‘Kürtler net hükümet kararsız’

32 mins read

HDP parti olarak katılacağı seçimlerde barajı aşamazsa ne olur? Seçimlerden sonra oluşacak meclis aritmetiği AK Parti’ye Anayasa’yı tek başına değiştirme şansını verecek mi? Başkanlık sistemi mümkün mü? Kürt sorununun çözümü hangi aşamada? Metropoll Araştırma Şirketi’inin sahibi Özer Sencar ile 2015’teki olası siyasi gelişmeler üzerine söyleşi.

Türkiye 2015’te bir kritik seçim daha yapacak. Genel seçimler gerek Kürt sorununun çözümü gerekse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği “Başkanlık sistemi” açısından önem taşıyor. Seçim sonrasında ortaya çıkacak Meclis aritmetiği, Anayasa’nın referanduma gitmeden değiştirilebileceği bir çoğunluğun elde edilmesi AKP açısından belirleyici olacak. Bu yıl yapılacak genel seçim, Kürt sorununun çözümü açısından da kritik bir eşik. HDP’nin seçime bu kez bağımsız adaylar ile değil parti olarak gireceğini açıklaması, yüzde 10’luk seçim barajı meselesini bir kez daha gündeme taşıdı. Tüm bu konuları Metropoll Araştırma şirketinin sahibi Prof. Dr. Özer Sencar’la konuştuk.  

Başkanlık sistemi ile ilgili olarak Tayyip Erdoğan’ın başından bu yana çok istekli olduğunu görüyoruz. Başkanlık sistemi ve Kürt sorununun çözümü ile ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Sizce “Başkanlık” çözümü kolaylaştırır mı?

 

Özellikle Kürt sorununun çözümü için Tayyip Bey’in kesin olarak istediği şey ‘Anayasal başkanlık sistemi’. Eğer o sorunu kendi zihnindeki dizayna göre çözmesi mümkünse, ancak başkanlık sistemiyle çözebilir. Başkanlık sistemi dünyanın birçok yerinde beraberinde federal yapıyı da getiren bir sistemdir. Kürtlerin de bu sorunun çözümü olarak adını koymasalar da istedikleri, özyönetim, demokratik özerklik gibi sözler ile ifade ettikleri şey Kuzey Irak’taki gibi federal bir yapı. Açıkça dile getirilmese de tanımladıkları şey bu. Böyle bir şeyin olması için başkanlık sistemine de ihtiyaç var. Yani başkanlık sistemi bu yönetim biçiminin yerleşmesini de kolaylaştıran bir mekanizma. Sadece Tayyip Erdoğan değil, Özal da Demirel de benzer şeyleri söylemişlerdi. Söylediler ama ya hayata geçiremediler ya da buna sonradan gerek görmediler. Tayyip Erdoğan da bunu söylüyor ve eğer o gücü elde ederse yapacak gibi görünüyor.

“Kürtler sürekli hazırlık içindeler”

Şu ana kadar merkeziyetçi politikaları tercih etmedi mi Erdoğan? Erdoğan, başbakanlığı döneminde de Ankara’dan bütün Türkiye’yi yönetecek “tek adam” profili çiziyordu. Eyalet sistemi hayata geçirilirse bu onun istediği tarzda bir yönetimi çıkarır mı ortaya?

