Vehbi Başer; “Kimse, kendi kutsalına fazladan bir hürmet talebinde bulunamaz”

8 mins read
Vehbi Başer; "Kimse, kendi kutsalına fazladan bir hürmet talebinde bulunamaz" 1
Vehbi Başer

Laiklik, bir inanma halinin adlandırıcısı değil, çeşitli inanma ve inanmama hallerinin “kamu gücü kazanmak”da bir avantaj oluşturmaması, kamu gücünün de inanma ve inanmama halleri karşısında (Adalet Tanrıçası’nın gözünün bağlı olması gibi) gözü bağlı ve inanan ve inanmayan topluluklara eşit mesafede bulunması demek olabilir ancak.

Bununla birlikte, ister inanma ister inanmama biçiminde olsun her insan bireyinin bir inançla ilişki kurma ve bunu terk edebilme özgürlüğü güvence altına alınmadığı sürece, Laiklik, kuru bir siyasi ilkeden öte gidemez. Bu demektir ki, din ve vicdan özgürlüğü, bir inanca bağlanma veya o inancı terk etme konusunda, ne devletin ve kamu görevlilerinin tüm halk veya çeşitli din ve inanç toplulukları üzerinde, ne bu toplulukların birbiri üzerinde, ne de bir topluluğun kendi üyeleri üzerinde mutlak ve tartışılmaz bir otoritesi bulunduğu kabulü, bütünüyle ortadan kaldırılmadıkça, insan gerçekten özgürce var olamaz; özgürce inanamaz ve özgürce eyleyemez.

İnanç biçimlerinin kendi içinde ve birbirleriyle özgürce tartışmaları ve birbirleri aleyhine görüş ve iddia ileri sürmeleri, barışçı ve hukuka saygılı bir çerçeve içinde kaldıkları sürece teminat altına alınmış olmalıdır. Barışçı ve hukuka saygılı bir çerçeve içinde kaldığı müddetçe, hiçbir inanma veya inanmama biçiminin mensupları, kendi inanç ve sembollerinin eleştirilmesine, reddedilmesine karşı muafiyet talebinde bulunmamalıdır. İnançlar ve semboller, sadece benimseyenler açısından bir kutsallık arz eder. Kamu için dokunulmaz olan ise din ve vicdan özgürlüğüdür. Kimse, ötekilere göstermediği “kendi kutsalına fazladan bir saygı” talep etme rüçhaniyet ve faikiyetine sahip olamaz. Kimse, kendi kutsalına fazladan bir hürmet talebinde bulunamaz.

Read:  Galatasaray Avrupa'ya Veda Etti!

Din ve inanç toplulukları, saldırganlık göstermedikleri, şiddete başvurmak şöyle dursun, imasında dahi bulunmadıkları ve abluka, boykotaj veya tahkir ve ötekileştirme gibi hileli yollara baş vurmadıkları sürece, kendi içlerinde ve birbirlerine yönelik her türlü eleştiri ve reddiyeyi özgürce dile getirebilmelidir. Kimsenin aforoz edilmediği, engizisyona tâbî tutulmadığı, şeytanlaştırılmadığı ve topluluklar arasında çatışma ve şiddeti teşvik etmek şöyle dursun, ima dahi etmediği bir vasatta, bütün din ve inanç / inanmama biçimlerinin serbestçe örgütlenip inançlarını – inançsızlıklarını yaşama-pratize etme / temsil etme / yayma ve örgütlenme hakkından en geniş bir biçimde yararlandığı bir dünyada, münafıkların, iki yüzlülerin, kışkırtıcılar ve ara kızıştırıcaların teşhis edilip “kamusal hakların kötüye kullanımı”ndan men edilmesi mümkün hale gelebilir.

Bütün bunların tarihin bir döneminde veya dünyanın bir yerinde mutlak biçimde gerçekleşmiş olması şart değildir. Önemli ve öncelikli olan, fânî bir hayat sürmekte olan birey-insanın inanma ve ibadet etme / inanmama ve ibadet etmeme özgürlüğünün güvence altına alınması; inanma ve inanmama biçimlerinin özgürce örgütlenip ötekilerle barışçı ve hukuka saygılı bir kamusal dünyayı paylaşmalarının sağlanmasıdır. Bu, mutlak anlamda sağlanacak bir önşart değildir; önşart olan, buna aykırı tutum ve davranışların ve ayrıca, “oyunun barışçı ve hukuka saygılı çerçevesi”ni ortadan kaldıracak girişimlerin önlenmesi yolunda, sürekli bir duyarlılık ve teyakkuz halinin ayakta tutulmasıdır.

Read:  Çek Çiftçiler AB Tarım Politikalarına ve Düşük Fiyatlara Tepki Gösterdi

Kamu alanının din ve inanç tahakkümünden olduğu kadar, inançsızlık ve bir din veya inanca karşıtlık tahakkümlerinden de masun kılınması anlamına gelmiyorsa Laiklik, hiçbir değer taşımıyor demektir.

Laiklik bir çerçeveden ibarettir; pozitif bir içeriğe, ahlak ilkelerine, inanılacak değerlere ya da iman esaslarına sahip değildir. Laiklik, bireylerin bir şeylere inanmasını, bir yaşama tarzı ya da bir ahlak öğretisine bağlanmayı barındırmaz.

Bütün bunlar, biz insanlara lazım olmadığı için değil -aksine ahlak ilkeleri ve öğretileri, inanılacak değerler, iman esasları… veya yaşama tarzları, insanî varoluşun “olmazsa olmaz” gereklilikleridir- bu meseleler hakkında, gerek insan tekleri ve gerekse insan toplulukları olarak özgürlüğün güvence altına alınmadığı bir durumda, bu lazımelerin gerçek bir tercih ve benimseme konusu olamayacakları için vazgeçilmezdir. Ötekileştirme, dışlama, ikincilleştirme, şeytanlaştırma, icbarın her türlüsü, tahakküm… altında hiç kimse gerçekten inanmış ya da bir inanç teklifini gerçekten reddetmiş olamaz. Çünkü bunlar, inançları değil, insan olma imkanımızı ortadan kaldırırlar ve bu durum, tüm insanları sadece iki yüzlü ve sahtekar hale getirir.

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.