Antik Çağ´ın Ankara´sı -2-

Zamanı bol olanlar için kaleye çıkarken sol taraftaki antikacıların kapıları aralanmak üzere sizi bekliyordur ya da en az biriki saat daha ayırabilecekseniz, Çengelhan´da mola verip Bilim Müzesi´ni de gezebilirsiniz. Ancak midenize hüküm geçiremiyorsanız Ankara´nın eski konaklarından herhangi birisinde kalenin içerisinde çeşitli Ankara lezzetlerinin tadına bakabilirsiniz. Beypazarı ile özdeşleşen yaprak sarması mı seçersiniz yoksa ballı cevizli gözleme mi orası size kalmış ama bu tarihi konaklardan güzelce dinlenmeden ayrılmayın sakın, malum yolumuz daha uzun…

Daracık kale sokaklarını aşarken ve kalenin restore edilmiş burçlarına çıkarken sağlı sollu duvarlarda yer yer evlerde dahi kullanılmış ve mimarlık açısından devşirme tekniği ile adlandırılan ve çoğunluğu da antik tiyatrodan taşınmış mermer taşları ya da heykel benzeri çıkıntıları görürsünüz. Hatta bunlardan en ilginci Kale Camii inşaatında kullanılmış olan en eski dönemlere tarihlenen Dorik formdaki sütunlardır. Burçlara çıktığınızda ilerde Akkale adıyla anılan ve uzun yıllar da müzeye depo görevini üstlenmiş üzerinde bayrak olan tepeyi de görürsünüz. Burası Galatlar döneminden kalma kalenin en eski yerleşim gördüğü alandır ve Ankara´nın bize göre en güzel manzarası elbette buradadır.

Yıkık dökük evleriyle ve yoksulluk nedeniyle sosyal yaşamın çok gerilere attığı evlerin sakinleri, yapabilecek daha iyi bir işleri ya da yeterli paraları olmadığı için burada yaşamaya mahkumdur ama emin olun yüzlerindeki tebessümü gördüğünüzde sizden daha mutlu olma ihtimallerinin; yaşadıkları hayat mücadelesinin anlamını biraz daha yakınen kavrarsınız, hele bir de sohbet etme şansınız olursa aslında hiç de kötü olmadıklarını aksine yardımcı olmak için ellerindeki her şeyi paylaşmaya hazır oldukları su götürmez bir gerçektir. Bu nedenle ihtiyacınız olmasa bile sergiye açtıkları hediyelikleri her defasında acaba gözüme birşey ilişir mi bakışlarıyla süzersiniz.

Akkale burcuna kadar yürüyüp iç kalede sokak aralarından aşağı doğru inişe başladığınız anda antik tiyatroda mola vereceğinizi bilerek keyifle fotoğraf çekmeye devam edebilirsiniz. Çocukken ilk gördüğüm mezbelelik halinden yıllar sonrasında nihayet biraz daha uzaklaşan Antik Tiyatro´nun oturma sıraları az önce üzerinden geçtiğiniz yolun altında kalmıştır. Belki de bu sayede sahne yapısı gibi yok olmamış, toprak altında olmakla birlikte biraz olsun korunmuştur da esasen. Tiyatronun karşısındaki sokaktan girdiğiniz zaman Ankara için tek olan tarihi Fransız klisesini de görebilirsiniz, halen kullanılan bu yapının Ankara için azınlıktaki Süryani vatandaşlarımıza da hizmet ettiğini söyleyerek yolumuza Hacı Bayram Veli türbesi ve camii yönünde devam edelim.

Hacı Bayram´a da ev sahipliği yapan Ulus semti modern Kocatepe camii açılana kadar devlet erkanının resmi cenaze törenlerinde uzun yıllar boyunca görevini sürdürmüştür, ancak buranın ziyaretçilerinin çoğunlukla pek de farkında olmadığı bir özelliği daha var. Camiinin yan tarafındaki Augustus Tapınağı ki camii bu tapınağın hemen yanına inşa edilmiş olmasaydı şimdiye kadar yılların deprem ve yangınlarına karşı gelemez, sırtını camiye yaslamasaydı çoktan yerle bir olurdu bu kültür mirasımız da. Günümüzde müze müdürlüğünün korumasında yer aldığı için ancak özel izinle girilip ziyaret edilebilen Augustus Tapınağı´nın iç bölümü ile giriş kısmındaki Latince yazıt oldukça dikkat çekicidir.