Başkanlık sistemi ile birlikte Kürtlerin istediği şekilde bir federal yapıya geçerseniz, bazı yetkilerinizi ve egemenliğinizin bir parçasını devretmeniz gerekir. Bunun aksi nedir? ‘Biz Kürtlere özerklik vermiyoruz’ demektir. Onu dediğiniz zaman Kürtler bu konuda çok açık ve net bir şekilde tavırlarını ortaya koydular. Geçen gün Selahattin Demirtaş bir söz söyledi: Eğer dananın kuyruğu koparsa, dana bizde kalır! Bunun anlamı şudur; “İster seçimle olsun isterse olmasın, bizim bir hedefimiz var, bu hedefe doğru yürüyeceğiz. Yeterli gücümüz ve hazırlığımız var, danayı alırız” dediler. Şimdi burada önemli bir mesaj var. İki yıldır silahlı çatışma yaşanmıyor. Ama Kürtler PKK, KCK vs. sürekli hazırlık içindeler. “Silahlı çatışma durdu” deyip barış havasına girdiklerini ben düşünmüyorum. Onlar ilerideki bir gün için sürekli bir hazırlık yapıyorlar. Özellikle Kobani’deki müdahaleleri ve Kuzey Irak’ta Yezidilerin bulunduğu bölgede verdikleri mücadeleyle batıda bayağı bir prestij kazandılar. PKK batıda bir terör örgütü olma noktasından daha meşru bir noktaya doğru kendisini taşıdı. Dolayısıyla şimdi “Beklentilerimizi demokratik yollardan vermezseniz sokağa çıkacağız” şeklinde ifade ediyorlar. 6-7 Ekim’deki hareketleri de Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı ya da silahsız gücü durdurmadı. Öcalan’dan rica ettiler, o durdurdu. Bu bize, bu konuda yeterli hazırlıkları olduğunu gösteriyor. ‘Dananın kuyruğu koparsa dana bizde kalır’ lafını söyleyen anlayış, ‘’Biz bu güçteyiz’’ demek istiyor.

Kürt sorununun çözümü başkanlık sistemi olmasa da mümkün olabilir mi peki?

 

Önümüzdeki seçimde eğer AKP kendince yeterli güce ulaşır ve AKP üst aklı bunu daha başka türlü çözmeyi düşünmüyorsa, bu şekilde çözmek zorunda; özel bir şekilde yetkilendirilmiş bir alan açmak zorunda Kürtlere. Bugünkü merkezi yapıyla ilânihaye Kürtleri bugünkü yapıda tutmaya çalışırsanız Kürtlerin bunu çok uzun süre bekleyeceğini sanmıyorum. Yani çözüm sürecinin mutlaka hem Türkler hem de Kürtler tarafından kabul edilebilir bir formatta sonuca ulaşması lazım. Türk tarafı şu anda böyle bir çözüm sürecine hazırlıklı değil. İşte iktidar akil insanlar gibi yöntemleri kullanarak halkı çözüm sürecine doğru hazırlıyor. 

Türklerin bu konuya fikren daha hazır olduğunu araştırmalarınızda görebiliyor musunuz?

Oransal olarak çok büyük bir değişim görmüyoruz. Ama bireysel olarak konuştuğumuzda ‘çözülsün bu iş’ diyen çok insanla karşılaştım. Giderek insanların bir egemenlik paylaşımını giderek kabullenmeye doğru gittiğini görüyorum ben. Bunun başka bir çözümü olmadığını düşünenlerin sayısı az değil. Ya sürekli ‘savaşacağız’, yahut da ‘buradan bir çözüm bulacağız’ diyorlar. Yani sade vatandaş da oraya doğru gidiyor.

“Seçimden sonra oluşacak parlamento tablosu affı getirebilir”

Çözüm ile ilgili pek çok parametre ve talepler var. Bugün baktığınızda da görünen ne?

Oslo ve sonrasında MİT ile Öcalan arasında neler konuşulduğunu kamuoyu bilmiyor, Kürt politikacılar ve Türk yöneticiler biliyor. Orada hangi konularda konsensüs oluştuğunu bilmiyoruz. Ama Kürtlerin talepleri açık: Öcalan serbest bırakılacak, dağdaki PKK militanları gelecekler ve siyasete girecekler, güneydoğuda öz yönetim ya da özerklik hayata geçecek. Değişik kavramlar ile ‘muhtariyet’in adı örtülmeye çalışılıyor. Ben ayrı bir devlet değil ama federal devlet istediklerini anlıyorum. Dolayısıyla Öcalan’ın serbest bırakılmasının ve PKK’lıları da kapsayacak bir genel affın konuşulduğu, Kürtlerin bunu talep ettiği çok açık. Fakat seçime kadar böyle bir şeyin konuşulmasını beklememek lazım.

Kandil’den gelen, ‘PKK’nın Nisan ayındaki kongrede Öcalan’ı bekliyoruz’ sözü psikolojik bir şey. Kürtler böyle bir beklenti içinde olacak kadar siyasal akıldan uzak insanlar değil. Bilakis, Öcalan ve ekibinin siyasal zekâsının Türk kesimindekilerden daha fazla olduğunu düşünüyorum. Süreci çok iyi yönetiyorlar.

