Kapadokya´nın bilinmeyen yüzü; Niğde

Bir süredir ara verdiğimiz gezi yazılarımıza bu sefer de Orta Anadolu´dan devam edelim istiyorum. Öyle ki belki bilinen diğerlerine nazaran başlara alarak biraz olsun iltimas geçeceğimiz bir şehirle; güzel atlar diyarı Kapadokya´nın pek de bilinmeyen bir kenti Niğde ile üstelik… Benim için gezmek ya da seyahat etmek fiilinin ruhumun derinliklerine ilk tohum atışını, kalbimde ilk filizlenişini sağlayan şehirdir Niğde. Orta Anadolu´da biraz kıyıda, biraz köşede kalmış gibidir esasen; ancak tanısanız öyle seversiniz ki bu şehri, insanının samimiyetini değme dünya şehirlerinde bulamazsınız.

İyimserliği ve kötümserliği bir arada yaşatır bu şehir ama ayrıldığınızda kötüler unutulur hep iyileri hatırlarsınız çünkü bakirdir, çoraktır, mahzundur Niğde… Kendinden, insanından başka verebileceği hiçbir şey yoktur çoğu zaman. Öyle misafirperverdir ki, bir yandan size ürkek bakışlar fırlatan köylüleri diğer yandan da neyi var neyi yok seriverir önünüze. Aç mısın, tok musun ya da susuz mu ilk onu sorarlar burada gelenlere. Ziyaretçisi baş tacıdır ve asla farklı değildir diğer Anadolu şehirlerinden çünkü aynı kültürle, aynı ahlakla sulanmıştır bu çorak topraklar.

Pek çokları bilmese dahi, tanımasa dahi ilk duyduklarında adı sevimlidir, en azından kulaklarına zamanın birinde çalınan bir atalar sözü geliverir akıllara; hiç düşünmeden “Geçti Bor´un pazarı, sür eşeğini Niğde´ye…” deyiverir dudaklar ve hikayesini bilmeseler de bu sözün, muhakkak bir yaşanmışlık vardır der insan o an ve düşer yollara hikayenin kahramanı gibi ağır aksak da olsa.

Türkiye´de en sevdiğim antik çağ bölgesi olan Kapadokya´nın bir parçası da Niğde´dir ama niyeyse turizmden hak ettiği payı neredeyse hiç alamaz. Lezzetli, sulu elması ve ülkenin en kaliteli patates üretimi ile tanınır hatta çoğu zaman sadece, bir de büyükşehirlere ihraç ettiği hurda işi yapan emekçileriyle… Okuma yazma oranı ile yıllarca ilk sırayı aldığı pek bilinmez Niğde´nin. Ankara bürokrasisinde kentlisi çok olsa da niyeyse pek nemalanamaz ticaretiyle, turizmiyle. Kimilerine göre komşu kapısıdır, hafta sonu için yol uğrağıdır ama o denli mütevazidir ki pazarlayamaz bir türlü kültürel mirasını, işte bu yüzdendir ki Kapadokya´nın bilinmeyen yüzüdür Niğde.

Şu durumda bir gezgin Niğde´ye geldiğinde nereleri görmeli ki bu kültürel mirası az da olsa tanıyabilme şansına nail olsun sorusunu cevaplamaya çalışalım. Oldukça eskilere dayanan Niğde tarihinde adını duyurmuş pek çok uygarlık yer almakta, bu nedenle bilinen ilk adı Nahita´yı veren Hititler´den mi başlamalı söze yoksa Anadolu´da Türk ve Müslüman izleri öncesinden kalma Roma uygarlığına kadar mı inmeli bilemiyorum. Çevresindeki köylerden halen sağlam kalan kliseler mi yoksa yer altı şehirleri mi öncelikli olarak görülmeli bilemiyoruz ama, ilk olarak şehir merkezinden Niğde kalesi ile ufkunu görmek kentin güzel bir başlangıç olabilir kanısındayız.

İl olarak kendisinden ayrılan Aksaray´a hibe ettiği Ihlara Vadisi´nin diğer bir uç kolu da Melendiz dağı sırtlarından Niğde´ye kadar ulaşır. Güzelyurt, Çiftehan ve Ziga kaplıcaları ile Ihlara ve Kemerhisar içmeceleri, Gökbez kaya kabartması, Konaklı yeraltı şehri ile Andaval klisesi, Gümüşler manastırı, uzun yıllar depo olarak kullanılmış ve sonradan bakımı yapılarak ziyarete açılmış Bor eski klisesi ile, Kurtuluş Savaşı yıllarında hastane olarak kullanılmış Bor yeni klisesi; ki adının yeni olduğuna bakmayın sadece diğerine nazaran yeni, oysa günümüz için de oldukça eski bir klisedir. Tarihi saat kulesi de kalede ziyaret edilebilir.

