çankırı Karatekin Üniversitesi
Tarih Doktorası

 

Ömer Özercan ‘Türkeş’in ülkücü gençliği halkı etkileyip oy alabilecek lider yetiştirememiştir. Demirel sonrası siyaseti belirleyen ana aktör Erbakan ekolünden yetişen Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dır.’

Demirel; köyden gelen, şehirde okuyan, yurtdışını gören, mühendislik eğitimi almış, kamuda çalışmış, çok zeki, iyi hafıza sahibi, sakin, mülayim ve pragmatist biri idi. Bütün bu özellikleri siyaset yapma biçimine de tesir etmişti. Ülke gerçeklerini, dengelerini, temayüllerini iyi biliyordu. İdeolog değil, teknokrat idi. Büyük bir boşluğu uzun süre doldurabildi. Birleştirici, istikrarlı, güven uyandıran bir rol oynadı.

“Demirel sonrası” aslında sadece Demirel’le ilgili olmayan; Erbakan, Ecevit, Türkeş gibi liderlerin de sonrası bir dönemdir. Erbakan ve Türkeş farklı hedefler ve usullerle kendi gençlerini, kadrolarını yetiştirmiştir. Demirel reel-politik adamı idi. Sonraki dönem; ideolojik eğitim almış, militan düşünceli, organize gençlik guruplarının dönemi. Demirel ekolü oluşamadan yok olmuştur.

Türkeş’in ülkücü gençliği halkı etkileyip oy alabilecek lider yetiştirememiştir. Demirel sonrası siyaseti belirleyen ana aktör Erbakan ekolünden yetişen Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dır. Hakim siyasal düşünce/eylem “siyasal İslam hareketi”dir. Bu dönemde FETÖ’nün kanser gibi büyüyen (büyütülen) ve ülke için fiilî tehdit haline gelip büyük ölçüde bertaraf edilen gücünü/tesirini de zikretmek gerekir. Bahçeli, MHP mirasını/potansiyelini “kamu hizmeti gören memur” haline getirmiştir. CHP de lider yetiştirememiş, fikrî yenilik ve atılım yapamamış, Baykal’ın itibarsızlaştırılmasıyla birlikte iktidar şansı düşük, tesirsiz bir muhalefet haline gelmiştir.

 


Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 7
Abdulaziz Tantik: Yazar. Özgün İrade dergisi genel yayın yönetmenliği yaptı. fikrikadim.com’da yazıları yayınladı. Şu anda Şarkul Avsat’ta yazılar yayınlamaktadır

Abdulaziz Tantik: ‘Türkiye’de sağ siyaset Demirel sonrası cumhuriyetin kuruluşunda yer alan CHP’nin yerini almıştır.’

Demirel, renkli bir kişilik ve popülist yaklaşımlarla siyaset arenasında ciddi bir etki bırakmış bir isim. Hazır cevap oluşu halkın zihninde bir Demirel portresinin oluşmasını sağlamıştır. Yani siyaset denince ağırlıklı olarak ahalinin zihninde Demirel beliri verirdi. 

Ayrıca siyasetin hem demokratikleşmesinde hem de devletin halk ile barışma ve buluşmasında önemli bir siyasi aktördür. Yani 60 darbesi sonunda oluşabilecek ciddi bir çatlağın kapatılmasında önemli bir siyasi figür olmuştur.  Ayrıca kapitalist sistemin Türkiye’de revaç bulması ama aynı zamanda yerli bir sanayi hamlesi bağlamında önemli sayılabilecek adımların atılmasını da sağlamıştır. Benim gözlemleye bildiğim kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ile halk arasındaki gerilimi aşma adına arabesk bir siyasetin varlığının meşru temsilcisi olmuştur. Hem dindarlığına yaptığı vurgu hem de cumhuriyet vurgusu onu bu aradalığın en önemli siyasetçisi yapmıştır. 

Yalnız Cumhurbaşkanlığı dönemi özel bir ilgiye mazhar olmuştur. Siyaset yaptığı dönemin inkârı gibi bir tutuma yönelmiştir. Sistemin azami bekçisi ve söylemlerinde de devletin otoriter yüzünü gösteren bir bürokrata dönüşmüştür. Siyaseti Cumhurbaşkanı olduğunda unutmuş ve bürokratik yüzünü göstermiştir. Bu Demirel gerçeğini de bir kenara not etmek gerekir… Çünkü kendisinden sonra siyaset ve bürokrasi ciddi bir kırılma yaşadığı gibi devletin refleksinde de ciddi bir değişim baş göstermiştir. 