Seçimde oluşacak parlamento tablosu affı da getirebilir, Öcalan’ın durumunda belirli seviyede bir değişiklik sağlanabilir, buna siyasal sistem karar verecektir. Başkanlık sistemi olursa yönetimde egemenliğin bir ölçüde paylaşılması muhtemelen bir değişiklik olacaktır diye tahmin ediyorum. Benim durumu okuyuşum bu.

Federal yapı denerek kast edilen şey de sadece Kürt coğrafyası değil sanırım.

Türk ve Kürt bölgeleri şeklinde değil, o tepki çekebilir. Ama 8 ya da 5 federal bölgeye ayırarak yaparsanız, Ege ile Karadeniz’in bir farkı olmaz, ikisi de Türktür, bu arada Kürtler de kendi federal yapısına kavuşmuş olur. Bu çözümün mekanizmalarından biri olabilir. O aşamaya geldiğimizde siyasi zekâlar neler üretecek, göreceğiz. Kürtlerin bu konuda talepleri net. Bunu giderek daha açık ve apolitik şekilde konuşuyorlar. Başbakan Yardımcısı Akdoğan’ın “Her şeyi ulu orta konuşmayın, sürecin aleyhine oluyor” demesinin sebebi de bu. Perde arkasında kendi aralarında konuştukları şeyin kamuoyu önünde erken konuşulmasının süreci baltalayacağını söyledi Başbakan Yardımcısı. Böyle bir süreçte Kürt olmayan kesimin hassasiyeti bu konuda hâlâ yüksek. Eğer bunu erken alarme ederseniz iktidar partisinin seçimlerde aleyhinde olabilir. Dolayısıyla seçime kadar kimse konuşmayacak. Seçimlerden sonra parlamentoda oluşacak tablo bize nerelere gidebileceğimizi gösterecek.

“HDP barajı aşamazsa Kürtlerin oyları AKP’ye geçer”

HDP’nin 2015 seçimlerine bağımsız adaylarla değil parti olarak girme kararı sizce ne anlama geliyor?

 

Bu, kanaatimce, Öcalan ile MİT arasında da konuşulmuş bir şeydir. Öcalan bu konuda kesin kararlı gibi görünüyor. Ben Kürtlerin söyleminden şunu çıkarıyorum:

“Biz parti olarak gireceğiz. Barajı aşarsak zaten 50-60 civarında milletvekili çıkaracağız, oturur Erdoğan ile pazarlık ederiz. Başkanlık sistemi sana bunlar da bana diye pazarlık yaparız, anayasa değişikliğiyle bu ikisini birden çıkarırız ve geçiririz. Çankaya’dan da çıkar, referanduma da gitmez.”
Barajı aşamazlarsa bu sefer Kürtlerin bütün oyları AK Parti’ye geçecek. Şu anda parlamentodaki 35 milletvekilinin çok rahat 30-32’si AK Parti’ye geçmiş olacak. O zaman AK Parti Kürtlerin bu oyuyla yine Anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa sahip olabilir. O zaman Kürtler de ‘Şimdiye kadar oyumuz yetmez diyordun, şimdi gücün var, getir değişiklikleri, sen başkanlık sistemini al, bizim de istediğimizi ver’ diyecekler.

Parlamenter denetleme mekanizmalarından yoksun kalsalar bile Kürtler bunu isterler mi?

