Sibel Siber: Çözüm olmazsa da Maraş açılabilir

Anketlere göre, KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçim yarışını önde götüren adaylardan biri olan Sibel Siber Al Jazeera’ye konuştu. Kapsamlı çözüm çalışmalarının yanında güven artırıcı önlemler alınacağını, Kapalı Maraş’ın açılmasının da bunlardan biri olduğunu söyledi.sibel siber main_1

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dördüncü cumhurbaşkanını seçiyor. Sibel Sirer, seçim anketlerine göre yedi aday arasında yarışı önde götürenlerden… Şu an Meclis Başkanlığı görevini yürüten Siber, 2013’te hükümeti kurarak KKTC’nin ilk kadın başbakanı olmuştu.

Doktorluk yaparken bir yandan da siyasete de atılan Siber, tıp eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde aldıktan sonra ABD’de burslu olarak romatizmal hastalıklar ve endokrinoloji eğitimi aldı.

Üyesi olduğu sosyal demokrat Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 2013 seçimlerinden birinci parti olarak çıkınca ikinci kez milletvekili olan Sibel Siber, Eylül 2013’ten beri KKTC Meclis Başkanlığı görevini yürütüyor. Partisinin eski başkanlarından ve Kıbrıs sorunun çözümü için yapılan görüşmelerde etkili bir isim olan ikinci cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Siber’i destekliyor.

Sibel Siber, Lefkoşa’da Al Jazeera Türk’ün sorularını yanıtladı.

Seçim sürecine girerken partiniz CTP’de başka isimler de konuşuluyordu. Siz aday olmaya nasıl karar verdiniz?

Halktan çok yoğun bir talep geldi. Başbakanlık döneminden sonra kısa bir dönem olmasına rağmen en sağdan en sola bütün gazeteler ve sivil toplum örgütleri bizden övgüyle söz etti. Görevi devrederken ‘bu hükümet devam etsin’ diye halkta da bir istek oldu. Başbakanlık dönemi başarı öyküsü olarak tarihe geçti. Partimizin de kararıyla oy birliğiyle aday olarak gösterildim.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Kuzey Kıbrıs’ı bekleyen en önemli gündem, müzakere süreci… Bununla ilgili ‘çok kararlı ve cesur adımlar atacağız’ diye açıklamalarınız var. Bugüne kadarki süreçte yapılanlardan daha farklı hangi adımları atmayı planlıyorsunuz?

Süreçte çözüm ihtiyacı olan aslında biziz. Bunun böyle süregelmesi, zamana yayılması ve çözüm odaklı olmaması bize negatif etki yapıyor. Çünkü Kıbrıs Türk halkı biliyorsunuz çözümsüzlüğün getirdiği birçok sorunla yaşıyor. İzolasyonlar, ambargolar var. Doğrudan ticaret yapamıyor. Çözüm ihtiyacımızı ve halkın çözüm iradesini güçlü bir şekilde müzakere masasına taşımak toplum liderinin görevidir. Bunu dünyaya anlatmak da görevidir. Biz diyoruz ki, zamana oynayan değil çözüme odaklanan bir süreç başlatacağız.

Güven artırıcı önlemler de halkların barışması açısından önemlidir. Çözüm ve barış farklı şeylerdir. Bunu hep söylüyorum. Çözüm masada yapılır, liderler masada yapar, teknik bir konudur. Ama barış gönüllerde yapılır, halklar yapar. Dolayısıyla iki halkın birbirine güven duyması çok önemlidir. Bu süreçte biz güven artırıcı önlem dediğimiz sağlık, çevre, turizm, aynı cep telefonuyla iki tarafta da konuşabilme gibi halkların birbirinin varlığını kabul etmesini ve saygı duymasını sağlayacak önlemler alacağız.

Öyleyse müzakere süreci yeniden başladığında güven artırıcı önlemler önceliğiniz olacak.

İlk olarak müzakere masasının kurulması ve 11 Şubat ortak metninden başlanarak çözüm odaklı bir sürece başlanması ama bu arada da güven artırıcı önlemlerin desteklenmesi.

