Geçmişimle Varım

Korona salgınından önce bir ‘geçmişe takılma, geleceğe bak’ durumu vardı. Her zaman geçmişi kutsayan bir insan olarak bu ‘ geçmişe takılma’ telkinlerinden ben de etkileniyordum. Acaba bu kadar geçmişi düşünerek ve bazen o anlarda yaşayarak, yanlış mı yapıyordum? Bazen geçmişten, bir anıdan bahsederken öyle kaptırıyorum ki sanki o anları ve o anlardaki duygu durumunu tekrar yaşıyor gibi oluyorum.  Bazen bazı şeyleri düşünürken pişmanlık duyuyorum bazen de tatlı bir hüzün kaplıyor içimi… Farkettim ki oturmuş, başımı kollarıma yaslamış hep geçmişe bakıyorum. Hiç geleceğe dönmeyi düşünmüyorum. Allahım, ne kadar demode ne kadar nostaljik ve buram buram rüküşüm!

Korona salgınından sonra ise bu anlayış değişecek. Şimdilerde kimsenin gelecek planı kalmadı. Eve kapanıp mesafeler konuldukça, herkes kendi ile ister istemez hesaplaşmaya gidecek. İşte herkes benim gittiğim yere yani geçmişine gidecek. Tabi abartmamak şartıyla geçmiş iyidir, diyorum.

Neden geçmişim iyidir? Çünkü orada ben varım. Gözyaşıyla, sevinç çığlıklarıyla, hayal kırıklılıklarıyla, kahkahalarıyla ben varım. Beni ben yapan her şey geçmişimde. Şimdiki zamanda ve gelecekte beni var edecek bütün kodlar ve genler oradan geliyor. Bugünlerde bol bol geçmişinizi düşünelim hadi. Kendimizi hatırlayalım. Kendimizle birlikte sevdiklerimizi hatırlayalım. Hatta sevmediklerimizi hatırlayalım. Geçmişte kalmış, uzun zamandır görüşmediğiniz bir dostu arayalım, kırgın olduklarımıza barışalım.. Resimlere bakalım.Her bir resim o güzel ana götürür bizi. Müzik dinleyelim. Her bir şarkının geçmişle bir bağı vardır muhakkak…

Alzheimer hastalığını düşünün. Bu hastalığı yaşayanlar ve onların yakınları ne kadar zorluk çekerler. Bu hastalığın en acı tarafı unutmaktır.  Unuttuğun için ne olduğunu bilemezsin. Bilemediğin için yaşayamazsın. Sevdiklerin birer yabancıdır senin için. Bir şekilde travma yaşayıp hafıza kaybı yaşayanları düşünün. Geçmişin silik… Aklıma yıllar önce TRT’ de yayınlanan ‘Kavanozdaki Adam’  filmi geldi. Bu film o zamanlar alışılmış filmlerinden dışında gelerek bayağı ilgimizi çekmişti. Beyin tümörü olan bir adama, ölen birinin beyni naklediliyor. Ameliyat başarılı geçiyor fakat elit bir hayattan gelen adama, okuma yazma bilmeyen bir inşaat işçisinin beyni naklediliyor. Zaten bu işçi bir kan davası nedeniyle öldürülüyor.  Tabi’ Kavanozdaki Adam’ bu yeni hafızasıyla buhranlar yaşıyor. Film, geçmişten kaçamayacağımızı, bizi biz yapanın geçmişimiz olduğunu anlatıyordu.

Salgından sonra dünyadaki hayatın nasıl olacağını hep merak ediyoruz. Sanki bir bıçakla kesilmiş gibi mi hayatımız değişecek?  Bir sihir veya inanılmaz teknolojik bir müdahale olmazsa tabi ki hayat birden değişmeyecek. Eğer geleceğe kendimizi , sevdiklerimizi sevdiğimiz her şeyi taşımak istiyorsak geçmişe bakmalıyız. ‘Geleceği düşün, geçmişe takılma dostum!’ telkinlerinin iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. Bize kendimizi ve insanlığımızı unutturmak istiyorlar. Hatta bizi kıskanıyorlar:)) Gelecek  bizim elimizde, anahtarımız da geçmişimizde…

 Son olarak bugünlerde dinlediğim bir şarkıyı dinlemeniz ve bu şarkının sözlerini bağıra bağıra söylemeniz için bırakıyorum. Candan Erçetin’den ‘ Neden ‘şarkısının her biri sözü ne kadar anlamlı değil mi?

 

Yandex.Metrica

Siz de görüşlerinizi yazın bize desteğinizi hissedelim...

%d blogcu bunu beğendi:
Optimized with PageSpeed Ninja