Bor Paşa (Sokullu Mehmet Paşa) camisi, Cumhuriyet tarihi açısından oldukça önemli bir görevi icra etmiş olan Ak Medrese, Zinciriye Medresesi ile Alaeddin, Sungur Bey, Hanım, Paşa ve Şeyh İlyas camileri, Dışarı cami, Sarı cami, Şah mescidi, Niğde ve Bor bedestenleri, Alay, Sultan, Ağzı kara ve Öküz Mehmet Paşa hanları, Hüdavend Hatun kümbeti, Gündoğdu türbesi, Niğde müzesi gibi görülmeye değer tarihi ve pek çok doğal çevre yerleri olan Niğde Anadolu´nun neredeyse tüm medeniyetlerine ikamet etmiş en eski yerleşim yerlerindendir.

Diğer illere nazaran oldukça mütevazi geçinme maliyetleri ile 2000´li yıllar sonrasında üniversitesinin de hızla gelişimi ile tam bir öğrenci kenti olan Niğde, Şah Süleyman mahallesindeki enfes bağ ve bahçeleri ile de, Bor Paşa Bağlarıyla da türkülere bile konu olmuştur. Şehir merkezindeki devasa kütüphanesi ile de eğitimin ve kültürün ne denli önemsendiğini rahatça fark edebildiğimiz Niğde, özellikle öğrencilere sunduğu imkanların gelişimi ile umuyoruz ki yakın zamanda iç ve dış turizmde de gelişme gösterecektir. En azından düzgün planlanacak bir kültürel miras turizmi uygulamasıyla, Aladağlar Milli Parkı´ndan, Demirkazık´tan elde ettiği dağcılık ve alternatif turizm gelirlerine yaklaşabilecek potansiyeli haizdir.

Eğitim oranının çok yüksek olduğuna değinmiştik, bunun destekçisi ilk örnek belki de Cumhuriyetin ilanında TBMM´ne ilk kutlama telgrafını çeken ve yine aynı gün ilk defa şehir genelinde gerçekleştirilen top atışları ile başkente yakınlığını sadece fiziki olarak değil, icraatte de gösteren şehirdir Niğde.

İmar alanında özellikle baraj ve su yolları yapımında Asia Minör´ün, ön asya arkeolojisinin belki de en önemli uygarlığı olan Hititlerin yerleşim alanı olan Tyana(Kemerhisar) su kemerleri ve Bor ilçesi Bahçeli kasabası yakınındaki Köşk Höyük ile Roma Havuzu da en çok görülmeye değer yerlerden birisidir. Bu bölgeye çok yakın olan bir tümülüsün yani kral mezarının adı da Anadolu´daki diğer kardeşleri gibi Şanlıurfa´ya selam gönderir şekilde Göbeklitepe´dir.

Anadolu Selçuklular´ın sancak beyliği olduğu için de döneminin imar faaliyetlerinden oldukça yoğun etkilenmiştir, bunlardan bir örneği ve günümüzde kültür merkezi olarak kullanılan Ak Medrese´nin avlusunda Niğde Gazozu´nuzu ya da çayınızı içerek dinlenebilir, ya da Meşrutiyet Caddesi´nde kısa bir yürüyüş yaparak küçük Anadolu kentlerinin esnaf samimiyetine tanık olabilirsiniz. Karnınız acıktığında da yöresel bir lezzet tatmak isterseniz, Niğde tava yapan bir yer bulup keyfini çıkarabilirsiniz ya da geziniz Ramazan ayına denk gelirse, iftarınızı kaleden gelen top atışları eşliğinde meşhur Tahinli Pide ile açıp, sahur vaktine kadar canlı ve hareketli olan caddelerini dolaşıp sahurunuzu da damak tadınıza göre bir yerde rahatça dışarda yapabilirsiniz.

Dünyadaki tek gülümseyen Meryem Ana ikonografik resminin bulunduğu Gümüşler manastırı, Aladağlar´ın eteklerinde kurulmuş Eski Gümüş kasabasındadır. Bu nedenle özellikle Türkiye´nin ve dünyanın pek çok yerinden sportif amaçlarla tırmanmaya gelen dağcılar için bir taşla vurulacak ikinci kuş da Aladağlar Milli Parkı ve Demirkazık zirvesinden sonra muhakkak ki Gümüşler manastırıdır.