Evet isterler ama onun karşılığı şu: Yüzde 10 barajı kabul edilebilir demokratik bir engel değil. ‘Ya bu istediğimizi yapalım ve bu işi bitirelim ya da dünyaya 15 milyon Kürt’ü parlamento dışında bırakmış bir yönetimdir bu, bu yönetimle işimiz yok, gidip Diyarbakır’da kendi parlamentomuzu kuruyoruz’ da diyecekler. Zannediyorum kafalarındaki arka plan bu. Tayyip Bey eğer resti görür anayasa değişikliğinde uzlaşırsa, Kürtler bunu kabul ederler; başkanlık sistemi gelir, Kürtlerin istediği yerel yönetim ve yetki paylaşımı gelir, bir sorun çıkmaz. Ama Tayyip Bey 360 milletvekilini alır da Kürtlerin istediğini yapmazsa, Kürtler çok açık bir şekilde söylüyorlar, o zaman ‘dananın kuyruğu kopar dana da bizde kalır’ diyorlar. O zaman sokağa çıkarlar, Diyarbakır’da kendi parlamentolarını kurarlar ve dünya Kürtleri parlamento dışında bırakan bir seçim sistemini suçlayacağı için Kürtlerin yanında yer alır. Yani Avrupa, Amerika Kürtlerin sokağa çıkmasına, isyanına tepki vermez. Yahut da Türkiye Cumhuriyeti hükümetini desteklemez, Kürtleri destekler. Bu iki silahı birlikte oynuyorlar, Kürtler için ‘kazan kazan’ projesi bu. Barajı aşarlarsa kendi güçleriyle parlamentoya girmiş olurlar ve oturup Erdoğan ve AK Parti ile pazarlık ederler. Parlamentoya giremezlerse dünyaya ‘Türkiye’deki sistem adil bir seçim sistemi değil. Kürtler siyaset temsilinden uzaklaştırıldı’ deyip, ki ben böyle bir şeyi tasarladıklarını düşünüyorum, Diyarbakır’da parlamentolarını kurarlar ve silaha sarılırlar.

Dağdaki silahlı mücadeleye devam edeceklerini mi kastediyorsunuz?

Dağdaki mücadele bitti. Bütün şehirlerde çok iyi organize oldular. Böyle bir şey olduğunda silahlı mücadele sadece Diyarbakır’da, Siirt’te, Cizre’de olmayacak, İstanbul’da, Kürtlerin var olduğu her yerde olacak. Dolayısıyla ya demokratik bir şekilde temsil edilecekler ve Kürt tarafıyla hükümet tarafı demokratik bir uzlaşma sağlayacaklar, ya da sorun çıkacak.

Hükümetin buna bakışı ne sizce?

Ben hükümetin bu konuda Kürtlerin bu isteklerine cevap mahiyetinde bir şey söylediğini görmüyorum. ‘Biz çözeceğiz’ diyorlar. Bu tabloyu sade bir vatandaş olarak ben kestirebiliyorum da devletin, hükümetin, MİT’in bunu görmemesi tasavvur edilebilir mi? Selahattin Demirtaş’ın son konuşması Kürtlerin duygularını ortaya koyuyor. ‘Dananın kuyruğu’ tabiri bizde çok kullanılan bir tabirdir. Ama kuyruk koparsa dana bizde kalır şeklinde hiç kullanılmaz, bunu Kürtler söyledi. Burada açıkça ‘yüzde 10 baraj adil değil, biz bunu bilerek seçime giriyoruz, eğer parlamentoda temsil edilmezsek ve siz de bizim taleplerimizi karşılamazsanız gerekeni yaparız. İşte 6-7 Ekim ortadadır. Biz istemeseydik durduramazdınız siz’ diyorlar. Bunu açıkça söylediler. Öcalan’ın sözü üzerine durdular. Kürtler bu konuda net bir şekilde tavırlarını ortaya koydular. Hükümet seçime giderken bunları Kürtler gibi net bir şekilde konuşamaz.

“AKP’ye oy veren Kürtler AKP’ye çok bağlılar”

Barajın düşürülmesi gibi bir ihtimal var mı seçimler öncesinde?

 
 

Hayır, hiç öyle bir şey düşünülmedi zaten. Kürtlerin bu seçime parti olarak girmesinden AK Parti’nin bir kaybı olmayacak. Yani, AK Parti’ye oy veren Kürtler AK Parti’ye çok bağlılar. Ona oy vermeye devam edecekler. HDP, ‘AK Parti’ye oy veren Kürtlerin oyunu alırız’ diye düşünmesin. Belki yarım puan, 1 puan alabilirler, o kadar. AK Parti’ye oy veren Kürt seçmen konsolide bir seçmendir.

Burada asıl risk altında olan sol kesimdir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de gördük biz bunu. Cumhurbaşkanı adayını beğenmedikleri için 600 ilâ 700 bin CHP’li Selahattin Demirtaş’a oy verdi. Eğer HDP biraz daha Türkiye partisi gibi davranırsa buradan aldığı oy artabilir. BDP- HDP gibi bir partilerin Türkiye partisi olma şansı yok. Öcalan ve Kandil’in yönettiği bir partinin Türkiye partisi olması mümkün mü?