2-Türkiye’de sağ siyaset Demirel sonrası nasıl bir çizgiye evrilmiştir?

Türkiye’de sağ siyaset Demirel sonrası cumhuriyetin kuruluşunda yer alan CHP’nin yerini almıştır. Devlet partisi unvanına sahip olmuştur. Yeni Cumhuriyet artık kendi partisini sağ partiden seçmiştir.  Ak Parti’yi klasik sağ partiden ayrıştırılabilirsek de bir devamı olarak betimlemek doğru olanı gösterir. Kendisini Demokrat Parti ile özdeşleştirmesi ve Özal vurgusu bunu gösteriyor. 

Devlet, kendi beka sorununu çözme adına yeni oluşan uluslararası sistemdeki yerini alma konusunda devlet-millet birlikteliğinin önemini kavramıştır. Bu kavrayış, onu sağda uçta olan İslamcı siyaseti, siyasetin göbeğine yerleşmesini sağlarken, İslamcı siyaseti de devlet eliyle sağcılaştıran ama bunu muhafazakâr kavramı ile perdeleyen bir yaklaşımı öne çıkarmıştır. Tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil vurgusu bunu gösteren en önemli göstergedir. Bu derin kırılmayı anlamakta zorlanan sol siyasetin eskiden eleştiriye tabi kıldıkları sağ siyasetin emperyalist cephesine gönüllü yazılmalarını başka türlü izah etmek mümkün görünmüyor. 

Demirel sonrası siyaset ciddi bir kırılma yaşadı. Tıpkı dünya siyasetinin yaşadığı kırılma gibi… Bu yüzden Ak Parti’nin siyasetini anlamak ve onun siyaset içindeki merkezi ağırlığını kavramak önemlidir. Türkiye kendi ulusal sınırlarının dışında kalan Suriye, Irak, Libya ve Akdeniz ile İslam dünyasındaki irili ufaklı devletlerde var olma çabası, Uluslararası sistemin oluşumunda pay kapmanın hamleleri olarak okunmalıdır. Bu çerçeve içinde sağ siyaset yeni bir yaklaşımla devlet-millet birlikteliği üzerinde dünya savaşları sonunda kaybettiği prestijini ve siyasi ağırlığını yeniden kazanma adına yeni bir uluslararası sistem arayışı sırasında kazanma arzusunu göstermektedir. Bu noktada devlet ile siyaset arasında bir paralellik olduğu da gözlerden kaçmamalıdır…

Demirel, bu geçişkenliği sağlayacak önemli adımların atılmasında ciddi rol almıştır. Kendi partisinden yer vermeyerek sağ siyaseti daha muhafazakâr ve hatta İslamcı bir siyasete hazırlamıştır. Meşru zeminini kurmalarına zemin oluşturmuştur. Milli Görüş Hareketi’nin ortaya çıkışı ve süreç içinde İslamcı kültürün ağırlık kazanması vesaire birlikte düşünülmesi gerekir ve bütün olup biten siyaset arayışlarında Demirel etkisine de dikkat kesilmek önemlidir. Yaklaşık elli yıl gibi siyasi arenada kendisine yer bulan Demirel, Türk siyasetindeki değişimin başat öğesi olarak hatırlanacaktır. Yaptıkları kadar yapmadıkları içinde hatırlanmaya devam edecektir. Televizyon programlarında gösterdiği halk tipi siyasetçi yüzü ise hiç unutulmayacaktır.


Demirel son döneminde gittikçe zayıflayan seküler merkez sağ ile kendi başına iktidara gelme şansı bulunmayan sosyal demokrat sekülerlerin ortak paydası haline geldi.