Roma İmparatorluğu´nun ilk hükümdarı Augustus´un ölümünden çok az zaman önce yazdırdığı bu yazıt, senatoda okunduktan sonra Roma´da dikili iki tunç sütun üzerine kazınmıştı. Bazı kopyaları da halka ulaşması amacıyla imparatorluk topraklarında çeşitli eyaletler için bazı önemli tapınaklara koyulmuştu, ki bu kopyalarının bilinenlerinin tamamı Anadolu´da buluyor ve işte Ankara´nın Augustus Tapınağı´da o kopyalardan belki de en önemlisine ev sahipliği yapan mimari anıt eserdir. Bizanslılar tarafından bir dönem klise olarak da kullanılan bu tapınak, sonraki dönemlerde de Ankara için önemli dini ritüellerin merkezi olan ve günümüzün Hacı Bayram Camii´ne komşu olan bir noktadadır.

Hacı Bayram´dan ayrılıp eski valilik binası önündeki Julianus Sütunu´nun yanından inerek yakın dönemde gün yüzüne çıkarılmış Roma Yolu´na selam vererek yönümüzü yan tarafında kazıların halen devam ettiği Roma Hamamı´na çeviriyoruz. Roma hamamı ve açık hava müzesi özellikle antik temalı turların muhakkak uğrak verdiği bir alan. İmparatorluğun hamam geleneği olarak ufku açık bir alanda ve dönemin akropolünün belki de en manzaralı yerinde bulunan hamamın önündeki geniş Ankara silüeti yer alıyor.

Roma Hamamı için bir arınma ve temizlenme yeri olmaktan daha çok spor ve sosyalleşme bölgesi de diyebiliriz. Suyun hangi şekilde yer altında ısınarak temeller arasından buharın bölüm bölüm ayrıldığı ve insan vücuduna zarar vermeyecek şekilde klimatizasyonu da sağlayarak sıcaktan soğuğa yer değiştirdiğini yerinde görmek gerçekten mimarlık tarihi açısından oldukça doyurucu da bilgiler sunuyor. Kışın biraz esse de yazın kavuran sıcağında gezmek yerine daha anlamlı şekilde tamamlanabilecek bu son bahar ya da ilk bahar gezimizin başından itibaren hiç araç kullanmadan Antik Çağ´ın Ankara´sının en azından toplu ve uzun bölümünü yürüyerek keyifle bitirebiliriz.

Denizlere olan özlemleri nedeniyle Frigler tarafından çıpa anlamına gelen Ankyra adıyla anılmaya başlanmış oldukça eski bir kent Ankara. Üstelik gezilebilecek daha o kadar çok yeri var ki antik dönemlere dair; Beştepe Tümülüsü, Kral Metus Tümülüsü, ODTÜ Müzesi, Ahlatlıbel, Koçumbeli ve Yalıncak ören yerleri, Gordion müzesi ve büyük tümülüs adıyla anılan Kral Midas Tümülüsü, Gavurkale Hitit anıtı bunlardan sadece ilk anda aklımıza gelenler, ancak araştırıp yerinde görmek isteyenler için belki de bir referans olur düşüncesiyle şimdilik sadece isimlerini vermekle yetineceğiz bu yaşlı kentin antik geçmişinin. Nitekim son olarak diyebiliriz ki yıllar kentleri de buldukları gibi bırakmıyorlar.

YAZININ BİRİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

Yandex.Metrica

1 Comment

  • Avatar Ömür Çelikdönmez

    Augustun yazıtlarından ikisi de benim memleketim olan Isparta’da bulunuyorr. Biri Pisidya Antiohekyası olarak bilinen Yalvaç’ta, diğeri de Apollania veya Sozoolis olarak bilinen Amurriye yani Uluborlu’da

Comments are closed.

%d blogcu bunu beğendi:
Optimized with PageSpeed Ninja