Güven artırıcı önlemler içerisinde en çok merak edilen konu, Kapalı Maraş bölgesi. Bununla ilgili ayrı bir planınız var mı yoksa kapsamlı çözümün parçası mı olacak?

Kapalı Maraş bölgesi zaman zaman ayrı, zaman zaman bütünlüklü çözümün içinde tartışılıyor. Annan Planı’nda bütünün içindeydi. Maraş için bizim önerimiz; çözüm süreci takvimlendirilince Maraş’ın da ayrı teknik bir komitede Türk, Rum ve BM gözetiminde tartışılması. Açılması için hem finansmanı, hem tekrar şehir haline dönmesi için çalışmalar yapılsın. Eğer çözüm gerçekleşecekse, o çözümle beraber sonuçlansın. Çözüm gerçekleşmezse, Kapalı Maraş bölgesinin iki tarafın uzlaşmasıyla açılması gerekir. Biz bir çözümün olacağına inanıyoruz. Maraş’ın açılmasına bugün karar verseniz, bu çalışmalar yedi yıl alacak. Kapsamlı çözüm olmazsa da Maraş ayrıca bu çalışmalar tamamlanınca paralel olarak açılabilir.

Müzakerelerin süresiyle ilgili öngörünüz nedir?

Kıbrıs sorunu 50 yıllık bir sorun, artık konuşulmayan hiçbir şey kalmadı. Önemli olan, karşılıklı kabul edilebilir bir şekilde bir anlaşmaya varmaktır. Bunun için de irade lazımdır. Hem halkın hem de liderlerin bu çözüme gerçekten inanması. Lider çözüme gerçekten inanırsa o çözüm için etkisini ortaya koyabilir. Halkın iradesini masaya yansıtmak da çok önemlidir.

Bugüne kadar yapılan müzakerelerde Türk tarafının zamana oynadığını mı söylüyorsunuz?

Son beş yıl. Beş yıl öncesinde Talat döneminde çok aktif bir süreç vardı. Son beş yıldır maalesef hiçbir ilerleme sağlanamadı. 11 Şubat ortak metni de aslında bizim Dışişleri Bakanı’nın aktif girişimleri, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın ortak diplomasisiyle bu noktaya geldi. Liderin çözüm isteği ve inanması masaya pozitif olarak yansıyacaktır.

Türkiye’nin desteği ortak metin sonrasında da sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Türkiye tabii ki çözüm istiyor. Çözümün sadece Kıbrıs Türk, Rum halkına değil Türkiye ve Yunanistan’a da, tüm bölgeye hem bölge barışı hem de ekonomi açısından çok pozitif etki yapacağı ortada. Biliyorsunuz, Rum tarafının çok etkin büyük filoları var. Türkiye’de limanlar onlara kapalı. Hem bu limanların açılması, hem Türkiye’den gelen turistlerin Rum tarafına geçmesi, bir taraftan bulunan doğalgazların Türkiye üzerinden Avrupa’ya ihraç edilmesinin getireceği ekonomik kazanım, çözüm için ortaya koyabileceğimiz birçok nedenden bazıları. Dolayısıyla bunları etkin bir şekilde masada tartışmak ve karşılıklı kabul edilebilir bir sonuca ulaşmak.

Seçim meydanlarında ‘Avrupa Birliği’nin kapılarına dayanacağız’ diyorsunuz. 2004’te Annan Planı’nı Rum tarafı kabul etmedi ancak yine de AB’ye girdi. Türk tarafı ise kabul etmesine rağmen söz verildiği gibi izolasyonlarda bir gelişme olmadı. Bununla ilgili somut bir adımınız olacak mı?

Bizim tanınmamış bir devlet yapımız olduğu için uluslararası alanda lobicilik yapmak, görüşmelere girmek çok kolay değil. Ama cumhurbaşkanının müzakere masasındaki ‘toplum lideri’ adıyla uluslararası tanınmışlığı var. BM tarafından da tanınıyor. Dolayısıyla toplum liderine uluslararası alanda büyük görev düşüyor. Cumhurbaşkanı olursam, STK’ları da yanıma alarak izolasyonların kalkması için çok çalışacağız.