Her birimizin farklı bir Süleyman Demirel'i 8
Eyyup Ay: Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üye / Siyasetçi

Açıkçası ben sağcı daha da özelleştirerek söyleyecek olursak, Demirelci bir ailede büyüdüm. Küçükken hep Demirel’in Gümüşpala’ya karşı kazandığı zaferinden söz edilirdi. Demirelin genç bir mühendis olarak Amerika’dan getirtilip Adalet Partisinin başına geçirildiği, bunu söylerken aynı zamanda onun karizmasından ve ona duyulan hayranlıktan söz edilmiş oluyordu.  Amerika’nın desteğini almış olması onun bir meziyeti olarak görülüyordu. Her askeri darbeden sonra şapkasını alıp gitmiş olması Menderes travması etkisinde kalınarak normal ve makul karşılanıyordu. Dahası Zincirbozan sonrasında bir tür savunan adam olarak da cesur ve saygın bulunuyordu. Bütün bu ‘meşruiyet’ ve ‘karizma’ backgroundundan geliyor olması onu sağda bir lider kılıyordu.

Türkiye’de her kesi tanıyor ve her yeri biliyor olması ! (buna inanılırdı), herkesle senli benli olması, istediğinde şiveli konuşması onu tam bir halk adamı yapıyordu. Uluslararası temsilde çağdaş bir figür oluşu, şakır şakır İngilizce konuşması Anadolu insanına bir özgüven veriyordu. Bazen Cuma namazına gitmesi, alenen alkol kullanmaması onu muhafazakâr algılamak için yetiyordu. Bütün bu meziyetleri sağ mütedeyyin, vatanperver seçmen gözünde bugünlerin deyimiyle onu yerli ve milli yapıyordu.

İktidarları döneminde bulup-buluşturup ülkenin alt yapısına yatırım yapması, yerli üreticileri gözettiği gibi ihtiyaç duyulan sınırlı çeşitlilikteki ürünleri rahat bir şekilde bulup ithal edebilmesi onu iyi bir başbakan kılıyordu. Bu anlamda kendi kendine yeten (sınırlı ihtiyaç) ve uluslararası ilişkiler aracılığıyla da dış güvenliğini garantileyen bir ülkenin vatandaşları olarak sağ seçmen için Demirelli günler güzel ve bereketli zamanlardı.

Derin Devletin hassasiyetlerini de kavramış ve onun zinde güçleriyle uzlaşmış bir mutedil Demirel, sağ siyasetin itidalını temsil ediyordu. Ancak Özal sonrasında Demirel’in altındaki zemin gittikçe kaymış, dindar muhafazakâr yeni elitler Özal’ın da kışkırtmasıyla onun Amerika ile ilişkilerini tartışıyor, Türkiye’deki derin güçlerle olan bağını deşifre ediyordu. Özellikle Erbakan Hoca çizgisi onu masonik ilişkiler içinde bulunmak ve gavurların Truva Atı gibi gösterme çaba ve söylemleri etkili olmaya başlamış, karizması çizilmişti. Dolayısıyla Demirel son döneminde gittikçe zayıflayan seküler merkez sağ ile kendi başına iktidara gelme şansı bulunmayan sosyal demokrat sekülerlerin ortak paydası haline geldi. 28 Şubat sürecinde üstlendiği olumsuz rolle artık merkez sağın da mazur göremeyeceği bir çizgiye evrilmişti. Böylece ikinci sorunun da cevabına ulaşmış oluyoruz. Demirel 28 şubat sürecinde halk düşmanı laikçi kesimle birlikte aldığı pozisyonla ekseriyeti dindar muhafazakar ve milliyetçi-mukaddesatçı seçmenin oluşturduğu sağ siyaseti tahrip ederek dağıtmıştır.

Yeni jenerasyon milliyetçi–mukaddesatçı aydınların desteklediği Tansu Çillerin sağı yeniden inşa etme çabasını da laikçilerlerle kol kola giren Cindoruk üzerinden baltaladı ve böyle bir yeni inşaya da imkan vermeyerek kendisinden sonra sağ diye bişeyin yeşermesinin imkanını ortadan kaldırdı. Dolayısıyla merkez sağ RP’nin devamı Ak Parti’de yoğunlaştı. Sekülerleşenler CHP’ye, daha milliyetçi bir çizgiye evrilenler ise MHP ve özellikle de İYİ Partiye dağıldı.

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.

2 Comments

  1. Güzel bir soruşturma… Demirel, iyisiyle kötüsüyle siyasi tarihimizde yerini almıştır. Fikrikadim’in bunu es geçmediğine şaşırmadım.

  2. Demirel, Natonun adamıydı. Amerikaya inanıyordu. Türkiyenin Amerikan mandası projesinin tam temsilcisiydi…

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.