Ama cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş, bu şekilde oy almadı mı?

O kendisine verilen bir opsiyonu kullandı. Ona istedikleri yerde dur diyebilirler. Selahattin Demirtaş, Öcalan ve Kandil’den bağımsız onları dinlemeden, onlardan çekinmeyecek bir yetki ve güce sahip değil. O böyle bir rol üstlendi. Gerçekten de çok sempatik bir adam. Konuşması çok yerinde, polemik kabiliyeti çok yüksek, söyledikleri de halka ters gelecek şeyler değil. Sol, sırf Ekmeleddin İhsanoğlu’na vermemek için gitti ona oy verdi. Burada yine bu sol seçmen HDP barajın altında kalmasın diye gidip HDP’ye oy verebilir. Zaten CHP ile arası iyi değil bu sol seçmenin.

İlginç olanı, bu durum CHP’ye bir ya da iki puana mâl olabilir. HDP’nin parti olarak seçime girmesinden en büyük zararı CHP görebilir, bu projeyi fark etmezlerse. HDP eğer Sırrı Süreyya Önder gibi birkaç Türk ismi listelerine koyarsa, Kürt olmayan adayları birkaç yerde aday gösterirse, sol seçmenden Türkiye partisi kimliği ile oy alabilirler.

2015 seçimleri sonrasında oluşabilecek olası meclis aritmetiğine dair bir öngörünüz var mı?

Genel olarak, şu anda mevcut siyasi partilerle ilgili konuştuğumuzda AK Parti’nin çok ciddi bir oy kaybına uğramasını beklememek lâzım. AK Parti’ye kızgın küskün, gayrı memnun bir kitle var ama bunlar bir yere gitmiyorlar, CHP’de bir artış yok, MHP’de bir artış yok. HDP’de bir artış yok. AK Parti’nin oyunu iktidardan düşürecek ya da bugünkü çoğunluğun altına indirecek bir çekim gücü yok ortada. Bu insanlar ya sandığa gitmezler ya da gidecek bir yer bulamadığı için yine AK Parti’ye dönerler. Dolayısıyla AK Parti’nin iktidardan düşmesi gibi bir şey söz konusu değil. Yüzde 40’ın altına en kötü şartlarda bile reel olarak düşmesini beklemiyoruz.

Yolsuzluk iddiaları da etkili olmadı mı?

Çok fazla etkilediğini düşünmüyorum. Halkın yüzde 60’tan fazlası yolsuzlukların varlığını kabul ediyor ama bu onların siyasal tavrını değiştirmeye yetmiyor.
Dolayısıyla yolsuzluklardan hareket ederek şu an itibarıyla kazanan bir parti yok. Şimdi yolsuzluk nedeniyle AK Parti’den uzaklaşan bir kitle var. Belki uzaklaşmalarının sebeplerinden birisi bu. Ama bunlar başka bir yere gitmiyorlar. Siyasi tabloyu değiştirecek olan şey, birisinden ayrılan seçmenin diğer tarafa gitmesidir. Burada yok öyle bir şey.

“Cemaat net bir kayıp yaşıyor”

Peki ya Gülen cemaati?

Cemaat her halukârda kaybetti, burada tartışmasız net bir kayıp yaşıyor. Geçen hazirandan bu yana ölçüm yapıyoruz, hem toplumdaki itibarı hem ekonomik psikolojik desteğinde ciddi bir düşüş olduğunu tahmin ediyorum.

Cumhuriyetçi kesimin Ergenekon ve Balyoz davalarından yolsuzluk soruşturmalarına gelinceye kadar Cemaat’e bakışında sizin gözlemlediğiniz bir değişim var mı?

‘Cemaate karşı eski husumetlerini ve karşıtlıkları bir süreliğine bir tarafa bırakalım’ şeklinde bir yaklaşımları olduğunu düşünüyorum cumhuriyetçilerin. Yoksa Ergenekon ve askerlere yönelik operasyonlar sırasında medyada okuduklarımız doğruysa yasa dışı, adalet dışı uygulamalar yapıldığı konusunda çok fazla iddia vardı. Bunların hepsinin de yalan olması mümkün değil. Mutlaka bir şeyler yapıldı. Bu insanlar da bunu söyleyip duruyorlar. Ama şu anda o insanlar Tayyip Erdoğan ve iktidar partisinin ülke yönetimine baktıkça, Cemaate olan karşıtlığını bir miktar öteliyor olabilirler.