1974 sonrası Ada’da halklar yer değiştirirken, Kuzey’de adaletli bir politika uygulanmadığını söylüyorsunuz. Yeniden yapılandırma yoluna gitmeyi planlıyor musunuz?

İskân politikaları adaletli uygulanmadı ve bugün iskân mağduru birçok insanımız var. Bu da aslında düzeltilmesi gereken ve cumhurbaşkanının aktif rol alacağı bir konudur. Taşınmaz Mal Komisyonu’nu Kıbrıslı Türklerin müracaatını sağlayarak ve takası devreye koyarak çözmeyi planlıyoruz.

Taşınmaz Mal Komisyonu’na bir Rum müracaat ettiyse ve Kuzey’de bir taşınmazı varsa, bir Türk’ün de Güney’de taşınmazı varsa ve kimseye verilmemişse bu takasın yolunu açacak bir yasa çalışması seçimden sonra gündeme gelecek. Ancak kimsenin malı değilse, bu kısmı çok önemli…

Yıllarca halkın özgüveninin aşağıya çekildiğini söylediniz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Biz küçük bir toplumuz, uluslararası bir toplumun parçası değiliz. Ama bu bizim yeteneksiz, güçsüz, zayıf bir halk olduğumuz anlamına gelmez. O yüzden halkın özgüvenini artırıcı çalışmalar yapması gereken liderlerdir. Dünyanın her yerinde savaşlar, kıtlıklar olur. O dönemlerde liderler halklarına özgüven verir. Bu halkın duyguları açısından çok önemlidir. Aksi halde halk öğrenilmiş çaresizliğe düşer. Bunun için halka korku ve endişe verilmesi değil, başaracağımıza inanılması gerekir. Toplum liderinin sesinin çıkıyor olması, görünür olması, yurt dışında görünür olması, halkın da görünür olmasını ve sesinin çıkmasına yol açar.

Rakibiniz Derviş Eroğlu’nu halkın görünürlüğünü sağlamamakla eleştiriyorsunuz yani…

Eleştiri şöyle, pasif bir liderlik var. Çok fazla sesi çıkmayan, özne olmayan bir liderlik var. Biz böyle bir liderlik istemiyoruz. Kıbrıs sorunu Türkiye ile birlikte yürütülen bir sorundur ama burada özne kendi liderinizdir. Anlatması gereken odur. Hem Kıbrıs Türk halkı açısından hem de uluslararası alanda algı açısından bizi zayıf düşüren bir durumdur bu. Türkiye ile işbirliği halindeyiz ama Kıbrıs Türk halkının liderinin de burada özne olması, anlatması ve ikna etmesi önemlidir.

Son olarak, seçilirseniz ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olarak kadınlarla ilgili ayrıca bir projeniz olacak mı, kadınların sizden böyle bir beklentisi var mı?

Elbette olacak. Sivil toplum konusunda uzman akademik kadroyla ve kurumlarımızla işbirliği halinde kadınlarımızın sosyal hayatta yerini yükseltme çalışmaları yapacağız. Bölge bölge hem ekonomik hayata katılımını hem statüsünü yükseltmek, hem de siyasette daha çok yer almasını sağlamak için çalışmalar yapacağız. Kadın kotasını meclis yapacak ama biz bir taraftan da kadınlarımızın yaşam kalitesini yukarıya çekmek için çalışacağız. Ülkemizde kadın erkek arasında eğitim, işe başvurma ve işe alımda eşitlik var ama üst kademede yok. Bir de kırsal bölgede kadının ekonomik sorunları var. Her bölgede ayrı sorunlar var, her bölgeye özel olarak çalışmalarımız olacak.

-Al Jazeera-

Yandex.Metrica
%d blogcu bunu beğendi:
Optimized with PageSpeed Ninja