Aladağlar Milli ParkıTanımadan, görmeden, uzaktan baktığınızda terkedilmiş izlenimi verse de Niğde, özellikle Ankara´da yaşayanlar için kolay ulaşımıyla bir hafta sonunu alternatif olarak nasıl değerlendirebiliriz sorusunun cevabını oldukça doyurucu şekilde sunmaktadır bizim için. Köylerindeki evlerde henüz gün yüzüne çıkarılmamış yeraltı şehirlerinden bazılarına ulaşabileceğiniz dehlizler vardır mesela, yöre halkına ne denli karışırsanız o denli kolay keşfedersiniz buraları.

Osmanlı dönemindeki adı “dar ül pehlevaniyye” yani pehlivanlar kapısı olan Niğde, uzun yıllar boyunca Bor ilçesi ile imparatorluğun Barut ihtiyacını ve demirci ustaları ile de ordunun kılıç ihtiyacını karşılamıştır. Eski muhacirleri olarak Selanik mübadillerini, yeni muhacirleri olarak da 1950-60´lı yıllarda yerleştirilen Bulgaristan göçmenlerini bağrına basmıştır Niğde. O nedenle bu çok kültürlü yapısının getirdiği şekilde gelenekleri de mutfak kültürü de oldukça gelişmiştir.

Kayaardı bağları, Gebere barajı ile, tarih kokan Mandilmos, Fertek ve Kemerhisar ile sokak sokak gezilse, her sokağında başka bir uygarlığın izine rastlayacağınız Niğde, en başta okumaya gidip de dönmeyen ya da türlü nedenlerle dönemeyen hemşehrilerinin en azından tatillerde kendilerini çocukluklarından kalma anılarla buldukları, küçük, şirin, sakin ve sessiz bir terki diyar gibi, kapısını çalan her ziyaretçisine içten bir gülümsemedir Kapadokya´da…

Yandex.Metrica

2 Comments

  • Avatar Mustafa Everdi

    Çok teşekkür ederim ve tebrik. Bir Niğdeli olarak. Yazınız beni duygulandırdı ve toprak verimsiz olduğu için çocuklarını okumaya yönelten bir ilin okumuşu olarak gidip de geri dönmeyenlerden olduğumu düşünüp üzüldüm. Kendime az(y)ar verdim. Gerçekten tarihi derinliği ile, değişik dönemlerin kültürel katmanlarını ihtiva etmesi nedeniyle Niğde imparatorluk tohumu barındıran bir şehirdir. yemekleri hep simya ile ilgili simyager kadınların ikramıdır. Gezilecek görülecek yeri çoktur. Kes bir Niğdeli ile soğan’a indirgenmiş bir şehirdir veya hurdacılığa. Halka tatlılar yapıp şehirlerinizde sunanlar da Niğdeli’dir. Eskiden seyyar arabaları ile ayağınıza hizmet getirerek tatlı satanlar. Her içinden çıkardığı değer ve zeka; gittiği yerlerde merdiveni ittiği için irtibatı kalmaz Niğdeyle. Geri dönüp hizmet götürmez. Doğuş Holding sahibi Ferid Şahenk kadar Niğdelidir herkes. yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmemiş. Bu nedenle yazınızı kendime çok yakın buldum ve yaralı yüreğime ilaç gibi geldi. Tekrar teşekkür ederim.

  • Avatar mehmet

    Bende Niğdeli olarak gerçekten gururlandım ve sevindim. memleketimin özelliklerini kısa tutmuşsunuz. bilinmeyen köyler, bilinmeyen yöreler ve bilinmeyen daha bir çok yerleri vardır. yaylaları, daha önceleri volkanik olan hasan daği, her türlü sebze ve meyva nın yetiştiği KINIK ovası ve bu ovada bulunan Tümülüs altındaki yeraltı şehri, Yeşilyurt köyünde bulunan kilise aynı yerde bulunan mağaralar, ayrıca kemerhisar da bulunan su kemerleri ve daha çok yerler yine de teşekkür ederiz, geçti borun pazarı sür eşşeğini Niğde ye sözü nasıl oluşmuş ; salı günleri bor ilçesi nin pazarı, perşembe de Niğde nin pazarıdır. köyden salı günü bor a pazara gelen kişi geç kalmış öğleden sonra gelmiş (bor pazarı öğleye kadar sürer) köylü pazarı sormuş, bor lu hemşehrim geçti borun pazarı sür eşşeğini Niğde ye demiş. sözün aslı budur derler. birde deli, zır deli, zırzır deli, NİĞDELİ vardır.

Comments are closed.

%d blogcu bunu beğendi:
Optimized with PageSpeed Ninja