Tamamen Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden gelişen bir siyasi refleks mi oluştu, bunu mu demek istiyorsunuz?

Cemaate karşı sempati duyduklarından yapmıyorlar bunu. Tayyip Erdoğan’a olan karşıtlık Cemaate sempatiyle bakmaya ya da en azından eskilerin üstünü şimdilik örtmeye götüren bir duygu oluşturduğu şeklinde algılıyorum ben. Merkezde Erdoğan karşıtlığı söz konusu. Yoksa o kitlenin cemaate sempati duyması hiçbir şekilde mümkün değildir. Gazeteci de, asker de sivil de yıllarca yattı içeride. Bu insanların hepsi şimdi beraat ediyorlar. İçeriye atılmaları da, beraatleri de doğru olmayabilir. Ama bu insanlar ıstırap yaşadılar. Bu ıstırabı bile görmezden gelecek ya da şimdilik kapatalım diyecek bir Tayyip Bey karşıtlığı var.

Bu sağlıklı bir durum mu peki siyaseten?

Değil tabii ki. Demokrasilerde projeler ve hedefler konuşulur ama burada kişiler ön planda. Kutuplaşma ön planda. İnsanlar kendilerini bir yerlere savrulmuş buluyorlar. Tayyip Bey’in de çok iyi kullandığı bir durumdur bu da: Kutuplaştırarak kendi arka planını daima sağlam tutuyor. Konuşmalarına dikkat ederseniz hedef kitlesi yüzde 60 civarında olan muhafazakâr dindar milliyetçi kesimdir. Öbür tarafa hiç itibar ve iltifat etmez Tayyip Erdoğan. Onlara vurur, öbür tarafın hoşuna gidecek şeyler söyler. Çünkü öbür taraftan kendisine gelecek bir şeyin olmadığını bilir. Bu taraftaki insanları konsolide etme taktiği güder.

Burada kritik nokta dönüp dolaşıp yine Kürt meselesine geliyor sanırım. AK Parti kitlesini bu konuda da tutmayı başarıyor mu?

Başarıyor çünkü, konuşmaya geldiğinde PKK’ya atıp tutuyorlar. Yani iktidar konuşmacıları gerektiğinde çok sert sözler sarf ediyorlar, milliyetçi-muhafazakâr kesimin havasını alacak konuşmalar yapıyorlar. Zaten siyasette bu vardır, arka planda görüşür anlaşırsınız, ön planda nasıl gerekiyorsa öyle konuşursunuz.. Siyasetçiler bunu yapıyor. Yeri geldiğinde iktidar HDP veya PKK’ya sert çıkışlarda bulunuyor. Ama bu çıkışlar siyaseten yapılmış çıkışlardır. Öbür taraf da bunu yapıyor. Söylem yoluyla siyaset yapılıyor.

 -Al Jazeera-

FİKRİKADİM

The ancient idea tries to provide the most accurate information to its readers in all the content it publishes.


Fatal error: Uncaught TypeError: fclose(): Argument #1 ($stream) must be of type resource, bool given in /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php:2386 Stack trace: #0 /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php(2386): fclose(false) #1 /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php(2146): wp_cache_get_ob('<!DOCTYPE html>...') #2 [internal function]: wp_cache_ob_callback('<!DOCTYPE html>...', 9) #3 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/functions.php(5420): ob_end_flush() #4 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/class-wp-hook.php(324): wp_ob_end_flush_all('') #5 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/class-wp-hook.php(348): WP_Hook->apply_filters('', Array) #6 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/plugin.php(517): WP_Hook->do_action(Array) #7 /home/fikrikadim/public_html/wp-includes/load.php(1270): do_action('shutdown') #8 [internal function]: shutdown_action_hook() #9 {main} thrown in /home/fikrikadim/public_html/wp-content/plugins/wp-super-cache/wp-cache-phase2.php on line 2386